Ana Sayfa Blog Sayfa 176

SEYYİD BATTAL GAZİ OCAĞI İsmail ONARLI

0

Halkın “Kemal Dede” dediği Amasya-Merzifon ilçesi Oymaağaç Köyü’ndeki Kemal Gazi Dede Türbesi ve Cemevi’ni 21 Ağustos 2001 Salı günü; Karatepe Köyü’nden Kemal Erikçi’nin minibüsü ile bizi götürmesiyle ziyaret olanağı bulduk, kendisine bu hizmetinden dolayı “Hakk Erenleri”nin yardımcı olmasını niyaz ederim.
Oymaağaç Cami duvarında bulunan Mezartaşı’daki yazıyı okuması için Arkrolog Dr.İsmail Kaygusuz’a gönderdim, özetle O’da şöyle demektedir: “Metin geç Bizans Grekcesiyle yazılmıs. Ölen Karos adli kardeşleri için, iki kardeşe bir mezar yaptılmıs. Karos kardesler; Magnos ve Roteilos anisi nedeniyle bu mezar taşını dikmişler. Sonundaki tahmini olarak tamamladığımız tarihleme formülü doğruysa 15.yüz yıla ait bir Osmanlı Rum vatandaşın mezar yazıtı…” Oymaağaç Köyü Çeşmesi’nin başında da kocaman bir taşa hac yapılmış. Bu taş muhtemelen Rumlardan kalmadır. Balgöze (Emert) Köyü’deki kaya arasındaki Su Gözesi de bir ziyaret mekanıdır.

Atatürk’ün Kızılkoca Ocağı’nından olduğunu Gümüşhacıköy ilçesi merkezinde bir dede tarafından bize söylenmiştir ki bu durum çok ilginçtir.
Daha önce yaptığımız. Merzifon-Gümüşhacıköy ve çevresindeki köylerdeki “tekke, zaviye, cemevi, ziyaret ve adak yerler” ile ilgili araştırmalarımın bazılarını Cem, Karacaahmet Sultan ve Yol dergilerinde yayınlandı. (1,2,3, 4, 5,) Merzifonlu Piri Baba Tekkesi ile Kemal Gazi Dede’nin ilişkilerini ve de “Piri Baba’nın Ahilik ve Bektaşilikle ilişkisini” yazımda irdelemiştim.(6)

Burhan OĞUZ’da Kemal Gazi Dede’nin kerametleri için şunları yazmaktadır: “Kemal Baba; Merzifon – Sarıbuğday (Türnük) Bucağı Oyma Ağaç Köyündeki yatırına, sarası olanlar ve bir şey kaybetmiş olanlar adak adamaya giderler… Bu yatırdan cevher (toprak) alma ve suya konularak içme ve hastalık iyi etme gibi davranışları görüyoruz…”(7)
Battal Gazi Ocağı; Alevlik ile ilgili bilgiye sahip olanların bildiği üzere, Seyyid Battal Gazi’nin Eskişehir’de türbesi ve dergahı bulunmaktadır. Battal Gazi Ocağı’ndan Dedeler hem Eskişehir’de hem de Amasya’da bulunmaktadırlar. Amasya Merzifon, Sarı, Oymaağaç, Balgöze (Emert) Köyü ve Merzifon – Nusratiye (Tekke) mahallesinde bu soydan gelen dedeler bulunmaktadır. Bizde bu yörelerde incelemelerde bulunduk.

Baki Öz(8,9,), Murat Küçük(10), AÜEF.Öğr.Gör.Yağmur Say(11) “Seyyid Battal Gazi Külliyesi, Dedesi, Söylencesi, Kimliği ve Edebiyattaki Yeri” hakkında makaleler yazmışlardır.

