Ana Sayfa Blog Sayfa 35

Mıhtar Şiiri 3

0

Geçim sıkıntısı bitecek dedin
Köylüyü kandırıp durma mıhtarım
Bu ambar herkese yetecek dedin
Fareler öğüttü sorma mıhtarım

Bir kısmı diyorki mıhtar Değişin
Köyümüz büyüsün biraz gelişsin
Diğer adaylara zillet demişsin
Oy için kimseyi gırma mıhtarım

Azaların yapıyor büyük vurgunu
İbreller gösterdi yine durgunu
Kim diyebilir sana metal yorgunu
Bizim içim kendin yorma mıhtarım

Kimse yönetemez daha bu köyü
İnandırdın buna bütün köylüyü
Hiç kimse ayıkmaz bu nasıl büyü
Silip silip başa sarma mıhtarım

Kına kafayınan ey poz vermişsin
Gavura müttefik dostum dermişsin
Köylüye sormadan borca girmişsin
Bu işide hayra yorma mıhtarım

Üçlü haramiler ihale gaptı
Civar köylere yatırım yaptı
Dış mihraklarınan pek muhataptı
Epeyce büyüdü firma mıhtarım

Senin yaptıkların tümden mübahtır
Başkası yaparsa suçtur günahtır
Konu sensen beyaz else siyahtır
Köylüyü bu kadar germe mıhtarım

Halkı çözmüşsün valla aferin
İyi olan herşey senin eser’in
Kötüyse cilvesidir kaderin
Derin mevzulara girme mıhtarım

Korkudan ilişmez sana hiç kimse
Kaşının altında gözün var dese
Diyemez de hani yüreği yese
Şaplağı yüzüne vuruyon mıhtar

Sen kime dostumdur dedin se öldü
Düşman gördüklerin çok pişman oldu
Ortada galanlar belayı buldu
Sen bu Ahaliye nörüyon mıhtar

Coşkun Arslan

Urfa Semahı Başım açık yalınayak yürüttün

0

Başım açık yalınayak yürüttün
Sen merhamet eyle lebbi balım yar
Yüreğimi ceviz gibi çürüttün
Senin aşkın büktü kaddi dalım yar

Çektirme cefalar yandırma nara
Yitirdim aklımı kaldım divane
Köşeyi vahdette koyma avare
Dar-ul aman cemallettin velim yar

Sıdkı yakma ömrüm kal-u kıl ile
Hazine aranmaz kuru fal ile
Yırtık gömlek ile eski şal ile
Daha böyle nasıl olur halim yar
Aşık Sıdkı Baba

Kerbela çölünden sakin mi geldin
Ne yaman firgatli ötersin turnam
İmam Ali katarına…..yuban
Kırklar´ın semahın tutasın turnam

Kırklar senin ile biledir bile
Yediler hizmetin ol mail ola
Ol Hızır Nebi de yardımcın ola
Güruhu Naci´ye yetesin turnam

Evel bahar yaz ayları doğanda
Semah tutup gök yüzüne ağanda
Yavru şahin tellerine değende
Ali´m dost dost diye ötesin turnam

Ali´nin avazı sende bulundu
Ne yaman ötersin bağrım delindi
Ol Pirden bir haber al da gel şimdi
Gönlümün gamını atasın turnam

Ddemoğlu durmus katlini yazar
Oturmuş ağdevin bendini çözer
Mecnun Leyla için çölleri gezer
Can verki canana yetesin turnam.

Günün Sözü

0

Mıhtarım sen mıhtar olmadan evvel

0

Mıhtarım sen mıhtar olmadan evvel
Kıçında yaprakla gezerdi millet
Kalem kağıt defter hiçbiri yoktu
Kuş tüyüyle şekil çizerdi millet

Doğalgaz yerine tezek yakardık
Kumunan külünen bulaşık yıkardık
Olmasan düzlüğe nasıl çıkardık
Yokluktan muzdarip bezerdi millet

Çalgısız malgısız kına yakardık
Toplu iğne yoktu pel pel bakardık
Düğünde kılçıkla para takardık
Tıpkı Çakmaktaş’a benzerdi millet

Yatıp yuvarlanmağ bahçe mi vardı
Milletin cebinde akçe mi vardı
Mezarı eşecek kepçe mi vardı
Kazma ile kuyu kazardı millet

Dertler sıkıntılar haddinden çoktu
Derin dondurucu yoktu dolap yoktu
Bazende çökelek peynir koktu
Etleri ipliğe dizerdi millet

