Cuma, Nisan 3, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 100

FARKINDA OLMALI İNSAN

0

Farkında Olmalı İnsan…
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken ‘Dünya Benim!’ Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!’ Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür.

“Ömür Dediğin” Şiiri Can Yücel’e Ait Değil

Mezkur mısralar Can Yücel imzasıyla internette sıklıkla paylaşılıyor olsa da, Can Yücel’in yayımlanan eserlerinde bu şiir hiç yer almadı. Yücel’in şiirlerinin derlendiği “Sekizi Bir Yerde” adlı eserde bu şiir geçmiyor.

Güler Yücel de bu şiirin eşi Can Yücel’e ait olmadığını doğrulamıştı. Güler Yücel, Kemal Öncü ile yaptığı röportajda, bahse konu şiirin eşi Can Yücel’e olmadığını şöyle aktarmıştı:

Sessiz Gemi’yi tabut ile ilişkilendirip ölüm yolcusu bildik hep

0

Sessiz Gemi’yi tabut ile ilişkilendirip ölüm yolcusu bildik hep. Oysa üstad Yahya Kemal için ölümden de beterdi.

Ayrılıktı.

Üstad Yahya Kemal, Nazım Hikmet adlı gencin evinde kendisine Türkçe şiir dersleri vermeye başlar.
Aradan günler aylar geçer ve üstad Yahya Kemal Beyatlı o gencin annesine aşık olur.
Genç Nazım bu durumu farkedince hocasının paltosunun cebine bir not bırakıverir.
Not şöyledir;
“Bu eve öğretmenim olarak girdiniz ama babam olarak giremeyeceksiniz.”
Ve o eve bir daha girmedi Yahya Kemal Beyatlı.
Ve sevgilisi,
Nazım Hikmet’in annesi Ayşe Celile hanıma bir daha yaklaşamadı. Ressam Ayşe Celile Hikmet, resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un dilinde destan olmuş asil bir hanımefendiydi.

Yahya Kemal vefat ettiğinde evraklarının arasının içinden kurumuş iki yaprak ve kısa bir not bulunan zarf çıktı.
Şöyle yazıyordu notta:
“Bu zarfın içindeki hatıra 19 Ağustos 1930’da Sirkeci Garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir.

Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim.”
Ayşe Celile Hikmet muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği Paris’e gitmeden önce Sirkeci Garında Yahya Kemal’e vermişti.

Aralarında ki aşkın öyküsü uzundur ve ressam Ayşe Celile hanım Heybeliada’dan ayrılırken Yahya Kemal’in elinden hiçbir şey gelmez ve her dizesi ölümden de beter o ayrılığın acısı olan meşhur şiirini yazar..

SESSİZ GEMİ…
Artık demir almak günü gelmişse zaman dan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.

Yahya Kemal Beyatlı

Emanet Etmişsin Geldi Selamın

0

Emanet Etmişsin Geldi Selamın
Gül Yüzlü Cananım Aleyküm Selam
Aldım Tazim İle Bu Bengü Lalım
Ey Şah-ı Cihanım Aleyküm Selam

Mürüvvet Umarım Efendim Senden
Uğruna Geçmişim Can İle Tenden
Demişsin Gedama Selam Et Benden
Ey Şah-ı Cihanım Aleyküm Selam

Boynuma Geçmeden Aşkın Kemendi
Neden Ağlatırsın Bu Derdimend’i
Dosta Selam Salmış Efendim Kendi
Ey Şah-ı Cihanım Aleyküm Selam

Şiirin aslı Gevheri’ye aittir. Aktaran: Alptekin Şimşek

Emânet itmişsin geldi selâmın
Şevketli sultânım aleyküm selâm
Aldı ta’zim ile bu ben gulâmın
Ey şâh-ı hûbânım aleyküm selâm

Umarım efendim mürüvvet senden
Uğruna geçmişim can ile tenden
Dimişsin gedâma selâm it benden
Berhudar ol canım aleyküm selâm

Geçirdin boynuma aşkın kemendin
Bildim ki efendim benden usandın
Yeter karar oldu bu derd ü gamın
Derdime dermanım aleyküm selâm

Bilmezim bu dil-i biçâre netsün
Hicr-i firakınla ya kande gitsün
Selâm eylemişsin Hak selâm etsün
Sana ey cananım aleyküm selâm

Aziz iltifatın râyegân ettin
Âteş-i sinemi gülistan ettin
Mahzun Gevheri’yi şâdüman ettin
Ey gonca dehânım aleyküm selâm

BABA İSHAK

0

Hey oğul, gel gidelim seninle Ferhat kentine
Sevinin dal dal sarktığı elma bahçelerine
Amasya’dır, bir kan gülü açar mağrasında
Horasanlı Baba İlyas, yolcusu İshak’ın
Güneşteki kardeşliğin ve ekmekteki güneşin
Türkmen töresinde bir eski devrimcinin
Anadolu’nun gökyüzüne vuran öyküsüne.


