Pazar, Nisan 5, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 94

Don Kişot bir gün şöyle demiştir:

0

“İnsan, lüksün ve gösterişin kölesi olur, zenginliklerin peşinden koşar, sanki orada mutluluğu bulacakmış gibi.
Ama şunu göremez: Ne kadar çok şeye sahip olursa, onları kaybetme korkusu da o kadar büyür; ve işte bu korkunun içinde gerçek mutluluk kaybolur.
Çünkü sevinç, ne altında ne de zenginlikte gizlidir; yüzüne değen rüzgarın okşayışında, bir dostun içten kahkahasında, minnetle paylaşılan bir lokma ekmektedir.
Kendi içinde bulunacak bir şeyi dışarıda arayan kişi, büyük bir deliliktedir!
Basit bir hayat, en büyük hazinedir; bunu anlayan insan, dünyanın en mutlu insanıdır.”

Meyli muhabette olmayan kişi

0

Meyli muhabette olmayan kişi
Yardan yaradanı duyar mı dersin?
Hakk’tan hakikattan almayan kişi
Dergahı Ali ye uyar mı dersin?

Size derim size gerçek erenler
Yedi dağın arkasını görenler
Ezel güzeline ikrar verenler
Kavli kararından cayar mı dersin?

Cimrinin cömertle kaynar mı aşı?
Merdin namerd ile olur mu işi?
Varlığı yokluğu görmüş bir kişi
Muhannete boyun eğer mi dersin?

Ecel dedikleri bir yudum şerbet
Kimine çok acı kimine lezzet
Ölüm korkusundan yükselen feryat
Bu kadar minnete değer mi dersin?

Hüdai Hüda’ya vasıl olmayan
Özü özündeki özü bulmayan
Kursağı kulakta gıda almayan
Kainatı yese doyar mı dersin?

kadınlar için söylenmiş sözler

0

“Cahildirler kadından üstün olduğunu sananlar.”
– Mevlâna

“Kadın, bilmeyene nefs; bilene nefestir.”
– Şems-i Tebrizi

“Kadınlar, hayatta yapmaları gereken şeyleri, kendilerinin yarısı kadar bile iyi olmayan bir erkeğin yaptığından iki kat iyi yapmak zorundadır. Neyse ki bunu yapmak zor değil.”
– Charlotte Whitton

“Bir kadın olmadan yaşanmayacağı doğru değildir. Bir kadın olmadan yaşanmış olunmaz sadece.”
– Karl Kraus

“Benim en parlak başarım, eşimi benimle evlenmeye ikna etmemdir.”
– Winston Churchill

“Kadının tahmini, erkeğin emin olduğundan daha doğrudur.”
– Rudyard Kipling

“Bir kadına inanmak, ona tapmak, onu hayatın ışığı bellemek… Bu, yeniden doğmak değil de nedir?”
– Honore de Balzac

“Kadın öyle bir konudur ki, ne kadar incelersen incele, her zaman yepyenidir.”
– Tolstoy

“Bütün dehamı, eserlerimi, akşam yemeğine geç ya da erken gelmemle candan ilgilenen bir kadın uğruna feda etmeye hazırım.”
– Turganyev

“Gökyüzünün yarısını kadınlar taşır.”
– Çin Atasözü

Dünya Gözüme Kaçtı

Ruh hali Harun Ustaoğlu

0

Kör baltayla böldüm uykularımı,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.
Sır küpünde tuttum kaygılarımı,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.

El etekten taşı, kini dökmüşüm,
Nefretin üstüne şefkat ekmişim,
Vicdanımı kırk eleğe çekmişim,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.

Duygumla harç yaptım, sözden set çektim,
Eğrinin önüne, düzden set çektim,
Güneşin yanına, buzdan set çektim,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.

Erdem ile zıt kalmadım terste ben,
Dünya için boğulmadım hırsta ben,
Demir ile bir dövüldüm örste ben,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.

Güneşle beraber doğduğum olur,
Yağmurla birlikte yağdığım olur,
Neşe dağıttığım, yığdığım olur,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.

