Ana Sayfa Blog Sayfa 181

Evvel baştan Muhammed‟e selavat

0

Evvel baştan Muhammed‟e selavat
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru
Ecel gelmiş pervaneler yanmaya
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

Hasan Hüseyin de Ali‟nin oğlu
Şehitlik yoluna giderler doğru
İmam Zeynel İmam Hüseyin oğlu
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

Muhammed Bakır‟dan aldık keremi
Cafer-i Sadık ile sürelim demi
Kâzım Musa yetiş gönlümüz gamı
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

İmam Rıza‟dan ola inayet
Taki‟den, Naki‟den ere hidayet
Ahir nefeste ol Sahip Zaman
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

Şah Hatayım eydir gel Pirim aman
Müminin kalbinden çıkmasın iman
Ahir nefeste ol sahibi zaman
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

Eğildimde bir dolu içtim

0

Eğildimde bir dolu içtim gel gel
Pirin elinden elinden
Yandı yürek kebab oldu
Narın elinden elinden

Dostun bahçesinde güller gel gel
Ne bilir halimden eller
Şakıyıp öten bülbüller
Gülün elinden elindn

Dostun bahçesinde gezdim gel gel
Hem okudum hem yazdım
Ben o yardan ayrı gezdim
Elin dilinden dilinden

çayır çimen dom bürüdü gel gel
lale sümbüller yürüdü
dağların karı eridi
yelin elinden eilnden

yine geldi bahar yazlar gel gel
ötüşür turnalar kazlaz
süzülüyor ela gözler
ölüm elinden elinden

gerçeklere ölüm olmaz gel gel
müminlere sorgu olmaz
burda ölen orda ölmez
korkmam ölümden ölümden

tutmuşam pirin elinden gel gel
korkmazam sırat yolundan
sakın Kul Hüseynim sakın
adu dilinden dilinden

Er yolunda bu aleme gelenler

0

Er yolunda bu âleme gelenler
Cümlesi Alî’ye server dediler
Cümle evliyâlar cümle erenler
Binbir ismin birin haydar dediler

Sad-hezâr esselâm o nesl-i pâke
Esrâr-ı murtezâ sığmaz idrâke
Bir kez müştesini vurunca hâke
Erhâm semellâhu ekber dediler

Alevîyim Hüseynîyim Hayderî
Olsa idim kanberinin kanberi
Şah Takî Bâ Nâki Mehdî Askerî
Dertli yollarında kemter dediler

Server: öncü, başı çeken, lider, önder;

Haydar: Hz. Ali’nin lakaplarından biri, kelime ve sözlük olarak arslan anlamına;

Sad hezär: yüz bin;

Sad hezär esseläm: yüzbinlerce selam olsun;

Nesl-i päk: temiz soy, temiz soylu, soyu temiz;

Esrär-i murtaza: Hz. Ali’nin sırları

idräk: kavram, kavram gücü;

Mufta: yumrugu güçlendiren bir demir araç; yumruk;

Hak: toprak;

Erhäm semalläh: allah’m merhamet ve yüceligine telmik; Ekber: en biiyük;

Alevi, Hüseyni, Haydari: Hz. Ali yolunda tutulmuş yollar, açılmış mezheb ve tarikatlar ve bunlara inanıp bağlananlara verilen adlar,

Kanber: ev adamı, Hz. Ali’nin, kendisine ç0k bağlı kölesinin adı; Kanberi’nin kanberi: Kamberin kölesi;

Taki, Naki, Mehdi, Askeri: alevilik inancinin biiyüklerinden oniki imamların dördü:

Kemter (kemter) ç0k mütevazi, ç0k değersiz, (onların yanında)

Daha anamdan doğmadan

0

Daha anamdan doğmadan
Neden ben ihtiyar oldum
Yedi yaşıma değmeden
İhtiyar oldum, ihtiyar oldum

