Güç ve Hukuk : AB’nin Venezuela Tavrı
ABD’nin Venezuela’ya yönelik doğrudan askeri müdahalesi, uluslararası düzenin hangi eksende ilerlediğini bir kez daha gözler önüne seriyor: Hukuk geri çekiliyor, güç konuşuyor.
Washington’un attığı adım, yalnızca Caracas’taki iktidar dengesini değil, küresel sistemin kırılgan normlarını da yerinden oynatıyor.
AB, askeri eylemin yarattığı duruma “gerginliğin tırmanmasını önlemek ve barışçıl bir çözüm sağlamak” için ilgili “tüm aktörlere” çağrıda bulunuyor; BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin – ABD’ye örtük bir göndermeyle – “uluslararası hukuku ve BM Şartı ilkelerini” savunmak için “özel bir sorumluluğu” olduğunu hatırlatıyor.
Aynı zamanda, Venezuela rejiminin “şu anda koşulsuz olarak tutuklu bulunan tüm siyasi mahkumları” serbest bırakmasını talep ediyor.
Buna karşın, Avrupa Birliği’nin verdiği tepki, kurumsal zayıflığını ve stratejik bölünmüşlüğünü ortaya koyuyor. AB, uluslararası hukuk ve BM Şartı’na atıf yapsa da, ABD’yi açıkça karşısına almaktan kaçınarak fiilen pasif bir pozisyon alıyor.
Çekingenliğin temel nedeni, AB içinde ortak bir dış politika iradesinin hâlâ oluşmamasından kaynaklanıyor.
Macaristan’ın dışarıda kalması sembolik olsa da asıl sorun, Fransa, Almanya, İspanya ve İtalya gibi kilit ülkelerin ABD’ye karşı ne kadar ileri gidilebileceği konusunda uzlaşamamasında yatıyor.
Açıklama, ilkeli bir duruştan çok “diplomatik denge arayışı”nı yansıtıyor.
AB açıklamasında organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığı vurgusunun yer alması, Washington’ın müdahalesine “dolaylı bir meşruiyet alanı” açıyor. Bu durum, AB’nin normatif güç iddiasıyla çelişiyor ve hukukun üstünlüğü söylemini zayıflatıyor. Bir yandan egemenlik ve toprak bütünlüğü savunulurken, diğer yandan askeri zorlamaya kapı aralanıyor.
Venezuela cephesinde ise Delcy Rodríguez’in uzlaşmacı tonu, rejimin önceliğinin iç meşruiyetten çok dış baskıyı azaltmak olduğunu gösteriyor. Yaklaşım, Chavismo’nun geleneksel anti-emperyalist söyleminden bilinçli bir kopuşa işaret ediyor. Ancak yumuşama, ABD’nin sert ve taleplerini dayatan tutumu karşısında kırılgan görünüyor.
Bu arada Donald Trump, Air Force One’dan yaptığı açıklamada, tehditkar tonunu koruyarak, yeni lidere “İstediğimiz her şeye erişim istiyoruz; petrole ve ülkeyi yeniden inşa etmek için gerekli diğer şeylere, yollara ve köprüleri yeniden inşa etmek için gerekenlere erişim istiyoruz” diyor ve ekliyor: “Eğer [yeni yetkililer] düzgün davranmazlarsa, ikinci bir saldırı olacak”.
Trump’ın “kontrol bizde” söylemi, müdahalenin yalnızca Maduro’nun devrilmesiyle sınırlı olmadığını; Venezuela’nın enerji kaynakları ve yeniden yapılandırılması üzerinde uzun vadeli bir nüfuz hedeflendiğini ortaya koyuyor. Bu bağlamda, demokrasi ve güvenlik söylemi, jeopolitik ve ekonomik çıkarların örtüsü haline geliyor.
Kriz, AB’nin küresel bir aktör olarak inandırıcılığını sorgulatırken, ABD’nin güç temelli dış politikasının yeni bir örneğini sunuyor. Uluslararası hukuksa, büyük güçlerin iradesine bağlı olarak esneyen bir çerçeveye indirgeniyor.
Güç ve Hukuk : AB’nin Venezuela Tavrı Dr. İsmail Engin
İLGİLİ YAZILAR