Arpa unu yerdik gelir düşüktü
Köprü yoktu yollar delik deşikti
Mutfak tüpüynen gazyağ keşikti
Kuyrukta birbirin ezerdi millet

Haklısın mıhtarım nankör bu köylü
Ayakta uyuyor tam kör bu köylü
Bir gün uyanacak bak gör bu köylü
Yanlışa açıktan gızardı millet

İnanç var huzur var merhamet vardı
En azından ülkede adalet vardı
İnsanlarda bilinç basiret vardı
İhaneti hemen sezerdi millet

Coşkun Arslan

Bir seni özledim bir de memleketimi

0

Yine hasret duman duman gönlümde
Bir seni özledim bir de memleketimi
Ağzımda cigaram yüreğimde sen
Bir seni özledim bir de memleketimi

Uzandım ranzama boyu boyunca
Gardiyan kapıya canım kilit vurunca
Duvarda asılı sazım alınca
Bir seni özledim bir de memleketimi

Hasretinden benim yüreğim yanık
Bir avuç gökyüzü gökyüzü canım etraf karanlık
Karşımda duruyor zalım parmaklık
Bir seni özledim bir de memleketimi

KULA YALVARMA

0

Dosta doğru gitmiyorsa
Yola yalvarma yalvarma
Günler aylar yetmiyorsa
Yila yalvarma yalvarma

Haydi zalim Felek haydi
Bana karşı kastın neydi
Mecnunu aç susuz koydu
Çöle yalvarma yalvarma

Cahillerin aklı ermez
Kendi cevherini görmez
Ağaç vardır meyve vermez
Dala yalvarma yalvarma

Ey SİNEMİ bunları geç
Her şey yalan sonu bir hiç
Bir tek Yaradan’a el aç
Kula yalvarma yalvarma

İzim laikliği söyler erenler

0

İnsanlığa kucak açtım yürüdüm
İzim laikliği söyler erenler
Aşkın potasında yandım eridim
Közüm laikliği söyler erenler

Muhabbetin temelini bulmalı
Özgür konuşmalı özgür olmalı
Hemi dinlemeli hemi çalmalı
Sazım laikliği söyler erenler

Hürriyet diyerek çağır dediler
Belki bizi duyar sağır dediler
Kudret hamurunu yoğur dediler
Özüm laikliği söyler erenler

Cehaleti kökten yıkıp bitiren
Toplumları çağdaş yola getiren
Hurafeyi yerden yere batıran
Sözüm laikliği söyler erenler

Alimler yanma varışım başka
Erenler cemine girişim başka
Ozan SİNEMİ’yim görüşüm başka
Gözüm laikliği söyler erenler

Tez büyüdü palavra denen velet,

0

Tez büyüdü palavra denen velet,
Ne kundağa ne beşiğe sığıyor.
Hilesi hurdası bitmiyor lanet,
Ne içeri ne eşiğe sığıyor.

Bizi attan düşürmekmiş planlar;
Bindik, eyer döndü, kesik kolanlar.
Kabaca doğranmış bütün yalanlar
Ne tabağa ne kaşığa sığıyor.

Adamlığa değil, servete hürmet;
Ye kürküm ye, paltoya bunca mürvet.
Çalanın, hırsızın yığdığı servet
Ne diplere ne köşeye sığıyor.

Alınması zordur bu hırsın öcün;
Ne aklın işidir ne de ki gücün.
Lambadan çıkan cin değil ki bu cin;
Ne varile ne şişeye sığıyor.

Şaştık, kimin eli kimin cebinde;
Kimlerin emeği kimin kabında.
İstenmeyen bir tüy burnun dibinde
Ne cımbıza ne maşaya sığıyor.

Her dert mancılıkla atılır mı hiç;
Tüccarı bulunup satılır mı hiç?
Bu kadar kaygıyla yatılır mı hiç?
Ne yorgana ne döşeğe sığıyor.

Harun’u kim dinler, yok ki sakalı;
Kadın silahlandı, erkek tokalı.
Aslan! dedi, kükrettiler çakalı;
Ne ormana ne meşeye sığıyor.