Ey doktor bana acıma
Elin vurma ilacıma
Ak düştü siyah saçıma
İhtiyar oldum, ihtiyar oldum

Adımı dillere yaydın
Söz verdin de geri caydın
Ey sevgili gözün aydın
Neden ben ihtiyar oldum

Mahzuni Şerif bilmeden
Yorulur bu yola giden
Yetmiş yaşlı çocuğum ben
Neden ben ihtiyar oldum

Bu yolun yolcusu olayım dersen

0

Bu yolun yolcusu olayım dersen
Elde iki karpuz tutmalı değil
derviş olup şalvar giyeyim dersen
Gahi giyip gahi atmalı değil

Nadan bahçesinde gonca gül olmaz
Kamil ile yoldaş olan yorulmaz
iki mahluk vardır Hakka kul olmaz
Mağrurluk düşmanlık etmeli değil

Mağrurlar orada olurlar yalan
Kibr imiş yorulup yollarda. kalan
Eğer yolcu isen köprüyü dolan
Gözgöre çamura batmalı değil

Koyun kuzusuna nasil meledi
Malının kulağın kimler enedi .
Bülbül öttüğü dalda tünedi
Her çalı başında ötmeli değil

Sah Hatayi imam Cafer muhbiri
Yaranıdır Hakkın VeyseL Karani
Hakkın haznesinden gelen güheri
Müşteri olmayana satmalı değil.

Düşündüm düşündüm fikir eyledim

0

Düşündüm düşündüm fikir eyledim
Duman şu dağlara ne güzel uymuş
Şükrolsun bizi yaratan mevlaya
Din iman islama ne güzel uymuş

Ulu camilere sererler hali
Ben deli değildim sen ettin deli
Allahın Arslanı Hazreti Ali
Zülfikar düldüle ne güzel uymuş

Başına çekinmiş çevreli cember
Ağzında kokuyor miskili Anber
Beytullahı yaptıran Halil Peygamber
Beytullah o zata ne güzel uymuş

Kafirlerde cağırırlar Isaya
Itibar ederler elindeki asaya
Incil Isaya Tevrat Musaya Zebur Davuda
Kuran Muhammede ne güzel uymuş

Karacoğlan der eyleme minnet
Müslümana lazim farz ile Sünnet
Kafire cehennem mümine Cennet
Lanet kör şeytana ne güzel uymuş

KALANLARA SELAM OLSUN

0

Bu dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun

Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
Soranlara selam olsun

Tenim ortaya açıla
Yakasız gömlek biçile
Bizi bir asân vechile
Yuyanlara selam olsun

Azrail alır canımız
Kurur damarda kanımız
Yuyacağın kefenimiz
Saranlara selam olsun

Selâ verile kastımıza
Gider olduk dostumuza
Namaz için üstümüze
Duranlara selam olsun

Dünyaya gelenler gider
Hergiz gelmez yola gider
Bizim halimizden haber
Soranlara selam olsun

Miskin Yunus söyler sözün
Yaş doldurmuş iki gözün
Bizi bilmeyen ne bilsin
Bilenlere selam olsun

Ötme bülbül ötme şen değil bağım

0

Ötme bülbül ötme şen değil bağım
Dost senin derdinden ben yana yana
Tükendi fitilim eridi yağım
Dost senin derdinden ben yana yana

Deryada bölünmüş sellere döndüm
Vakitsiz açılan güllere döndüm
Ateşi kararmış küllere döndüm
Dost senin derdinden ben yana yana

Haberim duyarsın peyikler ile
Yaramı sararsın şehitler ile
Kırk yıl dağda gezdim geyikler ile
Dost senin derdinden ben yana yana

Pir Sultan Abdal´ım doldum eksildim
Yemekten içmekten sudan kesildim
Hakkı pek sevdiğim için asıldım
Dost senin derdinden ben yana yana