Kah divane gezdim, kahi dervişan,
Kah pünhani sırım, kahi ürüşan,
Yunus’a rastladım, yorgun perişan,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.

Gönlüm ile bahar ettim mevsimi,
Hassas terazide tarttım hıfzımı,
Kitledim sandığa, attım nefsimi,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.

Ferhat’a denk geldim, kazma elinde,
Kerem’i aradım, sönmüş külünde,
Mecnun’a dert yandım sevda çölünde,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.

Harun’um, arifler sezer imayı,
Yırtık umutlara attım yamayı,
Keskin keser ile yonttum semayı,
Kimi anlar, kimi anlamaz beni.

HARUN USTAOĞLU

İŞTE BİZ BUNUN GİBİ BİNLERCE SEBEPTEN DOLAYI ATATÜRK’Ü SEVERİZ

0

1: Tarih : 14 Temmuz 1934
“14 temmuz 1934… Kuşadası Kanapiçe koyunda dip burnu karakolu erlerinden beşi pusudayken, saat 16.00 sularında İngiliz askerlerinden 4’ü çıplak olarak bir sandal ile kıyıya yaklaşırlar ve karaya çıkarlar. Askerlerimiz uyarı ateşi ve teslim ol çağrısı yaparlar. Savaştan yenik çıkmış ama hala bunu içine sindirememiş ve bunun verdiği eziklikle ara sıra bizim kıyılara çıkmaya ve taciz etmeye devam eden İngiliz askerlerine bu sefer bizimkiler acımazlar. kaçanlardan üçü öldürülür diğeri kaybolur. Sandal Sisam adasında demirlemiş İngiliz harp gemisine aittir.
Olay derhal kaymakam Dilaver beye iletilir. Kaymakam hemen Ankara’ya telgraf çeker. Başvekil İsmet paşa’dır. Ankara bütün ayrıntıları ister ve ancak uykusuz geçen bir geceden sonra 15 Temmuz’da ayrıntılı bilgi Ankara’ya geçilir.
Gazi paşa ise Kızılcahamam’da idi. Fakat olayları saati saatine takip ediyordu.
Olayın üçüncü günü, yani 16 Temmuz öğleden sonrasına kadar, Kuşadası’nda kayda değer bir şey olmadı. Olmadı ama Ankara’nın bütün dikkatleri yine de oradaydı. Bu arada Kuşadası ve Ankara arasındaki telgraf tellerine ambargo konmuş ve haberleşmede aksaklık olmaması sağlanmış.
Aynı gün öğleden sonra saat 14.00 civarında bir İngiliz harp gemisi Dipburnu’na gelir ve limanın 4 mil açığında durur. Akabinde kaymakam Ankara’ya telgraf çeker ve “karaya çıkmalarına izin verelim mi?” diye sorar.
Ankara’nın cevabı kısa olur. “gelen motoru yalnız liman reisi karşılasın. Siz telgrafhanede bulunun. Sadece liman reisiyle görüşsünler…” ancak gelenler kaymakamla görüşmek istediklerini söylerler hatta ayaklarına çağırırlar. Ankara ile irtibat telgrafın yanı sıra manyetolu telefon ile de sağlandığından kaymakam derhal durumu arz eder başvekil İsmet İnönü’ye.
telefonun diğer ucundan gelen ses şöyledir : “Gazi paşa Kızılcahamam’da, temas ediyoruz.”
birkaç dakikalık beklemeden sonra şu cevap gelir. “Kaymakamımız liman dairesine gitmeyecektir. Kaymakamı ziyaret etmek istiyorlarsa, gelenleri kaymakam bey ancak kendi makamında kabul eder. Olayın nasıl cereyan ettiğini sorarlarsa, münasip bir şekilde bilgi verir.”
