Ana Sayfa Blog Sayfa 19

Nevruz Cemine Davet

0

Akşamlar aşk olsun bayram gecesi
Bu ayın nurudur sultan-ı nevruz
Fazlı şahım budur dilek gecesi
Ne mübarek gündür sultan-ı nevruz

Bayram kutlu olsun açılmış güller
Konmuşlar meydana garip bülbüller
Esma-i Haydar’ı zikreder diller
Ne saadet bize sultan-ı nevruz

Muhammed Mustafa sultan-ı cihan
Ali’nin sırrını çün kıldı beyan
Hatice sırrından kamusu şadan
Ruha sefa verir sultan-ı nevruz

Saadet hırkası büründü Ali
Vilayet tacını vurundu Ali
Melek secde etti bilindi Ali
Nübüvvet sırrında sultan-ı nevruz

Muhabbet şehrinin nurdan kapısı
On İki İmamdır cennet kapısı
Hakka secde eder bunun hepisi
Dilekler kabuldür sultan-ı nevruz

Sâki-yi kevserdir ol Şah-ı Merdan
Sundular kevseri ol demde hemen
Süreriz demleri yıkılsa cihan
Şad olur kalbimiz sultan-ı nevruz

On dört masumu pak sırrı Surrullah
Âyin-i cem içre nuru Nurullah
Cümlenin muradın verici Allah
Bizi de şad eder sultan-ı nevruz

Şükrü baba söyler bu deme şükür
Nurunu sırrını kıldı tefekkür
Muhammed Ali’dir dilimde zikir
Ne mürevvet bize sultan-ı nevruz

Gitme giden gitme sual sorayım

0

Gitme giden gitme sual sorayım
O nazlı pirime benzettim seni
Sende hak nişanı vardır gördüğüm
Hak dediğim yere benzettim seni

Mevlayı seversen eğlen dur gitme
Aşık akan sulara intizar etme
Bir kaşları suna gözleri süzme
Kirpiği hançere benzettim seni

Kapısına şeydullaha vardığım
Davasın derdime derman kıldığım
Aşkın havasına hayran olduğum
O nazlı pirime benzettim seni

Eydür Virani’yem kal u belaya
Sofrası meydanda Bektaş Veli’ye
Bir ismi Muhammet biri Ali’ye
Ali ül Haydar’a benzettim seni

Aşık Virani

Mecnun Olup Leylasını Bulanlar
BeğenAntolojimYorumlarPaylaşTweetle
Mecnun olup Leylasını bulanlar
Gam keder istemez Muhammet ister
Zikredip yarine zayi vermeyen
Kul olup pirinden ibadet ister

Gerçekler seyreder Hint’ten Yemen’e
Kafir zor görmezse gelmez amana
Dört kitap okusa gelmez imana
O fani hüdadan hidayet ister

Gerçeğin nefesi eridir dağı
Yalancı ateşi eritmez yağı
Muhabbetten geri gelenin çoğu
Kimi seyre gelir kimi et ister

Kamil yanında cahil huyu bulunmaz
Şeriat ehline tarık çalınmaz
Yayan yürünmeyen menzil alınmaz
Menzil almak içln keskin at ister

Arifoğlu eğri hacet söylemez
Çirkine güzel deme o güzel olmaz
İman bir köynekte üşür eğlenmez
İmanın köyneği on dört kat ister

Aşık Arifoğlu

Ezel bahar olmayınca
Kırmızı gül bitmezimiş
Kırmızı gül bitmeyince
Sefil bülbül ötmezimiş

Dost bülbüller gelir ötmeye
Güle sarılıp yatmaya
Bağıban gülü satmaya
Gül kadrini bilmezimiş

Gel ey bağban satma gülü
Haramdır parası pulu
Ağlatma sefil bülbülü
Gözyaşını silmez imiş

Yılda bir gün ziyan olur
Dost yoluna talan olur
Bazı insan hayvan olur
Hayvan adem olmazimiş

Şah Hatayı’m ölmeyince
Tenim turap olmayınca
Dost dosttan ayrılmayınca
Dost kadrini bilmezimiş

Helal kazançlara haram karışır

0

Helal kazançlara haram karışır
Hırsız rekor kırmak için yarışır
Doğruyu söylersen yüzler buruşur
Dünyanın çivisi çıkmış gidiyor

Kalpler katılaşmış, vicdanlar kara
Türlü bahaneyle bozuldu ara
Adamlık, insanlık hep olmuş para
Kimi yaşamaktan bıkmış gidiyor