ANADOLU’DAKİ İLK ALEVİ OCAĞI; SEYYİD BATTAL GAZİ OCAĞI:
Sultan Seyyid Battal Gazi’nin yaşam serüvenini Battaname denilen menkıbevi romanların değişik tarihlerde yirmi civarında müellifin, manzur ve mensur destansal yazdıkları eserlerden öğrenmekteyiz. “Battalnamelerde Tip ve Motif Yapısı” üzerine doktoro tezi veren, Dr. Hasan Köksal; Battal Gazi Destanı’nın bölgesel çerçevesini şöyle çizmektedir:
“Her destan, çekirdeğini meydana getiren tarihi olaylar zincirinin teşekkülünden en az 500 yıl sonra ortaya çıkar. Malatya Emiri Ömer’in ölümüne kadar (863) süren, Malatya Emirliğinin en parlak devirlerine ait Arap-Bizans çatışmalarının akisleri, Battal Gazi destanınındaki tarihi olayların en önemlilerini temsil etmektedir. Destanın coğrafyası; Malatya merkez olmak üzere, Amasya, Kayseri, Anakara, İstanbul, Fırat Boyları, Tarsus, İskenderun, Suriye, Kıbrıs ve tam mevkileri üzerinde kesin bir tayine varamadığımız birçok yer adlarını içine alan yakın doğudur. Destanın son kısmına doğru, Çin, Maçin, Kaf Dağ ve masal alemini dolduran harkülade yerler büyük bir epizodu meydana getirmektedir.”(12)

Seyyid Battal Gazi, Pavlikianlar döneminde yaşadığı kaynaklardan bilmekteyiz. Avasım bölgesi denen Bizans-Arap sınır hattında; “özellikle Malatya ve Sivas arasındaki dağlarda göçebe olarak yaşayan ve hayvanlarının ürünü ile geçimlerini sağlayan, çoğu zaman müslümanların yanında, hıristiyanlara karşı savaşan Pavlikienler yaşamaktaydılar.”(13 )

Seyyid Battal Gazi’nin 740 yılında Emevilerle Bizanslıların Akroinon (Seyyid Gazi İlçesi) şehid düştüğünü destanlardan öğrenmekteyiz ki, ölüm tarihi gerçekçi değildir. Elliyi aşkın Battal Gazi Yaşam öyküsün de doğum ve ölüm tarihleri çelişkilidir. Anlatılan tarihsel olaylara denk düşmemektedir. Bu nedenle destan ve efsanelerde geçen tarihler, bilimsel tarih metodolojisine uymamaktadır. Malatya tarihçileri Mevlüt Oğuz’da Battal Gazi’nin ölüm tarihini 740 olarak kabul ederek yanılgıya düşmektedir. (14)

Dr. Hasan köksal ise, Malatya (Meliten)’de geçen tarihsel kişi tahlillerinden sonra şu kanaate varıyor: “Seyyid Battal’ın yaşadığı çağ, henüz kesinlik kazanmamıştır.”(15)

Halbuki, Dr. İsmail Kaygusuz, “Seyyid Battal Gazi, Abbasi Halifesi adına Malatya Valisi Ömer bin Abdullah’ın da katıldığı Sozopetra (837), Amorion (838) ve daha birçok sınıf savaşlarının kahramanıdır.” demektedir.(16)

Battalnamelerden çıkaracağımız tarihsel kesit ile Veli Baba Menakibnamesi (17) şeceresinden, Battal Gazi’nin yaşadığı çağ belirlenmektedir. Tahmini olarak 8. yy. Ile 9. yy. Arasındaki 150 yıllık bir dönemi kapsamaktadır ki; Battal Gazi’nin 150 yıllık bir ömrüde olasıdır. Bu bölgede uzun ömürlü insanların yaşadığını bilmekteyiz.
Seyyid Battal Gazi’nin efsanevi bir kişilik olduğunu iddia eden ve bunun yanında Türk kahramanı Danişment Gazi olduğunu da ileri sürenlere karşılık; Dr. Köksal ve Dr. Kaygusuz, O’nun yaşamış, Ehlibeyt soylu bir şahsiyet, kahraman, Alperen, gazi, seyyid olduğunu belirtmektedirler.(18)

Seyyid Bettel Gazi’nin soyşeceresini, değişik yazılı kaynakları dikkate alarak şu şekilde düzenleyebiliriz:

1.Hz.Muhammed (570-632) / Hz. Hatice (?-619)