iki İngiliz subayı ve iki sivil gelir kaymakamın makamına. Sivillerden biri iyi Türkçe konuşan bir Rumdur.
İngiliz subayı askerlerinin kıyıya 50 metre kala denizde vurulduğunu iddia eder. Kaymakam ise olayın böyle olmadığını açıklar. Dur emrine itaat etmediklerini ve kanunlara göre bu kişilere ateş edildiğini söyler. İki saat süren bir tartışmadan sonra amiral Londra Hükümeti’nden aldığını söylediği üç maddelik talimatı bildireceğini söyler ve şöyle der: “Londra hükümeti Osmanlı Hükümeti’ne şu isteklerin bildirilmesini ister”
Dilaver bey, burada kumandanın lafını keser o an: – kumandan cenapları yanlış temas aramaktadırlar. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcisiyim. Osmanlı Hükümeti’nin değil… İngiliz, kızararak ve özür dileyerek “Türkiye cumhuriyeti” olarak değiştirir lafını ve istekleri sıralar!
1- Öldürülen subayın cesedini aramak üzere İngiliz Donanması’na bağlı motorlar sahillerimize gelecekler ancak, bu araştırma sırasında kendilerine ateş açılmayacağı hususunda yazılı teminat verilecektir. 2- İngiliz bayrağına tarziye verilecek, ölen subayın ailesine zarar ve ziyan ödenecektir. 3- Subaylarını öldürdüğünü tespit ettikleri Balıkesirli er Musa, derhal yerinden alınarak cezalandırılacak ve verilecek ceza kendilerine bildirilecektir.
18 temmuz günü saat 15.20 sıralarında, Sisam sahillerinin önünden 7 harp gemisi çıktı.. Bunlar ağır yolla darboğaz’a doğru seyrediyorlardı… Hemen Ankara’ya bildirildi. Alay kumandanı İlhami de İzmir Valiliği’ne bir rapor yollar. “rapor: darboğaz’a geldim. Sisam önünde 4 kruvazör, 7 torpido var. Kruvazörlerden biri, ‘Queen Elizabeth’tir. Cesedi aramak için yaptığım temasta, beni amiral gemisine çağırdılar. Gitmedim.”
Gazi paşa, bütün bu olaylar sırasında Kızılcahamam’da bulunmaktaydı.. Ve gelişmeleri de saati saatine izliyordu.. İngiliz Donanması’nın tehditkar bir tavırla kıyılarımıza yaklaştığı kendisine iletilince, Ankara’ya ve Kuşadası’na bağlı hatlardan emretti:
“kanuni vazifesini yaptığı anlaşılan Türk eri Balıkesirli Musa, yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. gerekirse Musa için Britanya imparatorluğu ile hali mahasama (savaş) göze alınır… Kızılcahamam’dan şimdi Ankara’ya hareket ediyorum. Ege Bölgesi’nde kısmi seferberlik emrini veriyorum.”
o dönemin Kuşadası kaymakamı Dilaver Argun, Ata’nın bu çıkışı ile ilgili olarak sonradan şöyle konuşacaktır: “bu emir, bu haysiyetli ses, beni ağlattı. bütün yorgunluğumu alıp götürdü. genç bir kaymakam olarak, bütün benliğim gurur ve iftiharla sarsılıyordu. o günden bu yana birçok valilik ve müsteşarlıklarda bulundum. Atatürk’ün görev aşkını koruyan bu laflarını başka kimseden duymadım ve sözleri hiç unutmadım.”