Bir yaprak açıp insanın gönül betiğinden
Derdi ki, Baba İshak Türkmen
“Bizler Oğuz oğluyuz, kutsaldır toprağımız
Gökyüzüdür bayrağımız, dolaşır şarabımız
Bir eşit salkımdan mayalanıp elden ele
Yeryüzünde insanoğlundan yanayız
Karşıyız bey oğluna, sultan kuluna
Seviden, hoşgörüden, gülüşten
Dut yaprağını ipeğe çeviren işten yanayız”


Duyurtu saldı ki köylü Anadolu’ya
Ermiş savaşçı Baba İshak
Bir bozuk düzendir Selçuk oğlu Konya
Acem’dir saray direği yabandır yıkılacak
Hışıldayan bir güzel düzendir akça kavak
Obaların direğini tutan halk ağacı
Bir kulaktır ses alır, saraydan dışarı
Köylü Anadolu’nun Türkmen oğulları
Vardılar, Baba İshak’ın eteğine
Ala yazma kadınlar, çocuklar söğüt dalı sapan


Dediler: Söyle Baba İshak öğret, yol iz aç bize
Kara bulut bunalımı atalım üstümüzden
Sevinç mayası kat kara somun ekmeğimize
Geldik işte, Canik dağlarından oba oba
Çorum’dan, Sivas’tan ve uzak Maraş’tan
Gecelerimizi yıldız kağnılarıyla çekerek
Baba İshak eyitti mağarasından, seslendi:
“Kardeş Türkmen oğulları yeryüzü evinizdir
Toprağıyla yaşadığımız, ekmeğiyle döşediğimiz
Ve bir gül dalı altında birleştiğimiz
Bir eşit dönüşümdür, ölüm!


Üç yağıdır savaşacağımız: Baskı, ezinç, yağma
Üç dostunuz var: Yaşamak gönlünüzce
Beyliğiniz söylenir dilinizce
Buğday, su ve güneş yetmeli evinizce…”
Baba İshak, tanyeri ağaranda, çoban yıldızı yol verende
Düştü Türkmen oğullarının önüne
Bir kol Sivas yollarındaydı


Bir kol Konya önlerinde savaşmadaydı
Parayla tutulmuş Frenk askerleriyle
Köylü buğdayı altına çeviren çarşı beyleri
Sürüklenip gittiler değirmeni döndüren suyla
Ne ki ey oğul, öykümüzün sonu acı
Varlıklı sultanların utkusu kıyıcıdır
Devrildi bozkır güneşi karanlığın ardına
Kırşehir kilimi yandı Malya ovasında,
Yalnızdı Tokat Türkmenleri ve Adıyaman çobanları
Bir umut eğiriyorlardı belki Amasya ovası


Doğurgan gücüyle buğdayın anası
Yedi kılıçlı yörük kadını güneş, arka çıkardı halka
Bir güzel düş adına çarpışan Baba İshak’a
Gün döndü, gün devrildi bir kan düğünü
Gelin bacıları ve Türkmen savaşçıları bir gerdekte
Amasya’da ay doğarken devirdi geceye
Yetiş ey Baba İshak, dediyse de köylü Anadolu
Yetişemedi…


Şundan ki, Amasya’da ay doğarken
Bir düş salkımıydı kalenin burçlarında
Baba İshak’ın sallanan ermiş başı
Ay başlangıçtır yaz gecesine
Seher vaktine ve yol çıkışlarına gebe
Işığın doğurgan anasından…
Sürdü halk dalının kırımı, yarayı gül yaprağıyla saran
Gönüller çardağı Hacı Bektaş gününe dek…
Yetişemediğinden ermiş dut ağacı Baba İshak
O kanlı kıyımdan kalmadır Anadolu’da açan her gelincik!…

Ceyhun Atuf Kansu
( 1919 – 1978 )

Ali aşkı namımızı böyle kızılbaş etti

0

Biz garib-i vatanız dar u cihanda kaldık
Derdimizi tazeleyip yakma bizi biz yandık
Dağ-ı haydarı vurup sinemizi dağladık

Nazar-ı şahı erenler bizi bektaşi etti
Ali aşkı namımızı böyle kızılbaş etti

Mezhebim belli değil başka bir esrarım yok
Elde tespih dilde vird belde zünnarım yok
Düşmana bir zararım dosta bir kârım yok
El ile kadr-i cidal sarfedecek bir varım yok