  1. Hz. Ali (598-661) / Hz. Fatima (608-632)
  2. İmam Hüseyin (626-680)
  3. İmam Zeyn-el Abidin (658-714)
  4. Zeyd eş şehid (?-740’da Küfede ayaklanmada şehid edilir.)
  5. Hüseyin Züd-Dema (?-?) (diğer adı Hüseyin Zül Ebra) (Kardeşi Yahya 743-4 yıllarında Horasan’da ayaklanır.)
  6. Yahya el-Ardeşir (762-3 yıllarında İmam Hasan’ın torunlarıyla ayaklanır.)
  7. Muhammed-ül Asgar el-Ardeşiri V’el-Aksasi (?-?)
  8. Ali’yyüz Zahid-Medeni (Rebi İbni Seyyid Ali el’Medeni’l-Ekber) (8. yüzyılın son çeyreğinde Malatya’ya yerleşir. Battal Gazi’nin Dedesi’nin Dedesi olup, Anadolu’daki eski Seyyid Ocaklarının kurucusudur.) (Cami Hatibidir.) 10. Seyyid Zeyd-i Rabi (?-?) (30 yıl Malatya şehir hatipliği yapar.)
  9. Seyyid Ali (?-?) (Malatya Kadılığı yapar.)
  10. Seyyid Hüseyin Gazi (Malatya Emiri Ömer’in (863/69 ?)ölümü üzerine, Malatya ve civarı Halkının isteğiyle, Malatya Valisi ve Komutanı olur.)
  11. Seyyid el-Battal Gazi (Cafer bin Hüseyin) .

Isparta-Semirkent-Uluğbey kasabasında türbesi bulunan Veli Baba, Battal Gazi’nin amcası Hasan Gazi’nin soyundan gelmektedir. Veli Baba ile ilgili araştırma yapan Mustafa Karartürk ise, Battal Gazi’nin doğum tarihini 832 olarak belirtmektedir. (19) bu tarihte savaşlara katılan Battal Gazi’nin en az 15-20 yıl önce doğması gerekir.

Yaklaşık olarak Dr. Kaygusuz’la Karatürk tarihsel olarak aynı kesitte buluşmaktadırlar. M. Karatürk yine bu tarihle ilgili olarak şunları söylemektedir: “Battal Gazi’nin Babası Serdar Hüseyin Gazi 832 yıllarında tamamen bir müslüman şehri olan Malatya’da Saraskerlik yaparken… (kardeşi Hasan Gazi’nin de), Eğridir, Uluborlu, Eğridere’de bulunan İtgar şehri, Sakviran şehri Eşşek Hisarı Kalelerinin Rumlardan alınarak Türkleştirilmesinde çok büyük fedakarlıklarda bulunup şehid düşüp, bugünkü türbenin bulunduğu yere defnedildiğine göre, köyün (İlegüp, Uluğbey) o zamanlarda kurulmuş bir Türk köyü olduğu ve bir Türk kahramanı olan Hasan Gazi’yi bağrına bastığı kesindir.”(20)

Emeviler devrinde, “Mevali” denen Arap olmayan kölelerden bir ordu teşkil ettirilir.. Emevi Devleti yıkıldıktan ve onların yerine kanlı bir ihtilal ile Abbasiler iktidara geldikten sonra durum süratle Türk’lerin lehine olarak değişmeye başlar.. Abbasi devletinin gerçek kurucusu Halife El-Mansur (754-775)’dan itibaren durum tedrieci bir şekilde Türk’lerin lehine olarak değişmeye başlamış ve Türk nüfusu kısa zamanda büyük mesafeler katetmiştir. Türk asıllı komutan ve askerlerin sayıları yükselirken, diğer taraftan da hükümet ve idari kademelerde, hatta edebi sahalarda boy gösteren Türkler kendilerini kısa zamanda kabul ettirerek bir varlık haline gelmişlerdir.. Genellikle yazarlar Türklerden müteşekkil ilk ordu birliklerinin Abbasi’ler devrinde El-Mu’tasım (833-842)’ın büyük himmet ve gayretiyle kurulduğunu yazmaktadırlar. Halbuki, ……Türk’lerin gerek Hilafet merkezlerinde muhafız, gerek Arap ordularında bir takviye gücü olarak istihdam edilmeleri, Emevilerin ilk devirlerine kadar uzanmaktadır.(21)