İngilizler’in davranışlarının ne olacağı beklene dursun, seferberlik emri de yerine getirilmeye başlandı.. Kuşadası halkının telaşa kapılmaması için gerekli uyarılar yapıldı.. Seferberlik emri madem ki Gazi paşa’nın ağzından çıkmıştı, o halde en kısa zamanda yerine getirilecekti.. Öyle de oldu.. Kuşadası ve havalisinde, en ufak bir aksaklığa meydan verilmeden her şey tamamlandı..
İzmir müstahkem mevki komutanlığı birlikleri, Balıkesir’den 2. kolordu ile afyon’daki 1. kolordu bölgeye doğru yola çıkar!
karar kesindi. Türkiye cumhuriyeti Devleti’ni yöneten iktidar, “er Musa için” dünyanın ‘kabadayısı’ İngiltere ile gerekirse savaşacaktır!
bu kararlılık karşısında İngiliz elçisi, dışişleri bakanı Tevfik Rüştü Aras’ı ziyaret etmek zorunda kalır. Atatürk’ün bakanı, Atatürk’ten aldığı talimat üzerine elçi’yi hiç konuşturmadan, “İngiliz askerlerinin bağımsız bir devletin topraklarında ne işi vardır?” gibi seri sorularla bunaltır… Tehdit için gelen elçi, sonunda özür diler ve sorun böylece kapanır.”
2: Tarih : 113 yıl önce
Birkaç Rus savaş gemisi, Karadeniz’de karasularımıza tecavüz ederek Terkos açıklarına demirledi!
Ruslar İstanbul’u tehdit ediyor ve Halim’in asılmasını istiyordu.
Bu savaş ilanı sayılırdı.
Osmanlı’nın cevabı, padişahtan yolladığı ÇİÇEK ile karşılamak oldu Rusları!
Halim Sivaslıydı. Manastır’da askerdi.
Askeri karakol önünde nöbet tutarken tanımadığı sivil biri gelip “niye selam vermedin?” diye çıkışmıştı.
Bu kişi Manastır Rus konsolosu Rostkovski idi. Osmanlı askerlerine, yabancı konsolosları selamlamak zorunluluğu getirilmişti.
Rus konsolos haddini aşan tavırlarıyla bilinen, Türk ahali ve askerlerine kötü davranışlarına defalarca şahit olunmuş biriydi.
Konsolos hiddetlendi, Halim’e hakaret ederek kamçısıyla vurmaya başladı. Halim silahına davrandı.
İşte bu olay sonrası Rus gemileri Sivaslı Halim’in cezalandırılması için İstanbul’a dayandı!
Ruslar çiçeklerle karşılandıktan sonra Manastır’da mahkeme kuruldu:
Sadece Halim değil yanındaki nöbetçi dahi idama mahkum edildi.
Beklenti, idamların saray tarafından hapse çevrilmesi yönündeydi.
Zira Rus konsolosun haddini aştığı herkes tarafından bilinmekteydi.
Ayrıca Osmanlı askeri “üniformalı konsoloslara” selam vermekle yükümlüydü.
Oysa o gün konsolos sivildi ve Halim’in onu Tanımaması normaldi
Ve bir gün, beklentilerin aksine Halim ve Abbas asıldı!
Olayla hiç alakası olmayan, Türk askerler lehinde tanıklık eden ya da bu haksızlığa itiraz eden birçok subay azledildi, hapse atıldı.
O gün 2. Abdülhamit’in
Türk askerlerinin idam edilmesi için baskı yapmak amacıyla karasularımızı işgal eden Rus savaş gemisini çiçekle karşılattığı bölgenin kıyısında, bugün 3. hava alanı yapıldı.