Nazar-ı şahı erenler bizi bektaşi etti
Ali aşkı namımızı böyle kızılbaş etti

Suçumuz nedir erenler Kara günlerde biz kaldık
Mansur ile bedrettin ile Serezlerde biz asıldık
Zalımların zulmu bizim Gözümüzü yaş eyledi

Nazar-ı şahı erenler bizi bektaşi etti
Ali aşkı namımızı böyle kızılbaş etti

Nesimiyle pir sultanla Biz asıldık biz kesildik
Maraşlarda sıvaslarda Biz yandık bizler yakıldık
Zalımların zulmu bizim Gözümüzü yaş eyledi

Nazar-ı şahı erenler bizi bektaşi etti
Ali aşkı namımızı böyle kızılbaş etti

Biz pire ikrar vermişiz Gerçeğe boyun eğmişiz
Mazlumların hakkı için Zalıma karşı durmuşuz
Zalımların zulmu bizim Gözümüzü yaş eyledi

Nazar-ı şahı erenler bizi bektaşi etti
Ali aşkı namımızı böyle kızılbaş etti

Gül yüzlü sultanım neme incindin

0

Gül yüzlü sultanım neme incindin
Araya söz katar eldir efendim
Ben kulunum hakipayine geldim
Arada noktayı kaldır efendim

Arzun nedir visaline ermeye
Gönül kuşun yuvasını görmeye
İntizarım dost gülünü dermeye
Bu kadar cevr etme güldür efendim

Dost dostu bir pula satar mı böyle
Gayrılara meyil katar mı böyle
Kusurludur deyü atar mı böyle
Kul kusurdan hali midir efendim

Kulun işi her dem günah işlemek
Adettir fidanı kesip aşlamak
Bir mürvete yüz bin kan bağışlamak
Ta ezelden kadim yoldur efendim

Gam ile geçirdik şurda beş günü
Senin şanın kaldırmaktır düşkünü
Ben bir divaneyim gönül şaşkını
Göster doğru yolu bildir efendim

Hayal hayal gelir dostun cilvesi
Budur aşıkların meskeni hası
Aşıkın maşuka cevri cefası
Hak bilir ki türlü haldir efendim

Hatayi’m der bu ahvali bilenler
İntizar etmez mi darda kalanlar
Derler kusur görmez sultan olanlar
Bazı kusur işler kuldur efendim

Gül yüzlü gündeşim
nemden incindin araya söz katar eldir efendim
Ben kulunum haki payima geldim
aradan noktayi kaldir efendim

Dost dostu bir pula satarmi böyle
Sailere meyil katarmi böyle
Kusurlusun diye atarmi böyle
Kul kusurdan hali değil efendim

Kulun isi daim günahislemek
Adettir fıdani kesip aslamak
bir mürvete yüzbin kann bagislamak
Ta ezelden kadim yoldur efendim

Hayal meyal gelir dostun
cefasi Budur asiklarin mekâni hasi
Asikin maşuka cevrücefasi
Böyle cevretmekten öldür efendim

Gam ile geçirdim surdabes günü
Senin sanin güldürmektir düşkünü
Ben bir divaneyim ölüm saskini
Göster didarini güldür efendim

Pir mehmedim ilmi zatin bilenler
Mecnun oldu dost cemalin görenler
Kusur mu gözetir sultan olanlar
Bazi kusur isler kuldur efendim

Geldim gider oldum canım ellerinizden

0

Geldim gider oldum canım ellerinizden
Dostlar sefa ile canım gönderin bizi
Doyamadım tatlı dillerinize
Dostlar sefa ile canım gönderin bizi

Şöyle bir güzelden ahd alamadım
Bir ahdına sadık yar bulamadım
Bir daha ya geldim ya gelemedim
Dostlar sefa ile canım gönderin bizi

Himmet eylen şu dağları aşalım
Pir aşkına kaynaşalım çoşalım
Gelin birer birer helallaşalım
Dostlar sefa ile canım gönderin bizi

çıkalım yaylaya canım inelim düze
himmet eylen yaren ahbablar bize
bir selam göndersem gelirmi size
Dostlar sefa ile canım gönderin bizi

Pir Sultan abdalım hakka yakındır
Edebi erkanı hemen takın dur
Ölüm uzak derler hemen yakındır
Dostlar sefa ile canım gönderin biz

Abdal Musa sultan gazaba geldi

0

Abdal Musa sultan gazaba geldi
Rumu fetheden tareden medet
Cihan harab oldu mahluk azaldı
Yine ferman sende yareden medet