KUL NESİMİ

0


17’nci yüzyılda Anadolu’da yaşamış tekke şairi. Alevi-Beştaşi inançlarını dile getirdiği şiirleriyle tanınır. yaşadığı yer ile doğum ölüm yılları ve tarihleri konusunda bilgi yok. Şirleri Hurufilik, Caferilik ve Haydariliğe olan ilgisini yansıtır. Şiirlerinde hem hece hem aruz ölçüsünü başarıyla kullandı. Nefesleri Bektaşi ve Alevi’ler arasında çok tutulur. Bazıları günümüze kadar ulaşmıştır. Azeri asıllı Hurufi şair Nesimi ile uzunca sür süre karıştırıldı. Ama ikisinin ayrı şairler olduğunu ilk kez Cahit Öztelli ortaya çıkardı (Pir Sultan’ın Dostları-1984).
YÂR BENİMDİR KİME NE

Ben yitirdim, ben ararim yâr benimdir kime ne
Gah giderim öz bağıma gül dererim kime ne
Gah giderim medreseye ders okurum Hak için
Gah giderim medreseye dem çekerim kime ne

Kelb rakip haram diyormuş şarabın bir katresine
Saki doldur ben içerim günah benim kime ne
Ben mekamet gömleğini deldim, taktım eğnime
Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne

Ah Yezid seccadeni al yürü mescid yoluna
Pir eşiği benim kabem kıblegahım kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne hükmeder kaftan kafa
Gah inerim yeryüzüne yâr severim kime ne

Kelb rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi, günah benim kime ne
Nesimi’ye sordular, yârin ile hoş musun
Hoş olayım hoş olmayım o yâr benim kime ne

SORMA MEZHEBİMİZİ

Sorma be birader mezhebimizi
Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır
Çağırma meclis-i riyaya bizi
Biz şerbet bilmeyiz dolumuz vardır

Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz
Kıl ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz
Hakikat bağında hata bilmeyiz
Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır

Bizlerden bekleme zühd ü ibadet
Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet
Tevalla olmaktır bize alamet
Sanma ki sağımız solumuz vardır

Ey zahit surete tapma hakkı bul
Şah-ı velayete olmuşuz hep kul
Hakikat şehrinden geçer bize yol
Başka şey bilmeyiz Ali’miz vardır

Nesimi esrarı faş etme sakın
Ne bilsin ham ervah likasın hakkın
Hakk’ı bilmeyene Hak olmaz yakın
Bizim Hak katında elimiz vardır

BEN MELAMET HIRKASINI

Ben melamet hırkasını
Kendim giydim eğnime
Ar ü namus şişesini
Taşa çaldım kime ne
Haydar Haydar taşa çaldım kime ne
Sofular haram demişler
Aşkımın şarabına
Ben doldurur ben içerim
Günah benim kime ne
Haydar Haydar günah benim kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne
Seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne
Seyreder alem beni
Haydar Haydar seyreder alem beni
Gah giderim medreseye
Ders okurum Hak için
Gah giderim meygedeye
Dem çekerim aşk için
Haydar Haydar dem çekerim aşk için
Nesimi’yi sorsalar kim
Yarin ile hoş musun
Hoş olam ya olmayayım
O yar benim kime ne
Haydar Haydar o yar benim kime ne

Edip HARABİ

0

1853’te İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ahmet Edip. Harabî mahlasıdır. Bazı şiirlerinde Edib mahlasını da kullanır. Bahriye Birlik katibi olan Harabi’nin yaşamı İstanbul ve Rumeli’de geçti. 17 yaşında Bektaşiliği seçti. Yaşamını yitirdiği 1917’ye kadar bu yolun sadık bir bendesi ve savaşçısı oldu. Tasavvuf ve tasavvuf ustalarının eserleriyle yakından ilgilendi. Hece ve aruzla yazdı. Divanında bu iki ölçünün kullanıldığı şiirler vardır.
EY VAİZ BİZE VA’Z EDEMEZSİN SEN