Her yerde kol gezer şeytanın eli
Dürüst olanlara diyorlar deli
Kükremiş geliyor zamane seli
Masum yuvaları yıkmış gidiyor

Allah’tan korkanlar, kul hakkı yer mi?
Merhameti olan hep benim der mi?
Hayatı karartan bir kahpe mermi
Kardeş kardeşine sıkmış gidiyor

Mazlumlar döküyor gözden yaşını
Küsmüş bu hayata yıkmış kaşını
Tutan erken tutmuş suyun başını
Garipler boynunu bükmüş gidiyor

Gönüller körleşmiş zerre duygu yok
Muazzam ölüm var diye kaygı yok
Büyüklere karşı sevgi saygı yok
Dünyanın düzeni çökmüş gidiyor

Ramazan Akkaş
Şair-i Muazzam NEVŞEHİR-Tepeköy
5 Mayıs 2025

Bahçene uğrarsa zemheri kışlar

0

Bahçene uğrarsa zemheri kışlar
Yeni yeni dertler gelmeye başlar
Kurduğu yuvayı terk eder kuşlar
Bir bir yaprakların dökülsün de gör

Bir elinde şurup, birinde hapın
Azalır kıymetin değerin, çapın
Halin nasıl diye çalınmaz kapın
Saç ağarsın, belin büyüksün de gör

Gençlik böyle kalır, zannetme bitmez
Onu durdurmaya kuvvetin yetmez
Dünyanın tüm malı bir nefes etmez
Azrail karşına dikilsin de gör

Gelmez olur evlat, torun özlersin
Geceleri gündüz edip düzlersin
Cama baka baka çok yol gözlersin
Kapıdan el ayak çekilsin de gör

Aldanma dünyanın yeşil, alına
Dost düşman yapışır bir gün salına
Sefil baykuş bile konmaz dalına
Ocağına incir dikilsin de gör

Her insana bir gün değecek ucu
Kul Muazzam, ölüm denilen acı
O zaman bell’olur kardaşla, bacı
Miras mallarına çökülsün de gör

Ramazan Akkaş
Şair-i Muazzam NEVŞEHİR-Tepeköy
22 Nisan 2925

Gül içinde gülden olduk yarenler

0

Vatanımdı benim şehri gülistan
Bir sevda yaşadım dillere destan
İlk darbeyi yedim eş ile dosttan
Gül içinde gülden olduk yarenler

Ömür geçip gitti derdimiz bitmez
Harabeye döndüm kimse yurt tutmaz
Söndü ocağımız dumanım tütmez
Kül içinde külden olduk yarenler

Nazlı yar başına al yazma takar
Görüp konuşmamak sinemi yakar
Bağrıma bastığım uzaktan bakar
El içinde elden olduk yarenler

Şu garip gönlümün bitmez efkarı
Ağlarım köşede bep zarı zarı
Ne bir kovan kaldı, ne de bir arı
Bal içinde baldan olduk yarenler

Bulmuşum ben zaten çoktan belamı
Yüze dost olanlar kesti selamı
Çıkmıyor ağzımdan dünya kelamı
Dil içinde dilden olduk yarenler

Muazzam giderken bayat dengeli
Kimi düşman oldu taktı çengeli
Koydular önüme türlü engeli
Yol içinde yoldan olduk yarenler

Ramazan Akkaş Şair-i Muazzam
NEVŞEHİR-Tepeköy

Düşmüş işportalara sevda gibi sevdalar

0

Sendelesen bile bazı yürümek var ya
Oh ne rahat deyiverip yayılmak varken
Kim demiş köşe başında tezgah kurmuşlar
Düşmüş işportalara sevda gibi sevdalar

Doğuştaki o muhteşem güzellik bile
Nereden gözlersen gözle
Doğuştaki o muhteşem güzellik bile
Nereden gözlersen gözle

Dolu dolu gözyaşı ile
Kan ile terle değil mi?
Ömrüm, ömrüm
Ömrüm, ömrüm

Elalemdir neler derler yaşamak var ya
Öküz altında buzağı aranırlarken
O ki bir an içindir tuz basılır yaralara
Hasretlerden süzülünür sevda gibi sevdalara

Doğuştaki o muhteşem güzellik bile
Nereden gözlersen gözle
Doğuştaki o muhteşem güzellik bile
Nereden gözlersen gözle