Mu’tasım’ın muazzam ordusu 837 yılında Amadolu’nun önemli merkezlerine büyük seferler düzenler. Bizans İmparatoru’nun komuta ettiği orduyu yenerek, Ankara’yı işgal eder.(22)
Battal Gazi’nin babası Hüseyin Gazi’nin Mamuriye (Ankara) kalesi ve şehrini işgal eden Arap ordusuyla birlikte (837) yılında savaşmış olabilir, ama bu savaşta şehid düşmediği kesindir. Çünkü Malatya Valisi Ömer’in şehid edilmesinden (863/69 ?) sonra halkın isteğiyle Hüseyin Gazi Vali olur. Demek ki, Hüseyin Gazi bu tarihlerden sonra Ankara’ya düzenlediği bir akında şehit olur. Destana göre Hüseyin Gazi’nin bu taarruzda başı kesilir, kesilen başını koltuğunun altına alarak Ankara’nın 1,5 saat doğusundaki bir tepeye götürmüş ve orda ölmüştür. (Mamak) daha sonra burayı türbe ve tekke yapılarak ziyaretgah olur.
Gerek Hasan Gazi’nin Isparta yöresine düzenlediği akın, gerekse Hüseyin Gazi’nin Anakara kalesine taarruzu; Pavlikian ordularıyla birlikte yapılmış olasıdır. Bu savaşlarda yenik düşerek ikisi de şehit olmuşlardır.

Daha önceki Bizans’a yönelik Malatya merkezli saldırı hareketlerini Halife Mutasım adına Türk komutan Afşin yönetmiştir. Bizans İmparatoru Theophilos (829-842)’un ordularını yenen Türk komutan Afşin’le birlikte Battal Gazi ve babası ile amcasınında savaşta komutan olarak görev aldıkları kanaatindeyiz. Çünkü Battalnamelerde, 20 yıl boyunca iki Abbasi Halifesinin ordularını yenen ve Bağdat’ı tehdid eden BABEK’i, Battal Gazi’nin öldürdüğünü belirtmektedir. Şeyh Hasanlı Ozan Kul Hüseyin, “Battal Gazi Destanı” adlı altı dörtlük şiirinde “Babik’in gözünü oydu çıkardı” demektedir ki, destan ve şiirde anlatılan Babek Olayı ile Battal Gazi’nin bir ilgisi yoktur. Türk komutan Afşin, Babek’ı yakalayarak 837 yılında astırmıştır. Abbasi ordusu içinde güçlenen Afşin’ide Halife kendisine rakip gördüğünden 838’de ortadan kaldırmıştır. Babek ordusunda çok sayıda Türk’ün olması ayrıca halife ordusundan Noktay Komutasında yirmibin Türk’ün katılması ve bu Türk askerler bir bölümünün, Bizans ordusuyla birlikte, Sozopetra savaşında Arap ordusundaki Türk’lere ve Battal Gazi’ye karşı savaşmaları, Battalname’ye ve şiire Babek olayı girmiş olabilir. Çünkü iki tarafda da çarpışan Türk’lerdir ki söylencelerin çoğu birbirine karıştırılmıştır. Bu TÜrk’lerin çoğunluğu Malatya bölgesine yerleşerek Pavlikianlarla karışarak, İslamın Heterodoksi yanını seçerek, Battal Gazi’yide Veli bilip Pir kabul ederek Cem eylemişlerdir.

ABDÜLVEHHAB GAZİ: Taberi ve İbn Kesir, Battal Gazi’nin silah arkadaşı Abdülvehhab bin Buhd’ın yapılan bir muharebede 113 (731) yılında öldüğünü belirtmektedirler. Sivas ve Malatya’da mezarının bulunduğunu kaynaklar belirtmektedir. Efsaneye göreyse Abdulvehhab, Hz. Muhammed’in ölümünden 200 sene sonra (832) peygamberin mektubunu ve ağız barını (tükürüğü), Battal (Cafer) Rumlara karşı savaşlarda kahramanlık ve secead gösterdikten sonra verir ve Gazi ünvanını da alır. Söylenceden şu sonuçları çıkarabiliriz:

Birincisi, Abdulvehhab Gazi’nin ölüm tarihi 831/2 olabilir. Aynı zamanda Battal Gazi’nin de doğumu ya da önemli bir savaştan Malatya’ya dönüş tarihidir.
Ikincisi, Battal Gazi’nin soyunun 200 sene öncesinde Hz. Muhammed’e eriştiğini ifade etmektedir.
Üçüncüsü, Battal Gazi’nin ölüm ve doğum tarihleri kesin olarak belli olmadığından; Malatya ve çevresindeki 200 yıllık halk hareketlerine Battal Gazi’nin kişiliğinde ifade edilmektedir. Battalname’de anlatılanlar daha geniş tarihi kesiti ifade etmektedir. Bir başka deyişle Battal Gazi’nin mücadelesinde Pavlikian Hareketinin savaşlarını, direnişlerini ve destanlarını görmekteyiz.