Alper Çağlayan da aramızdan ayrıldı..

0

Alper Çağlayan da aramızdan ayrıldı..

uzun süredir tedavi görüyordu. çok üzüldüm, sözlüğünün yeni baskısını yayına hazırlıyordu. Çubuk yöresi Aleviliği konusunda derin bilgiye sahipti…

Alper Çağlayan; “Cibali Sultan Evlatlarından Seyit Süleyman – Hayatı ve Eserleri” (1996), “Çubuk Yöresinde Erkân” (2002), “Kur’an ve Ehl-i Beyt Kaynaklı Alevî Yolunda Erkân: Çubuk Yöresi Örneği” (2017), “İki Çağlayan’dan Nefesler” (2022) adlı çalışmalarıyla Alevi – Bektaşi dünyasında tanınıyor. | @ismailenginhd

Hayatın tüfeği mermi doluyken,

0

Hayatın tüfeği mermi doluyken,
Geğiği bırakıp kuşuna yaktım.
Kadrini bilmedim vakit variken,
Zamanı yazına, kışına yaktım.

Şansım çok çağırdı, gitmedim ona;
Kaç yün döşek serdi, yatmadım ona.
Fırsatı kaçırdım, atmadım ona,
Nerde boş iş varsa, peşine yaktım.

Gözümü yummuşum görmek variken,
Şeytan bacağını kırmak variken,
Turnayı gözünden vurmak variken,
Nerde karga varsa, başına yaktım.

Ustaoğlu,hele bak nelerim var;
Karamet, sıkıntı, gecelerim var.
Elimde sadece keşkelerim var,
Velhasıl, hayatı boşuna yaktım.

HARUN USTAOĞLU

Haksızın kılıcı keskindir diye,

0

Haksızın kılıcı keskindir diye,
Tırsıpta tezenler ayrılsın bizden.
Zorbanın arkası baskındır diye,
Yanında gezenler ayrılsın bizden.

Emekçinin mutfağında aşçıyız,
Haramiden diş sökecek dişçiyiz.
Demokrasi madeninde işçiyiz,
Yorulup bezenler ayrılsın bizden.

Bir göz at kanunun öz mazisine,
Torpil girmiş hukuk arazisine.
Adaletin hassas terazisine
Dokunup bozanlar ayrılsın bizden.

Gök yarılır, haksızlığa susunca;
Vicdan ile alakayı kesince.
Bir parça ayağı sağlam basınca,
Yoksulu ezenler ayrılsın bizden.

Gerçeği görmeyen, baksın kenara.
Çeşmesinden içmem, aksın kenara.
İşine gelmeyen, çıksın kenara.
Gocunup kızanlar, ayrılsın bizden,

Harun’um, Ozan’ım, toplum süsüyüm;
Mazluma dil,vicdan gürültüsüyüm.
Halkın çığlığıyım, halkın sesiyim,
Yalaka ozanlar ayrılsın bizden.

HARUN USTAOĞLU

Gaflet uykusunda yatar uyanmaz

0

Gaflet uykusunda yatar uyanmaz
Can gözü kapanık gafilan çoktur
Hak sözü dinlemez, asla inanmaz
Kalbi çürük sofu cahilan çoktur

Mürşidi kamile vermez özünü
Gaflet uykusundan açmaz gözünü
Taştan beter, katı söyler sözünü
Bed amelli fasid sofiyan çoktur

Nefs atına binmiş gezer boşuna
Haksız olanların Hakta işi ne
İblis gibi düşmüş Halkın peşine
Şeytan dolabına aldanan çoktur

Bildiğinden şaşmaz nasihat almaz
Aslı münkir olan imlaya gelmez
Hakkını yitirmiş, kendini bilmez
Nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur

Genç Abdal’ım herkes mest olur sanma
Her kurban derisi post olur sanma
Her yüze güleni dost olur sanma
İçi kafir dışı müslüman çoktur

Kırkpınar da kendin er sanma OĞUL

0

Ceviz kabuğunun içinden bakıp
Şu koca dünyayı dar sanma OĞUL
Cürümü kendinden meydana çıkıp
Kırkpınar da kendin er sanma OĞUL

Ellerde er vardır gözle görülmez
Görülmez deryalar akar durulmaz
Sahipsiz sofraya bağdaş kurulmaz
Karıncalar gözün kör sanma OĞUL

Rızasız bahçenin derme güllerin
Gül dikendir yaralanır ellerin
Kulak duysun ne konuşur dillerin
Cıngıllı bağlarım var sanma OĞUL

Dost ile dost geçin ipe un serme
Kendin gözet elin kusurun görme
İçindeki sırrı yad’ele verme
Her ak’sakallıyı pir sanma OĞUL

Zaman tünelinin kuralı böyle
Gönlünü eylersen saz ile eğle
Az söyle öz söyle gerçeği söyle
Her tuttuğun eli kir sanma OĞUL

Kapat yaran el sürdürme derdine
Derdin anlat dert bilenin merdine
Sevmiyorsa dönüp bakma ardına
Her sarı saçlıyı yar sanma OĞUL

Yol verme yolsuza haklıya vurma
Candaş kavgasında uzakta durma
Yüzme bilmiyorsan dereye girme
Kırmızı taşları nar sanma OĞUL