Harun Ustaoğlu

Adam Değilsin

0

Kimseyi düşünmen kendinden gayrı
İyi anılacak adam değilsin
Kuyruk ayrı oynar kulağın ayrı
Adam sanılacak adam değilsin

Allah nur vermemiş çirkin yüzüne
Şeytan bile çıktı gitti izine
Aklı olan kanmaz senin sözüne
Kanıp kanılacak adam değilsin

Fitnelik sendedir fesatlık sende
Deyyusluk sendedir gavatlık sende
Cehalet sendedir inatlık sende
Eve konulacak adam değilsin

Nasipsiz ahlaktan almaz payıda
Muhannet kulların pistir huyuda
İnanan güvenen kalır kuyuda
Kuyu inilecek adam değilsin

İbadetin riya hep aldatmaca
Arınmazsın yüz kez gitsen de hacca
Musalla taşında sorarsa hoca
Helal denilecek adam değilsin

Coşkun Arslan

Hayat arkadaşın ölüp gidince

0

Sevinci unutur gülmez yüzlerin
Yanlış anlaşılır doğru sözlerin
Maziyi hatırlar dolar gözlerin
Hayat arkadaşın ölüp gidince

Gün gelir yanına dostların gelmez
Kadrin kıymetini başkası bilmez
Akar göz yaşların kimseler silmez
Hayat arkadaşın ölüp gidince

Geceler uzundur sabahlar olmaz
Hüzün çöker kalbe neşeyi bulmaz
Ne yapsan da yeri kimseyle dolmaz
Hayat arkadaşın ölüp gidince

Gönlün yas tutarken karalar bağlar
Acılar depreşir yüreğin dağlar
Yüzün güler amma için kan ağlar
Hayat arkadaşın ölüp gidince

Yıllar geçer günü güne eklersin
Yaşamak zor gelir bazen teklersin
Ecelin yolunu her gün beklersin
Hayat arkadaşın ölüp gidince

El ayak dolaşır her an sakarsın
Albümleri açar sık sık bakarsın
Döner gelir diye ışık yakarsın
Hayat arkadaşın ölüp gidince

Ne eskisi kadar coşar çağlarsın
Ne de başkasına gönül bağlarsın
Mezarı başında her gün ağlarsın
Hayat arkadaşın ölüp gidince

Ferhat GÜNAYDIN (Ferhadi)
Eğitimci Yazar / Halk Şairi – Giresun

Allah’a şükürler olsun bunları yaşamadık.
Karınca kararınca dile getirerek yaşayanların tercümanı olmak istedik.
Allah’ım kimseleri eşinden ayırarak ağız tadını bozmasın.

Felek vurdu tokadını,

0

Felek vurdu tokadını,
Düşe düşe bir hal oldum.
Sevdan kesti takatımı;
Pişe pişe bir hal oldum.

Kuş durur mu çürük dalda!
Güç tükenir bir gün kolda!
Gideyim dedim düz yolda;
Köşe köşe bir hal oldum.

Bilmez ki gönül işinden,
Ayrılmaz oldu düşümden,
Bir ömür onun peşinden,
Koşa koşa bir hal oldum.

Aşkı kalbimde olunca,
Ölür mü; sevda ölünce?
O yar yüzüme gülünce;
Coşa coşa bir hal oldum.

Vuruldum kalem kaşına,
Layık görmedi eşine,
Yalan dünyanın işine;
Şaşa şaşa bir hal oldum.
16.11.2015
Avni Temiz

Cemâl-i Hakk bilir niyaz yaparız Kadın erkek yoktur, can vardır bizde

0

Tâ ezelden aya, güne taparız
Kâbe ne bilmeyiz, tan vardır bizde
Cemâl-i Hakk bilir niyaz yaparız
Kadın erkek yoktur, can vardır bizde

Cümle can bir deriz, farkı bilmeyiz
Aynı göle akar, arkı bilmeyiz
Din mezhep bilmeyiz, ırkı bilmeyiz
Yetmiş iki çeşit kan vardır bizde

Hakk’tan nida gelir, dolu içeriz
İnsân-ı kâmili, özü seçeriz
Devri daim olur, konup göçeriz
Dünya dedikleri han vardır bizde

Derunî bir sırra sürdü atını
Dolandı kandilin yedi katını
Dört kapı, kırk makam hepsi bâtınî
Hakk’a ermek için an vardır bizde…