Dolu dolu gözyaşı ile
Kan ile terle değil mi?
Ömrüm, ömrüm
Ömrüm, ömrüm
Ömrüm, ömrüm

Niyaz ehlindeyiz zannetme zahit

0

Niyaz ehlindeyiz zannetme zahit
Meşhur-i cihandır nazımız bizim
Sözümüz mutlaka canana ait
Enelhak çağırır sazımız bizim

Erenler bezmidir meydan-ı irfan
Zulmeti nur eder inkar-ı iman
Sofi ise olur tilkisi aslan
Kaplandan müthiştir bazımız bizim

Kapıdan girmeden düşün derince
Pek dardır yolumuz sırattan ince
Mana ustasından okuduk hece
Benzer muammaya yazımız bizim

Bulmuşuz mevlayı vicdanımızda
Edep müncelidir erkanımızda
Birdir her millet bu meydanımızda
Türk’ümüz Kürt’ümüz Laz’ımız bizim

Kuhullah bulmuşuz bu demde zatı
Bir zatta seyrettik ism ü sıfatı
Bir elden içtik ki ab-ı hayatı
Kalmadı kışımız yazımız bizim

Aşık Ruhullah

Alevi örgütleri neden toplumdan koptular?

0

Gazeteci dostum Musa Ağacık, 7 Mart’ta Maçka Demokrasi Parkı’ndan Suriye Başkonsolosluğu’na uzanan o kısa lakin anlam yükü ağır yürüyüşü kaleme aldığında, aslında sadece bir protestoyu haberleştirmiyordu. O, modern zaman Alevi örgütlülüğünün ve Türkiye’deki sol-demokratik muhalefetin içine düştüğü “şekilcilik” ve “hafıza kaybı” krizinin röntgenini çekiyordu. Suriye’de katil Colani ve HTŞ çetelerinin gerçekleştirdiği Alevi soykırımına karşı yükseltilen sesin cılızlığı, sadece bir sayısal azlıktan ziyade, bir zihniyet parçalanmasının dışavurumuydu.

Bir toplumu ulus, bir inancı Yol, bir kurumu ise “çekim merkezi” kılan yegane unsur, biriktirdiği hafızadır. Alevilik, yüzyıllar boyunca “SIR” içinde saklanarak, sözlü gelenekle (yazılı kaynakları yakılıp, yok edildiği için) bugüne taşınmış bir deryadır. Ancak modernleşme ve kente göçle birlikte bu sözlü gelenek, “kurumsal kimlik” potasında erimeye yüz tuttu. Bugün “Alevi Kurumuyum” diye ortaya çıkan dernek ve vakıfların en büyük günahı asıl olarak dünü bugüne, bugünü yarına bağlayacak bir bellekten, bir arşiv bilincinden yoksun olmalarıdır.

Arşivi olmayan bir kurumun hafızası, o günkü yöneticinin ömrü kadardır. Hafızası olmayan bir toplumun ise geleceği, başkalarının kalemine terk edilmiş demektir.

HAFIZA YİTİKLİĞİNİN ANATOMİSİ: NEDEN UNUTTUK?

Alevi kuruluşlarındaki hafıza kaybı rastlantısal olmaktan ziyade bir savrulmadır. Köydeki Ocak sistemi örgütlenmesinden şehirdeki dernek sistemine geçişte, “Dede-Talip” ilişkisinin yerini “Başkan-Üye” ilişkisi aldı.

Sözlü tarihin kaydı yapılamadı dersek haksızlık yaparız, yapılsa da bu birkaç duyarlı kişinin bireysel ilgisinden kaynaklanıyordu. Köylerdeki son “Bilge Çınarlar”, “Dağların Filozofları” olan zakirler, aşıklar, sadıklar ve “Marifet ehli İnsan-ı Kamil” olan Pir, Mürşid, Rehberler birer birer göçüp giderken, onların taşıdığı binlerce yıllık bilgi hazinesi kayıt altına alınamadı. Bugün birçok Cemevi yöneticisi, kendi bölgesindeki katliamların, haksızlıkların, provokasyonların tanıklarını bile dinlemeden, taşıdıkları hafızayı kayıt altına almadan onlar toprağa sırlandı.