Garip YADİGAR’IM temiz tut kanın
Anılacak olsun şöhretin şanın
İçinde doğduğun koca bu hanın
Çiftedir kapısı bir sanma oğul

Ozan garip YADİGAR 20 4 2020

14 Yıl Gezdim Pervanelikte

0

Çatılmadan yerin göğün binası
Muallakta iki nura düş oldum
Birisi Muhammed, birisi Ali
Lahmike lahmide Bir’e düş oldum
.
Ezdi aşkın şerbetini hûş etti
Birisi doldurdu birisi nûş etti
İkisi bir derya olup cûş etti
Lâl ü mercan inci dürr’e düş oldum
.
Ol derya yüzünde gezdim bir zaman
Yoruldu kanadım dedim el-aman
Erişti carıma bir ulu sultan
Şehinşah bakışlı ere düş oldum
.
Açtı nikabını ol ulu sultan
Yüzünde ‘Yeşil Ben’ göründü nişan
Kâf u nûn süresin okudum o an
Arş Kürs binasında yare düş oldum
.
Ben Adem’den evvel çok geldim gittim
Yağmur olup yağdım ot olup, bittim
Bülbül olup Firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için har’a düş oldum
.
Âdem ile balçık olup ezildim
Bir noktada dört hurufa yazıldım
Adem’e can olup Şit’e süzüldüm
Muhabbet şehrinde kâra düş oldum
.
Mecnun olup Leyla için dolandım
Buldum mahbubumu inandım kandım
Gılmanlar elinden hulle donandım
Dostun visalinde nâr’a düş oldum
.
On dört yıl gezdim pervanelikte
Sıdkı ismim buldum divanelikte
Sundular aşk meyin mestanelikte
Kırkların ceminde dâr’a düş oldum
.
Sıdkı’yım çok şükür didara erdim
Aşkın pazarında hak yola girdim
Gerçek âşıklara çok meta verdim
Şimdi Hacı Bektaş Pîr’e dûş oldum
.
(SIDKI BABA / 1865 -1928)
Asıl adı Zeynel Abidin olan Sıdkî Baba, Mersin / Tarsus ilçesi Yenice köyünde Mehmet ve Eşeli çiftinin çocukları olarak doğmuştur. Ailesi Oğuz / Bozok kolu Dede Garkın ocağından gelmektedir. Henüz 6 yaşında “Pervane” mahlasıyla şiirler söyleyen Sıdki Baba, 12 yaşında yüreğinde yanan aşk ateşiyle Hacıbektaş Veli Dergâhı’na gider ve Çelebilere bağlanır. Önce Feyzullah Efendi ve onun vefatı sonrası oğlu Cemalettin Efendi’ye bağlanır. Ve Bu arada Pervane mahlası yerine Sıdkî mahlası ile şiirler yazar. Güçlü bir tasavvuf bilgisine sahip olan Sıdkı Baba evlendikten sonra Merzifon / Harız (Gümüştepe) köyüne yerleşmiş ve orada Hakk’a yürümüştür. 1. Dünya Savaşı’da Cemalettin Çelebi’nin oluşturduğu Bektaşi Mücahidin Alayı içinde Yüzbaşı rütbesi ile mücadele etmiştir.
.
.
Kazım Balaban’dan Not: Nefes söylenirken söylenen ‘’On dört yıl gezdim pervanelikte’’ sözü doğru değildir. Doğrusu ‘’On dört gezdim pervanelikte’’ şeklinde olmalıdır.
Bunun sebebi şudur.
Sıdkı Baba köyünden ayrılıp Hacıbektaş ilçesine gelir ve Çelebilerden ‘’Feyzullah Efendi’’ye bağlanır. Bu dönemde söylediği şiirlerde kullandığı mahlas Pervane’dir. Sıkdı Baba, toplam 14 yıl Pervane mahlası ile şiirler yazar.
Feyzullah Efendi’nin Hakk’a yürümesinden sonra onun oğlu olan Cemalettin Çelebi’ye bağlanır. Cemalettin Efendi onda olan sevgi ve sadakayı gördiği için ona ‘’Bundan sonra SIDKI’’ mahlasını kullan’’ der. Sıdkı Baba’da daha sonraki şiirlerinde artık Pervane mahlasını değil, SIDKI mahlasını kullanır.
Haydar Haydar deyişinde geçen nefesin doğrusu da ‘’On dört yıl gezdim pervanelikte’’ biçimindedir. Ancak her nasılsa bu söylem değiştirilmiş ve buna ekleme yapılmıştır.
.
Muhabbetleriml