Ey vaiz sen bize va’z edemezsin
Çünkü her bir ilmin deryasıyız biz
Bizim yurdumuza hiç gidemezsin
Hakikat Kaf’inin Anka’sıyız biz

Haberdar olaydın şirri süphandan
Feragat ederdin küfr-ü imandan
Birşey anlamadın sen magzi Kur’an’dan
Kuran’ın esrar-ü manasıyız biz

Biz tertip eyledik Kabe-kavseyn’i
Kurbu ev ednada kurduk ayini
Fehm eyleyemezsin sen o mabeyni
Mirac’in Leyletel esrarıyız biz

Tur’da biz Musa’yi irşad eyledik
İsa’yi çarmıhtan azad eyledik
Çıkardık göklere imdat eyledik
Bunların sebebi ihyasıyız biz

Kafü-nun dan daha nişan yok iken
Bu görüp bildiğin cihan yok iken
Hakka sığınacak mekan yok iken
Bizde gizlenmişti amasıyız biz

İbrahim’e narı gülzar eyledik
Tecri mintahtihel’enhar eyledik
Yok iken Harâbi biz var eyledik
Bu kevn ü mekanın hûdasıyız biz

AZMİ

0


Doğum tarihi bilinmiyor. Ölümü 1582 İstanbul. Defterdar Pir Ahmet Çelebi’nin oğlu. Medrese öğrenimi gördü. Müderrislik yaptı. Son dönemlerinde Şehzade Mehmet’in (III. Mehmed) hocası oldu. Hüseyin Vaiz’in Ahlak-ı Muhsunî adlı eserini Enisü’l-Arifîn adıyla Türkçe’ye çevirdi. Merâtibü’l-Ahlak adlı bir kitabı daha var.
YERİ GÖĞÜ İNS Ü CİNNİ YARATTIN

Yeri göğü ins ü cinni yarattın
Sen ey mimar başı eyvancı mısın
Ayı burcu günü çarhı var ettin
Ey mekan sahibi rahşancı mısın

Denizleri yarattın sen kapaksız
Suları yürüttün elsiz ayaksız
Yerleri temelsiz göğü direksiz
Durdurursun acep iskancı mısın

Kullanırsin kanatsızca rüzgarı
Kürekle mi yaptın sen bu dağları
Ne yapıp da öldürürsün sağları
Can verub can alırsın sen cancı mısın

Sekiz cennet yaptın sen Adem içün
Adın büyük bağışla anın suçun
Adem’i çıkardın cennetten niçün
Buğday nene lazım harmancı mısın

Bir iken bin ettin kendi adını
Görmedim senin gibi iş üstadını
Yaşardirsin kurudursun odunu
Sen bahçevan mısın ormanci mısın

Cibril’e perde altından söylerdin
İnub Beytullah’a kendin dinlerdin
Bu ateşi cehennemi neylerdin
Hamamın mı vardır külhancı mısın

Hafaya çekilüb safaya durdun
Aklı ermezlerin aklını urdun
Kıldan ince köprü yaptın da kurdun
Akar suyun mu var bostancı mısın

Bu kışlara bedel bu yazı yaptın
Evvel bahara karşı güzü yaptın
Mizanı iki göz terazi yaptın
Bakkal mısın yoksa dükkancı mısın

Kazanlarda katranların kaynarmış
Yer altında balıkların oynarmış
On bu dünya kadar ejderhan varmış
Şerbet mi satarsin yılancı mısın

Esirci misin koydun cehenneme Arab
Hoca mısın okur yazarsın kitab
Aslın katib midir görürsün hisab
İhtisabın mı var yoksa hancı mısın

Yüzbin tamun olsa korkmam birinden
Rahman ismi nâzil değil mi senden
Gaffâr-uz-zünûbum demedin mi sen
Affet günahımı yalancı mısın

Şanına düşer mi noksan görürsün
Her gönülde oturursun yürürsün
Bunca canı alıp gene verirsin
Götürüp getiren kervancı mısın