KÜLLERDE KALDIK

0

Sürgün eylediler toprağımızdan,
Şu yabancı gurbet ellerde kaldık.
Koptuk dalımızdan, yaprağımızdan
Yüce dağ başında, bellerde kaldık.
*
Kaç kere kıydılar bize hunharca
Kanımız, su diye katıldı harca.
Her rüzgâra göğüs gerdik yıllarca;
Yine de dikenli tellerde kaldık.
*
Kimliğimiz için lain dediler,
Melanet işlerde kâin dediler,
Ülkemizi sevdik hain dediler,
Ne yapsak fütursuz dillerde kaldık.
*
Zalimlerin zulmü vermiyor aman
Barış gelecekti; hani ne zaman?
Göz gözü görmüyor, etraf toz duman;
Savrulduk göklere, yellerde kaldık.
*
Körpe bedenlere kurşun sıktılar,
Dilsiz şeytan olup seyre çıktılar,
Nice katlettiler, nice yaktılar;
Kavrulduk ocaksız küllerde kaldık.
*
Her durumda boşa çıktı bağıtlar,
Hak, hukuk görmeden yandı kâğıtlar.
Dilimizden düşmez oldu ağıtlar,
Gözyaşından coşkun sellerde kaldık.
*
Bindebir’im sözüm olsa da ağır,
Görmüyor bakarkör, dinleyen sağır.
Dünyanın yükünden sırtımız yağır,
Böylesi perişan hallerde kaldık.
*
24.08.2016- (6+5) – Ozan Bindebir
*
Açıklamalar: (TDK Sözlük)
Hunhar: Kana susamış, kan dökücü
Lain: Lanetlenmiş, melun
Melanet: Büyük kötülük, lanetlenecek iş veya davranış
Kâin: Bulunan, olan
Fütursuz: Çekinmez, umursamaz
Bağıt: Sözleşme
Yağır: Çoğunlukla bu yerde eyer ve semerin açtığı yara
*
Not: Bu şiirim, Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) tarafından düzenlenen uluslar arası “Yunus Emre” konulu şiir yarışmasında 2022 yılında 2. Lik ödülüne layık görüldü ve Hakan ÇAKMAK tarafından bestelenip okundu.

Mısmıl Olun Demirhan Ocak

0

İsmini hatırlamadığım devrimci bir ablanın evindeyim. Daha önce hiç tatmadığım bir pasta yapılmış; onu yerken Almanya’dan gelen sıcak kakaoyu yudumluyorum. Ama gözüm sürekli duvardaki saate takılıyor. Geç olmadan eve gitmeliyim.

Bir süre önce ben ve üç kafadar arkadaşım şehrin öbür tarafındaki Taşköprü’nün oralarına, kendi yaptığımız uyduruk balık oltalarıyla balık tutmaya gitmiştik. O zamanlar Taşköprü’nün çok kötü bir şöhreti varmış (çocuk kaçırma, taciz, tecavüz vs.). Biz eve dönmeyince anam panikle mahalleyi örgütlemiş; kalabalık bir grup bizi aramaya çıkmış, bulmuş ve neredeyse Bankalar Caddesi’nin tamamını dayakla, salya sümük, kan revan içinde bir “geçiş töreni” gibi yürümüştük.

O günden beri anamın gözünde “sabıkalı” sayılıyorum. Bu yüzden hemen her gün tembih ediyor:
“Sakın geç kalma, karanlık çökmeden eve gel…”

Bu sözleri söylerken bana kıyamayan ses tonunu hissediyorum (zannımca Bankalar Caddesi’ndeki o geçiş töreninde biraz abarttığının farkına varmıştı). Aynı anda yüzündeki “korkunç” olduğunu sandığı ifade bana komik geliyor; ama o benim anam, bu yüzden o komiklik hissi içimi acıtıyor.

Kendi kendime “Düşünme öyle, Allah baba çarpar.” diye geçiriyorum içimden. Tuhaf, çocukluğumda en çok dayağı anamdan yemiş olmama rağmen, neredeyse hiç dövmeyen babamdan daha çok korkardım; ama anama karşı gerçek bir korku hiç olmadı. Ondan çekindiğim tek an, şalvarının cebinden gri elektrik kablosunu çıkardığı andı… Çok canım yanardı. O zamanlar dayak yemeyen yaşıtım yok gibiydi; okulda da evde de sürekli bir dayak hali vardı.

Eve geç kalmayayım diye diken üstünde pastayı sıcak kakao ile götürürken, o güne kadar hiç duymadığım ve ilk anda Türkçe olduğuna bile emin olamadığım kalın bir ses duydum. Tıngır mıngır çalan bir sazın ardından, tınısı ve ritmi tanıdık gelen bir türkü yükseliyordu:
“Şu kanlı zalimin ettiği işler…”

Büyülenmiştim. Sesin kendisinden çok türkünün tanıdık sözlerini çözmeye çalışıyordum.