Ay gibisin mübarek doğdun yarım geceme

0

Ay gibisin mübarek doğdun yarım geceme
Gir şu garip gönlüme sultanım ol gel gel gel
Sustu benim dillerim kilit vurdum heceme
Sustu benim dillerim kilit vurdum heceme
Sensiz tutmaz dizlerim dermanım ol

Gel gel gel gel gel gel
Gel gel gel gel gel gel
Gel efendim gel gel gel sultanım ol gel
Gel efendim gel gel gel ihmanım ol gel

Huri gibi yürür gelir yarim sallanı sallanı
Bin kere sarsam da doymam ince belini belini
Bal akar dilime emerken tatlı dilini dilini
Bal akar dilime emerken tatlı dilini dilini
Sensiz hastayım umutsuz lokmanım ol

Gel gel gel gel gel gel
Gel gel gel gel gel gel
Gel efendim gel gel gel lokmanım ol gel
Gel efendim gel gel gel sultanım ol gel

Kul Karacam aşık hali deli gönül coşar coşar
Sele benzer sevdalanmak kendi yatağını aşar
Vur denilmez gayri bana gönlüm saraylarda yaşar
Vur denilmez gayri bana gönlüm saraylarda yaşar
Sensiz ölümüm yakınsa fermanım ol

Gel gel gel gel gel gel
Gel gel gel gel gel gel
Gel efendim gel gel gel sultanım ol gel
Gel efendim gel gel hele cananım ol gel
Gel efendim gel gel hele sultanım ol gel gel hele
Gel efendim gel gel hele cananım ol gel gel hele
Gel efendim gel gel hele sultanım ol gel gel hele

KORKİREM.

0

Ay balaaaaam…
Tek başıma çıkirem ben.
Dağlara bala, dağlara bala dağlara.
Yangını volkan görirem,
Cin görirem, can görirem.
Mezarda hortlak görirem
Bin türlü tufan görirem
Gullübi yaban görirem korkmirem,
Korkmirem bala, korkmirem bala korkmirem.
.
Ay balaaaaam…
Şafak vakti düşürem ben,
Çöllere bala, çöllere bala çöllere
Kükremiş aslan görirem,
Kan yiyen sırtlan görirem,
Dalgalı Umman görirem,
Cin görirem, can görirem,
Mezarda hortlak görirem
Bin türlü tufan görirem,
Gullübi yaban görirem korkmirem,
Korkmirem bala, korkmirem bala korkmirem.
.
Ay balaaaaam…
Bu korkmamazlığım ile,
Bu korkmamazlığım ile.
Vallahi bala, Billahi bala, tillahi bala,
Harda bir softa görirem,
Harda bir yobaz görirem,
Harda bir molla görirem korkirem,
Korkirem bala korkirem.
Dalgalı fikirlerinden,
Riyakar zikirlerinden,
Korkirem bala korkirem.
Korkirem bala korkirem, bala korkirem.
.
.
Mirza Aliekber Tahirzade Sabir
(Yaşamı 30 Mayıs 1862 /15 Temmuz 1911-Şamahı)
.
Yaygın olarak bilinen kısa adıyla “Sabir”, şiirleriyle Kafkas halklarına 100 yılı aşkın süreden bu yana aydınlık saçan Azerbaycanlı bir şair. Satirik şiirin, mizah, hiciv sanatının Azerbaycan edebiyatındaki öncülerinden bir isim olarak tanınıyor.