Bilirsin ben kulum sen sultanımsın
Kalbde zikrim dilde tercemanımsın
Sen benim canımda can mihmanımsın
Gönlümün yârisin yabancı mısın

Beni delil eyler kendin söylersin
İçinden Azmi’yi pazar eylersin
Yücelerden yüce seyran eylersin
İşin seyran kendin seyrancı mısın

AŞIK VEYSEL

0


25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde dünyaya geldi. 21 Mart 1973’te yine Sivrialan’da yaşamını yitirdi. Çocukken çiçek hastalığı yüzünden bir gözünü, daha sonra bir kaza sonucu diğer gözünü kaybetti. Saz çalmayı öğrendi. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Emrah, Dadaloğlu gibi halk ozanlarından etkilenerek türkü yorumu ve sazda ustalaştı. İki kez evlendi. 7 çocuğu oldu. Anadolu’yu kent kent dolaşıp şiirlerini sazıyla seslendirdi. Köy Enstitüleri’nde saz ve halk türküleri dersleri verdi. Ölüm nedeni akciğer kanseri. En güzel şiirlerinden bazılarını ölümünden hemen önce yazdı. Şimdi Şarkışla’da her yıl adına bir şenlik yapılır. Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Tekniği gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de var. Şiirleri, Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1950), Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimi kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.

GÜZELLİĞİN ON PAR’ETMEZ

Güzelliğin on par’etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa

Tabirin sığmaz kaleme
Derdin dermandir yareme
İsmin yayılmaz aleme
Aşıklarda meşk olmasa

Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikri başka başk’olmasa

Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa

Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı Veysel adı
O sana aşık olmasa

BU ALEMİ GÖREN SENSİN

Bu alemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin

Kainatı sen yarattın
Herşeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar’attın
Cömertliğin nerde senin

Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin

Kilisede despot keşiş
İsa Allahın oğlu demiş
Meryam Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin

Kimden korktun da gizlendin
Çok arandın çok izlendin
Göster yüzünü çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin

Binbir ismin bir cismin var
Oğlun kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin

Türlü türlü dillerin var
Ne acayip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin

Ademi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin

Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acayip sır da senin

KAZAK ABDAL

0


15’inci yüzyıl sonu ile 16’ncı yüzyıl başlarında yaşadığı sanılıyor. Asıl adı Ahmed. Yaşamıyla ilgili fazla bir bilgi yok. Taşlamalarıyla ünlü bir Bektaşi şairi. Bazı kaynaklarda Romanya Türkleri’nden olduğu ve sakalını tıraş ettiği için “Kazak” mahlasını aldığı yazılır. Şiirlerindeki yergiler zaman zaman küfür düzeyine varır. Zahid denilen softalarla, medreselileri sert biçimde eleştirir.

Eşeği saldım çayıra,
Otlaya kamın doyura
Gördüğü düşü hayıra.
Yoranın da anasını

Münkir münafıkın huyu,
Yıktı harap etti köyü
Mezarına bir tas suyu,
Dökenin de anasını

Dağdan tahta indirenin,
Iskatına oturanın
Mezarına götürenin,
İmamın da anasını

Derince kazın kuyusun,
İnim inim inlesin
Kefenin diken iğnesin,
Dikenin de anasını

Müfsidin bir de gammazın,
Malı vardır da yemezin
İkisin meyit namazın,
Kılanın da anasını

Kazak Abdal nutkeyledi,
Cümle halkı ta’neyledi
Sorarlarsa kim söyledi,
Soranın da anasını