Hüseyin gazi bir belli cansın
Ricamı kabul eyle müşkülüm kansın
Hüseyin gazinin kendisi sensin
Ayırma kuzuyu sürüden medet

Pirim Hünkar Hacı Bektaşi Velisin
Müminlerin kanadısın kolusun
Şüphem yoktur şahi merdan Alisin
Cansız duvarları yürüdenden medet

Biz de sever idik Alinin soyunu
Bize yardım eyle Hasan Hüseyin
Zindanda verdiler Zeynelin payını
Bakırı zindanda var eden medet

İmam Cafer elden al bizi
Daim bu günlerde anarız sizi
Ruha kan yutturdu denizi
Küfür deryalarını kurutan medet

Kazım Musa Ali Rıza’ya varalım
Derdimizin dermanını bulalım
Tâki Naki Ali Askerine yüzler sürelim
Mehtiyi maraya sır eden medet

Mehemmedim gönüllere değmeye
Kin kibir alıp yığmaya
Hem yerler hem göklere sığmaya
Müminin kalbine yer ede medet.

Kandilde nur iken sevmiştim seni

0

Kandilde nur iken sevmiştim seni
Güzel pirim sultan pirim şah pirim
Her güzelden güzel görmüşüm seni
Güzel pirim sultan pirim şah pirim

Muhabbetle kalbimizi silelim
Muhammed-Ali’ye doğru gidelim
Pirim himmet eyle semah edelim
Güzel pirim sultan pirim şah pirim

Gaziler, erenler, pirler geldiler
Bir taraftan üçler, beşler geldiler
Bir niyaz eyledim kırklar geldiler
Güzel pirim sultan pirim şah pirim

Allah Allah diyen pirler erenler
Erkân ile Hak yolunu sürenler
Hakkın cemâlini ayan görenler
Güzel pirim sultan pirim şah pirim

Gencî Abdal sözün cümlesi haktır
Haktan gayrı kalpte bir nesne yoktur
Pirin nazarında özümüz paktır
Güzel pirim sultan pirim şah pirim

Nazar eyle meydandaki çerağa

0

Nazar eyle meydandaki çerağa
Niyaz eyle mürşid olan ocağa
Bir bacıyla bir er kalka ayağa
Sormak içre bir er arslan ol da gel

Muhabbete kandır yavrularını
Pirimdir gözeten kuzularımı
Pervane ver gözet sürülerimi
Koyunlara sadık çoban ol da gel

Bend eyle ayırma özünü Ali’den
Mümin olan murad alır uludan
Balım Sultan Hacı Bektaş Veli’den
Mustafa, Murtaza, İmran ol da gel

Hatice, Fatıma yâre kızımız
Hasan Hulk-ı Rıza din settarımız
Hüseyin mevali can ü yârımız
Zeynel Abidin’e hayrân ol da gel

Muhammed Bakırdan gel tut katarı
Caferi Sadıka eyle ikrarı
Musa-yı Kâzım’dan gel bul İsrarı
İmamı Rıza’ya candan ol da gel

Tâki, Naki haktır anla serveri
Hasanü’l-Askeri dinin mimberi
Muhammed Mehdi’dir mümin rehberi
Tam cem bunda işler devran ol da gel

Üçler yedilerden sâki görünsün
Kırklardan bâdeyi bâki görünsün
Vücudun şehrinde Hak’ka görünsün
Seyrani bu şehre seyran ol da gel

Âdem’i Balçıktan Yoğurdun Yaptın

0

Âdem’i balçıktan yoğurdun yaptın
Yapıp da neylersin bundan sana ne
Hâlk ettin insani saldın cihana
Salıp da neylersin bundan sana ne
 
Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne
 
Katran kazanını döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yılana tamuyu yutsun
Söndür şu ateşi bundan sana ne
 
Sefil düştüm bu âlem de naçarım
Kıldan köprü yaratmışsın geçerim
Şol köprüden geçemezsem uçarım
Geçir kullarını bundan sana ne
 
Kaygusuz Abdal der Cennet yarattın
Cehenneme nice kulları attın
Nicesin ateş-i âşk ile yaktın
Yakıp da neylersin bundan sana ne 

Ademoğlu şu dünyaya gelince    

0

   Ademoğlu şu dünyaya gelince    
    Yeni açmış güle benzer misali    
    Anasından doğup kırkı çıkınca    
    Kalaylanmış tasa benzer misali    
         
    Mushaf alıp hocasına varınca    
    Destur alıp mektebinden dönünce    
    On yaşından on beşine girince    
    Yen’aşlama fidan olmuş misali    
         
