Sular bulanınca gözümüz korktu,
Dereye güvenip giremiyoruz;
Dostluğun safına dizilen ürktü,
Araya güvenip giremiyoruz.
Bozuldu, düzelmez asrın havası;
Sırtlan, çakal dolu dağı, ovası.
Kuyu kör karanlık, yılan yuvası,
Çıraya güvenip giremiyoruz.
Şıhlar sapık, softaları dengesiz;
Basteci puşt, güfteleri dengesiz.
Atlar huysuz, çifteleri dengesiz,
Haraya güvenip giremiyoruz.
Gel de can koy yersiz, beleş kavgaya;
Silah haksızdayken bulaş kavgaya.
Dağ dayanmaz böyle kalleş kavgaya,
Yüreğe güvenip giremiyoruz.
Vaktimiz çalındı günden, saatten;
Düşündükçe olduk sağlık, sıhhatten.
Dam temelsiz, duvar kuru vaatten,
Direğe güvenip giremiyoruz.
Demir tava gelir, kömür tükenir;
Kürek düzelince hamur tükenir.
Umut kuyruğunda ömür tükenir,
Sıraya güvenip giremiyoruz.
Yağmurlu havada toprak kuruyor;
Kokmuşu tuzlasak tuzda çürüyor.
Samanın altından sular yürüyor,
Mereğe güvenip giremiyoruz.
Gaddar terör estiriyor padişah;
Zulmedip kan kusturuyor padişah.
Suçlu, suçsuz astırıyor padişah,
Saraya güvenip giremiyoruz.
Harun, düşeş attık, zarı yek geldi;
Çift bekledik, kırk tur attı, tek geldi.
Yazı dedik, para döndü, dik geldi,
Turaya güvenip giremiyoruz.
Âşık Harun Ustaoğlu