KAYGUSUZ ABDAL

0

Doğum tarihi ve yeri ile ölüm tarihi ve yeri kesin olarak bilinmiyor. Asıl adının Alâeddin Gaybî olduğu söylenir. Padisah II. Murat döneminde 1341-1444 arasında yaşadığı sanılıyor. Babasının adı Alanyalı Hüsameddin Mahmud. İyi bir eğitim gördü. Edirne, Yanbolu, Filibe, Manastır’ı gezdi. Ve Bektaşi şeyhi Abdal Musa’nın dergahına girdi. 40 yıl burada hizmet etti. Şeyhinden izin alarak, Mekke ve Mısır’a gitti. Mısır’da öldüğü ve Mukattam Dağı’nda bir mağaraya gömüldüğü söylenir. Bir başka söylentiye göre de Antalya Elmalı’da gömülü. Şeyhi Abdal Musa gibi halifesi Kaygusuz Abdal da Bektaşi-Alevi edebiyatının kurucularından sayılır. Yunus Emre’nin yolundan gitti. Hem aruz, hem hece ölçüleriyle yazılmış şiirleri var. Şiirlerini ana teması tanrı, insan ve doğa sevgisidir. Kaygusuz Abdal, alaycıdır. Yobazlık ve ham softalığı eleştirir. Yalın bir dili ve kıvrak söyleyişi vardır. Serâyi, Miskin Serâyi, Kul Kaygusuz ya da Miskin Kaygusuz mahlaslarını da kullandı. Düzyazı alanında da örnekler verdi. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinin çoğu “şathiye” türündedir. Divan’ının yanısıra, Sarây-Nâme, Minber-Nâme, Dil-Güsâ, Gevher-Nâme, Budala-Nâme, Mesnevi, Muglâta-Nâme, Esrâr-i Hurûf, Vücûd-Nâme adlı eserleri var. Eserleri ve hayatını Abdurrahman Güzel araştırdı ve yazdı.

KOCA TANRI

Yücelerden yüce gördüm
Erbapsın sen koca Tanrı
Alem okur kelam ile
Sen okursun hece Tanrı

Adem erliği ile anılır
Filan oğlu filan deyü
Anan yoktur atan yoktur
Sen benzersin piçe Tanrı

Kıldan köprü yaratmışsın
Gelsin kulum geçsün deyü
Hele biz şöyle duralım
Yiğit isen geç e Tanrı

Garib kulun yaratmışsın
Derde mihnete katmışsın
Ani aleme atmışsın
Sen çıkmışsın uca Tanrı

Kaygusuz Abdal yaradan
Gel içegör şu cür’adan
Kaldır perdeyi aradan
Gezelim bilece Tanrı

ADEMİ BALÇIKTAN YOĞURDUN YAPTIN

Ademi balçıktan yoğurdun yaptın
Yapıp da neylersin, bundan sana ne
Halk ettin insanı saldın cihana
Salıp da neylersin bundan sana ne

Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne

Katran kazanını döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yılana tamuyu yutsun
Söndür şu ateşi bundan sana ne

Sefil düştüm bu alemde naçarım
Kıldan köprü yaratmışsın geçerim
Şol köprüden geçemezsem uçarım
Geçir kullarını bundan sana ne

Kaygusuz Abdal der cennet yarattın
Cehenneme nice kulları attın
Nicesin ateş-i aşk ile yaktın
Yakıp da neylersin bundan sana ne

YUNUS EMRE

0

Yaşamına ilişkin bilgiler sınırlı. Doğum yeri bilinmiyor. 13’üncü yüzyılın ortalarına doğru Moğal istilası ve Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı dönemde yaşadığı sanılıyor. Bu dönemin sarsıntı ve acıları Yunus’un eserlerinde derin izler bıraktı. Babasının adı İsmail. Medrese eğitimi gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. İran ve Yunan mitolojisiyle, tasavvuf tarihini inceledi. Hacı Bektaş ya da Sinan Ata’nın halifesi Taptuk Emre’nin dergahında hizmet etti. Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’yu dolaştı. Eskişehir Sarıköy, Manisa Buna ve Emreköy, Erzurum Dutçu Köyü, Isparta Keçiborlu ve Karaman’da adına yapılmış mezarlar var. Ama nerede öldüğü ve gömüldüğü kesin belli değil. Tasavvuf yorumunu benimseyen Yunus Emre’nin keskin bir gözlem gücü, derin bir hoşgörü anlayışı var. Şiirlerini hece ölçüyle yazdı. Ama aruz denemelerine de yer verdi. Hece ölçüseyle yazdığı dörtlüklerin yanısıra yine hece ile beyitler ve gazeller de yazdı. Dili arı Türkçe değil. Yer yer Arapça ve Farsça tamlamalar kullandı. Sağlığında düzenlediği divanı bulunamadı. Günümüzdeki divanları derlemedir. 1904’te birinci, 1924’te ikinci basımları yapılan Divan-ı Aşık Yunus Emre’nin yanısıra Burhan Toprak ve Abdülbaki Gölpınarlı’nın derleyip yayınladığı Yunus Emre divanları var.
İLİM KENDİN BİLMEKTİR