Alevi demokratik kitle örgütleri, Cemevi yöneticileri gündelik siyasetin “arka bahçesi” olma yarışına girerek, evrensel Alevi ilkelerini, değerlerini ve tarihsel sürekliliğini unuttular. Musa Ağacık’ın eleştirdiği “flama sevdası”, işte tam da bu içeriksizleşmenin, yani hafıza yerine şekilciliği koymanın bir sonucu…

Toplumsal kopuşun bedeli ağır yükümlülükler içeriyor.

Bir kurumun arşivi yoksa o kurumun kurumsal aklı da yoktur. Arşivsizlik, Alevi toplumunda üç büyük kopuşa neden oldu.

Genç kuşak, “Neden Aleviyim?” sorusuna kuruluşlardan tatmin edici, belgelere dayalı bir cevap alamıyor. Tarihsel dokümanlar, eski yayınlar, mahkeme kayıtları veya saha araştırmaları sunamayan kuruluşlar, gençleri dijital dünyanın dezenformasyonuna terk ediyor. Arşivi olmayan bir Cemevi ya da dernek-vakıf, genç için sadece bir “taziye evi”dir.

Suriye’de yaşanan soykırım veya Türkiye’deki hak ihlalleri karşısında belge sunamayan, rapor hazırlayamayan kuruluşlar, uluslararası arenada ciddiye alınmıyor. Musa Ağacık’ın Maçka Demokrasi Parkı’nda gördüğü o 2000 polis, aslında karşılarında örgütlü bir akıl yerine dağınık bir öfke gördüğü için o kadar rahat hareket ediyor. Arşiv, savunmanın en güçlü silahıdır.

Hafıza boşluk kabul etmiyor. Kendi tarihini arşivlemeyen toplumun tarihini, ona düşman olanlar, onu yok etmek isteyenler yazar. Bugün Aleviliğin “iğdiş” operasyonları arşiv ve belge yoksunluğu zemininde yükseliyor. Sol-Sosyalist geçinen Sünni misyonerler tarafından kaleme alınan “Alisiz Alevilik”, “İslam dışı Alevilik” gibi deli saçması tezler, ‘Aleviliğin içini boşaltma’ operasyonudur.


Alevi kuruluşları “tabela derneği” olmaktan çıkıp, hafızayı yeniden inşa eden “hafıza merkezleri”ne dönüşmek zorundadır.

“Dijital Bellek” acilen oluşturulması gereken bir görevdir. Her federasyon ve büyük vakıf, dernekler bünyesinde bir “Dijital Arşiv Birimi” kurmalıdır. Bugüne kadar yayınlanmış tüm bültenler, çalıştayların sonuç bildirgeleri, yapılmış tüm eylemlerin fotoğraf ve videoları, mahkeme tutanakları dijital ortama aktarılmalı ve kamuoyuna açılmalıdır. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun ‘Madımak’ için gerçekleştirdiği dijital hafıza önemli bir başlangıç diye düşünüyorum.

Sözlü tarihi derleyecek laboratuvar görevi gören bir çalışma başlatılmalıdır. Cemevleri bünyesinde “Hafıza Odaları” kurumalıdır. Bölgedeki yaşlılarla yapılan görüşmeler, yerel ritüellerin kayıtları toplanmalı ve gençler bu projelerde “araştırmacı” olarak görevlendirilmelidir.

Anadolu Aleviliği’ne hizmet süreklilik arz eden, ciddi ve samimiyet isteyen bir görevdir. Cemevleri ve demokratik kitle örgütlerinin yöneticileri bu bilinçle göreve talip olmalı. Aksi halde bugün içinde bulunulan zaaflardan kurtulmak olanaksızlaşır.

Alevi örgütlülüğü bugünkü hantallıktan kurtulmak için değişerek yenilenmeli. Bunun için her ay “Durum Raporları” hazırlamalı, her yıl “Alevi Hak İhlalleri ve Toplumsal Refleks Raporu” yayınlamalıdır. Kaç çalıştay yapıldı? Kaç sempozyum, panel yapıldı? (Yapılan çalıştayların, sempozyumların, panellerin kayıtları itina ile kayıt altına alındıysa bir elde toplanmalı ve sonrakiler de kaydedilmeli) Kaç eylem yapıldı? Kaç kişi katıldı? Neden katılım azdı? Bu soruların cevabı arşivlenip hafızaya kaydedilmediği sürece aynı hataların her yıl tekrarlanması kaçınılmaz olur.