Ablanın annesi (öyle sanıyorum), seri bir bedduayla “Kıs şunun sesini, yan taraftaki Yezidler duyacak!” diye çıkışınca sesi hemen kıstılar.

Ben ise daha ilkokula gittiğim yaşlarda, kimi zaman mahalledeki dernekte kurban bayramlarında deri ve bağırsak temizlerken, kimi zaman kahvehanede devrimcilerin köşesinde elde ısmarlanan oraleti içerken; büyüklerin kendi aralarında kullandığı, devrimci abilerden ablalardan yeni yeni duyduğum kelimeleri kafamda evirip çeviriyor; uygun olduğunu düşündüğüm anlarda da pat diye söylüyordum: “yorumlayan”, “tını”, “türkü yakmak”…
Şarkıyla türkü arasındaki farkı da o zamanlardan duymuştum: “Şarkı söylenir, türkü yakılır.”
Bu kelimeleri konuşurken kullandığımda büyüklerin “Ne dedin? Ne dedin?” diye şaşkınlıkla dönüp bakmaları beni garip bir şekilde mutlu ederdi. Bu yüzden bu kelimeleri olur olmaz yerde kullandığımı şimdi hatırlıyorum.

Ama o gün, türküyü yorumlayan o kalın sesli amcanın sözlerini ne kadar uğraşsam da duyamadım, çözemeden kaldım. Hayatımda ilk defa Ruhi Su’yu orada dinlemiştim.

Sonraları çarşıya tek başıma gidecek yaşa gelince (ergenlik), önce Tepebağ’daki, sonra da 80 darbesinden birkaç yıl sonra Arı Sineması’nı biraz geçince, Mavi Pastane’nin arkasındaki bir apartmanın 1. katında yeniden açıldığını duyduğum Halk Evi’ne gitmeye başladım. Sanat, edebiyat ve müzik derslerinin olduğu; minderlere oturup detone seslerle türküler ve marşlar söylediğimiz o Halk Evi’nde en çok Ruhi Su dinlemeyi seviyordum.

Çocukluğum boyunca ses tonundan dolayı zihnimde zebella gibi bir adam hayal etmişken, yıllar sonra bir konser ya da kampanya afişinde gördüğüm fotoğrafın, o kafamda büyüttüğüm figüre benzediğini fark etmiştim.

Şimdi 55 yaşındayım. Tüm türküler bir yana, Ruhi Su bir yana… Bu değişmedi, değişmez.

Mısmıl olun

Bu portreyi nisan ayında çizmiştim.

Kırk yıllık resim çizeni öyküler yazan, profesyonel mutfak şefi olan Demirhan’dan;
Bu platform, hem öznel sanat süreçlerime hem de hayatı çekilir kılan iyileşme anlarına dair bir kesit.
Çizgilerim, bu çizim ve üretim süreçlerin ardındaki emeği anlatan öykülerim, mutfaktan gelen özel tariflerim ve güncel yazılarımla kurduğum sitemiz www.demirhanocak.com’da sizi bekliyor olacağım. “Kendimce sanat yapıyorum” dediğim bu yolculukta; sanattan sosyal meselelere ve mutfağın sırlarına kadar kurduğum bu alanda, sizi de kayıp ruhların dürüst oyununa davet ediyorum.

Esirgeme eşten dostan sevgiyi

0

Esirgeme eşten dostan sevgiyi
Toprak aldığını vermiyor geri
Anneye, babaya davranın iyi
Toprak aldığını vermiyor geri

Er yada geç bir gün vade bitiyor
Sevdiklerimizi bizden ediyor
Yaşlı genç demeden bir bir gidiyor
Toprak aldığını vermiyor geri

Resimlere bakıp albüme taksan
Döner gelir diye yollara baksan
Ağlayıp sızlayıp ağıtlar yaksan
Toprak aldığını vermiyor geri

Üstüne rengarenk çiçekler diksen
Getirip kovayla suları döksen
Tutup şu kalbini yerinden söksen
Toprak aldığını vermiyor geri

Mezarın başında öpsen taşları
Yumrukla vurarak döğsen döşleri
Sel edip akıtsan gözden yaşları
Toprak aldığını vermiyor geri

Ferhadi ne desin yürekler pare
Gönüller kırılmış hep hare hare
Vallahi olmadı ölüme çare
Toprak aldığını vermiyor geri

Ferhat GÜNAYDIN (Ferhadi)
Eğitimci Yazar / Halk Şairi – Giresun