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne
Kişi Hak’kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru emektir

Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eğer Hak bilmez isen
Abes yere yelmektir

Dört kitabın ma’nisi
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır

Yiğirmi dokuz hece
Okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca
Ma’nisi ne demektir

Yunus Emre der hoca
Gerekse bin var hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir

AŞKIN ALDI BENDEN BENİ

Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni

Aşkın aşıklar öldürür aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem Mecnun olup yola düşem
Sensin dün ü gün endişem bana seni gerek seni

Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler kulum göğe savuralar
Toprağım anda çağırır bana seni gerek seni

Cennet dedikleri ne ki bir kaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları bana seni gerek seni
Yunus-durur benim adım gün geçtikce artar ödüm
İki cihanda maksudum bana seni gerek seni

AŞKIN ALDI BENDEN BENİ

Aşkın aldı benden beni / bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü / bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim / ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum / bana seni gerek seni
Aşkın aşıklar öldürür / aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur / bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem / Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem / bana seni gerek seni
Yunus’durur benim adım / gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum / bana seni gerek seni

DERVİŞLİK BAŞTADIR TACDA DEĞİLDİR
Dervişlik baştadır, tacda değildir
Kızdırmak oddadır, sacda değildir
Eğer bir müminin kalbin yıkarsan
Hakka eylediğin secde değildir
Ararsan Allah’ı kalbinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir
Kabul et Yunus’un ergen sözünü
Tezcek gelir başa, geçte değildir.

EVVEL BENEM AHIR BENEM

Evvel benem ahır benem / canlara can olan benem
Azıp yolda kalmışlara / Hızır meded eren benem
Düz döşedim bu yerleri / baskı kodum bu dağları
Sayvan gerdim bu gökleri / geru sonra düren benem
Bir niceye verdim emir / devlet ile sürdü ömür
Yanan kömür kızan demir / örse çekiç salan benem
Yunus değil bunu diyen / kendiliğidir söyleyen
Mutlak kafir inanmayan / evvel ahır heman benem

YA İLAHİ GER SUAL ETSEN BANA
Ya ilahi ger sual etsen bana
Cevabım işbudurur anda sana
Ben bana zulmeyledim ettim günah
Neyledim nettim sana ey padişahım
Nesne eksildi mi mülkünden senin
Geçti mi hükmüm ya hükmünden senin
Rızkını yeyip seni aç mı kodum
Ya yeyip öynünü muhtaç mı kodum
Hiç Yunus’tan değdi mi sana ziyan
Sen bilirsin aşikare vü nihan
Bir avuç toprağa bunca kıyl ü kal
Neye gerek ey kerim ü zül-celal

GELDİ GEÇTİ ÖMRÜM BENİM


Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi

İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi

Miskin adem-oğlanını
Benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter
Yere tohum saçmış gibi

Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi

Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi

Bir miskini gördün ise
Bir eskice verdin ise
Yarın anda sana gele
Hulle donun biçmiş gibi

Yunus Emre bu dünyada
İki kişi kalır derler
Meger Hızır, İlyas ola
Ãb-i hayat içmiş gibi

Yunus Emre