Cemevlerinde ve Alevi dernek-vakıflarda “Kütüphane ve Dokümantasyon Merkezleri” kurulmalıdır. İstanbul’daki yüz civarında Cemevi’nin kaçında nitelikli bir kütüphane var? Her Cemevi, sadece yemek dağıtan değil, bilgi dağıtan bir merkeze dönüşmeli ve bünyesinde Alevilikle ilgili dünyada yazılmış olan yazıların, bilimsel makalelerin, yapıtların tümünü barındırmalı.

Öngörülen lakin başarılamayan ‘kitlesel’ toplantılarda “Flama” yarışı değil, “Fikir” örgütlenmesi önemsenmeli. Kurum yöneticileri miting adı ile yapılan eylemlerde “belgelemek için oradaydık” demek için flama çokluğu sığlığından kurtulmalı. Eğitim seminerlerinde kurumsal arşivcilik ve stratejik iletişim dersleri verilmeli. Bir eyleme gidilirken kurum flaması yerine, o olayın tarihsel arka planını anlatan broşürler dağıtılmalıdır.

Alevi hareketi yarını kurtarmak için dünü yazmak zorundadır.

Sevgili Gazeteci Musa Ağacık’ın Maçka Demokrasi Parkı’ndaki ibretlik gözlemleri, bir uyanışın aracı olmalı. Aleviler, Suriye’deki soykırıma veya yanı başındaki adaletsizliğe sadece vicdanen değil, bilgiyle ve hafızayla daha kitlesel karşı durmalıydı.

Eğer Alevi örgütleri bugün kendi arşivlerini oluşturmaz, hafızalarını tazelemez ve İstanbul’daki yüz civarında Cemevi’ni birer “bilgi kalesi”ne dönüştüremezse, gelecekte ne o flamaları taşıyacak bir el, ne de o etli pilavı yiyecek bir can kalacaktır.

İçi boş, ezberlenmiş söylemlerle yapılan lafazanlıkla Batıni Anadolu Alevilik Yolu’nda menzil alınmaz!

Unutulmasın ki, kayda geçmeyen her acı tekrarlanmaya mahkumdur!

Alevi hareketindeki hafıza yitikliğini iyileştirecek olan ne yazık ki bugünün hantal yönetim kadroları değil, parmaklarının ucunda dünyayı taşıyan Z kuşağı olarak bilinen gençlerdir. Gençleri etli pilav dağıtmak yerine, toplumsal hafıza mimarı olmaya davet eden bir modelleme kurumların kaderini değiştirebilir.

Gençlerin enerjisini dijital bir kalkan ve hafıza deposuna dönüştürecek “Dijital Gönüllülük ve Bellek Ağı” modeli bir an önce hayata geçirilmeli. Bu model, Alevi örgütlenmesini dört duvardan oluşan birer tabela derneği olmaktan çıkarıp, bulut tabanlı “Yaşayan Müze” haline getirebilir. Bu ağın oluşmasının ilk aşaması “Hafıza Avcılığı” yani bilimin ışığında saha çalışması girişimini başlatmaktır.

Gençler, sadece eylemlere katılan figüranlar olarak görülmemeli, tarihin kaydedicileri olarak konuşlandırılmalıdır. Sözlü tarihin kaydı için hücre yapılanmasına gidilerek genç kuşağın ilgisi çekilmeli. Her Cemevi’nin bünyesinde 3-5 gençten oluşan kümeler şeklinde çalışma ekipleri oluşturulmalı. Bu gençler, ellerindeki akıllı telefonlarla bölgedeki Dedeler’in, Pirler’in, Analar’ın, ninelerin, büyük babaların kısacası toplumun hafıza küpü olan herkesin anlatılarını video-röportaj olarak kaydedilmelidir.

Gençler neyi kaydedecekleri konusunda akademik dünyadan Alevi bilim insanları tarafından bilgilendirilmelidir. Eskiden sürdürülen gelenek-görenekler, menkıbeler, yöresel erkanlar ve gülbanklar, yaşanmış hak ihlalleri, göç hikayeleri gibi konuların ve “tarihsel meraksızlığın” panzehiri olan yerel bilgilerin kayıt altına alınması, arşiv çalışmasının temelini oluşturur.