    Yirmisinde kara sakal getirir    
    Otuzunda bağdas kurup oturur    
    Kırk yaşında da sohbetler yetirir    
    Önü bendli göle benzer misali    
         
    Ellisinde kara sakal bozarı    
    Altmışında o da Hakkın nazarı    
    Kalbi dikizlenir aklı azalı    
    İçi çürük koza benzer misali    
         
    Yetmişinde deve gibi muzular    
    Sekseninde ilik kemik sızılar    
    Doksanında yol göründü gaziler    
    Gazel olmuş güle benzer misali    
         
    PIR SULTAN’ım bunu böyle buyurdu    
    Müminleri Hak kendisi kayırdı    
    Yüz yaşında talan geldi savurdu    
    Uçup gider kuşa benzer misali   

Aşkın derdine düşeli

0

Aşkın derdine düşeli
Mecnunum dağlar gezerim
Katram kaynayıp coşalı
Sel oldum çağlar gezerim

Pîr eşiğin bildim Kabe
Hatası var ise tövbe
Derd ile erdim Eyyüb’e
Yaramı bağlar gezerim

Kimi baydır kimi geda
Cümlesine yâran Hüda
Yusuf’umdan düştüm cüda
Yakub’um ağlar gezerim

Seyrani aşkın tur’unda
Tecelli gördüm nurunda
Gerçeklerin huzurunda
Çürüğüm sağlar gezerim

.

Akşamlar oldu gülbank çekildi

0

Akşamlar oldu gülbank çekildi
Çırağlar uyandı, niyaza geldim
Erenler erkânı, meydan açıldı,
Aynı cem kuruldu, ihsana geldim

Hakikat abdestin birden aldılar
Mürşidin emrine belli dediler
Dâr-ı Mansur olup şunda durdular
Talibi hak olup meydana geldim

Ol demde halinden sordular cânın,
Var mıdır kusuru, dediler ânın
Aynı Cem gösterdi yere nişânın
Üryân püryân olup dîdâra geldim

Sofralar kuruldu hizmet görüldü.
Hakikat nurundan cemaller görüldü
Mümin olanlar, ölmeden öldü.
Geçip kîlü kâlden divana geldim.

Seyredip cümlede bu güzel hâli
Şükür gördük anda Nûr-i cemâli
Zikirler okuyup bülbül misâli
Terk edip riyâyı merdâne geldim

Kaç kuzu kurbanlar meydana geldi
Nefesler, duvazlar a’yâna geldi
Ağlarken bu çeşmim şâd olup güldü
Can, baş fedâ edip seyrâna geldim.

Sekâhum şerbetin ezip içtiler,
Mest olup cümlesi serden geçtiler.
Şah Hüseyin deyip hep ağlaştılar
İçip ol şerbeti mestâne geldim.

Gürüh gürüh geldi anda bacılar
Saf be saf geldi durdu niceler
Allah Allah derde öter nâciler
Meydanı aşk içre irfâna geldim.

Tığlandı kurbanlar, semahlar oldu
Kalp nasibini alanlar aldı
Anda nasibini alanlar oldu
İnanıp sıdk ile îmâna geldim

Edep erkân tamam oldu sürüldü
Pervâneler geldi nasip verildi.
Tamam, oldu hizmetlere destûr verildi
Şükrüyâ mende sultâna geldim.

Akıl ermez Yaradan’ın sırrına

0

Akıl ermez Yaradan’ın sırrına
Muhammed Ali’ye indi bu kurban
Kurban olam kudretinin nuruna
Hasan Hüseyin’e indi bu kurban

Ol İmam Zeynel’in destinde idim
Muhammed Bâkır’ın dostunda idim
Câfer-i Sadık’ın postunda idim
Mûsa Kâzım Rızâ’ya indi bu kurban

Muhammed Takî’nin nurunda idim
Aliyyün-Nakî’nin sırrında idim
Hasan-ül-Asker’in darında idim
Muhammed Mehdi’ye indi bu kurban

Aslı Şâh-ı Merdan, Gürûh-i Nâci
Gerçeğe bağlıdır bu yolun ucu
Senede bir kurban talibin borcu
Pir-i Tarikata indi bu kurban

Tarikattan hakikata ereler
Cennet-i Âlâ’ya hulle sereler
Muhammed Ali’nin yüzün göreler
Erenler aşkına indi bu kurban

ŞAH HATAYİ’m eder bilir mi her can
Kurbanın üstüne yürüdü erkân
Tırnağında tesbih kanında mercan
Mümin müslimlere indi bu kurban