“Dijital Arşiv” oluşturularak veri doğrulama yöntemiyle kaydedilen bilgiler, merkezi bir dijital kütüphaneye dönüştürülmeli. Kurulacak olan Dijital Kütüphane Birimi’nin bir görevi de tüm Cemevileri’nin ortak erişebileceği yüksek güvenlikli, bulut tabanlı platform oluşturmaktır. Toplanan tüm belgeler arşiv mantığıyla sayısallaştırılarak bilgiye erişim kolaylaştırılmalıdır. Kuruluşların elindeki eski bültenler, siyah-beyaz fotoğraflar ve dernek kayıtları gençler tarafından taranarak PDF haline getirilmeli. Böylece “arşivimiz yok” bahanesi tarihe karışacaktır.

“Dijital Nöbet ve Aktivizm” yoluyla aktivasyona yol açan yöntemler geliştirilmeli ve eylemlerdeki katılımın azlığı, eylem çağrısının gençliğin diline çevrilememesinden kaynaklanan eksiklikler ve hatalar tespit edilmelidir.

“İçerik Atölyeleri” kurularak gençlerin ilgi alanı genişletilmeli. Genç gönüllüler Suriye’deki soykırımı, Ortaca, Sivas, Çorum, Gazi, Gezi ve Maraş katliamları gibi konularda 30 saniyelik “Hafıza Videoları” hazırlayarak sosyal medyaya uygun içerikler üretmelidir.

Günümüzde “Dijital Protesto Yönetimi” en etkili yollardan biridir. Eylemden 48 saat önce sosyal medya kampanyası başlatılmalı. Eylem anında ise “belgelemek için flama taşımak” yerine, canlı yayın yapan, tweet atan ve dünya kamuoyuna farklı dillerde servis yapan gençlik ekipleri oluşturulup sahada olmaları sağlanmalıdır.

Alevi kuruluşlarında “Kriz Masası” ve “Raporlama Sekretaryası”nın oluşturulması bir zorunluluk olduğu kanaatindeyim.

Musa Ağacık’ın “2000 polis vardı” ve “eyleme katılan 600 kişiydi” gözlemi, bir veridir. Bu gibi verilerin rapora dönüşmesi gerekir. Her eylemde mutlaka “Gözlemci Gençler”den oluşan bir ekip görevlendirilmelidir. “Gözlemci” olarak görevlendirilen gençlerin kayıt altına alacağı konular: Kaç kişi katıldı? Kaç kadın, kaç genç vardı? Polis müdahalesi oldu mu? Hangi sloganlar atıldı? Konuşmalar eylemin ruhuna uygun muydu? Katılan insanların yapılan konuşmalar hakkında değerlendirmeleri nasıldı? vb…

“Yıllık Hafıza Raporu” mutlaka hazırlanması gereken ve geleceğe ışık tutacak bir belgedir. Elde edilen veriler her yılın sonunda bir “Alevi Hakları ve Toplumsal Mücadele Raporu” olarak yayımlanarak tüm demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum kuruluşlarına, siyasi partilere ve Alevi Cemevi, dernek, vakıf ile federasyonlara iletilmelidir.


Gençler, “eylemde konuşma yapmak için orada olan” yöneticilerin aksine, “değiştirmek ve hatırlatmak için orada olan” bir güç haline getirilmeli. Arşiv, tozlu raflarda değil, gençlerin telefonlarında ve zihinlerinde yaşamalıdır.

Eğer bu dijital ağ kurulmazsa, sevgili Musa Ağacık’ın bahsettiği o “etli pilav” bir gün sadece bir “veda yemeği”ne dönüşebilir.

Gazeteci Ağacık’ın eleştirdiği o “600 kişilik fotoğraf” aslında bir yönetim ve vizyon zafiyetidir. Alevi demokratik kitle örgütleri “dernekçilik” yapmayı bırakıp, “toplumsal hafıza merkezi” olmaya karar verdikleri gün, değişim ve dönüşümün başlangıcına öncülük yapmış olurlar.

Arapcam yok Türkçesinden çakıyom

0

Tanrım oku demiş bende okuyom
Arapcam yok Türkçesinden çakıyom
Peygamberin hayatına bakıyom
Biz islamın ekseninden kaymışız
Ne Resule ne kitaba uymuşuz

Müslümanlık sanıp emeviliği
İbadet saymışız bedeviliği
Hazret bilip yezid muaviyeyi
Hepten ehli beyte düşman olmuşuz
Ne Resule ne kitaba uymuşuz

Okumuşuz hep Kuranı yüzünden
Habersizce mealinden sözünden
Gitmemişiz Muhammedin izinden
Şeyhler ne dediyse onu duymuşuz
Ne Resule ne kitaba uymuşuz

Alaattin Ercan