Battalname’de geçen tiplerin çoğu Hıristiyan iken müslüman olup Battal Gazi’nin arkadaşı olurlar. Malatya’da türbesi bulunan Ahmet Turan, Rum asilzadesidir. Şemmas Pir, Mamuriye (Ankara) yakında bir manastırda ruhbandır. Eflahun, Ankara Beyinin saray erkânındandır. Rabi, Kayser Arakilin oğludur. Kaytur Sasani, Feliycan adlı hıristiyan şehrin Padişahıdır; Müslüman olur. Fırat kenarında bir şehri imar ederek Kayturabat koyar. Ve kavmini buraya yerleştirir. Amasya Kayserin kızı Mah Piruz’da Müslüman olur. Gülendam, Harcın kalesi komutanının kızıdır. Aden Banu, Hıristiyan beyinin alp ruhlu kızıdır. Ketayun, bir başka Kayserin kızıdır. Battal Gazi böylesi asil yüzlerce Hıristiyanı Müslüman etmiştir. Malatya merkezleri Battalname’lerde Fırat boyları kaleleride geçmektedir ki Battal Gazi’nin yaşam öyküsü, Pavlikian’ların serüvenleridir. Battal Gazi’nin Rumca bilmesi, İncil’i ezbere okuması, yüksek dini bilgiye sahip olması, yerel halkların törelerini bilmesi onun kılıktan kılığa girmesine neden olur. Bunun diğer anlamı da şudur; Kapadokya’dan Dersim’e kadar olan bölgedeki köylü halkla iyi ilişkide olup onları beylere ve aristokratlara ve kiliseye karşı ayaklandırmasıdır. Arguvan köylerinde 1968-80’li yıllarda Ketayun adlı yaşlı kadınlara rastlardık.

Battal Gazi destanında geçen erkek adlarına Malatya bölgesinde Alevi ve Sünni’lerde çokca rastlanmaktadır. Hamile kadınların türbe ziyaretlerine gidildikten sonra, doğan oğlan çocuklarına da bu adlar verilmektedir. Abdulvehhab Gazi Türbesine yaptığım ziyarette, kadınların ovuktan aldıkları kemiklerden doğacak çocuklarının cinsiyetini belirlediklerine müşahade ettim. Darendeli olupta, Malatya Söğütlü Cami çarşısı dükkanlarından birinde konfeksiyonla işitigal eden Babek Kılıç ismi 1980 öncesi dikkatimi çekti; kendisine sorduğumda dedesinin koyduğunu; ne anlama geldiğini bilmediğini söylemiştir. Muhtemelen tarihsel olarak Darende yöresine yerleşen Türklerin Babek isyanıyla ilişkileri olabilir.

Battal Gazi, Sarı Saltuk’un mitolojik ilişkisi; Aşkar adlı attan gelmektedir. Battal Gazi’nin atı “Div-zade Aşkar”ın “Ab-ı Hayat” suyundan içtiğinden ölümsüzleşir. Adem aleyhisselamdan beri yaşayan atı, Allah önce Hz. Hamza’ya daha sonra Battal Gazi’ye gönderir, bilahire Sarı Saltuk binicisi olur.(23)

Bazı tarihçiler Sarı Saltuk’un asıl adının Muhammed (Mehmet) Buhari olduğunu, Ahmet Yesevi’nin Halifesi ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin Pirdaşı olduğunu, 1264 yılında hakka yürüdüğünü belirtmektedirler. 1250’li yıllarında Sarı Saltuk Balkanlara giderek tasavvufi görüşlerini hıristiyanlar arasında yayar ve azizleşir. Tatar ve Türkler arasında da İslami/Bektaşi düşüncesi kabul edilir. 1263 yılında Sarı Saltuk, Türk kolonisiyle Romanya’nın Dobruca bölgesine yerleşir. Dersim bölgesinde Sarı Saltuk ocağı vardır ki muhtemelen Sarı Saltuk bu yöreden Rumeliye gitmektedir. Pavlikianlar’ın yukarı Fırat bölgesinden Bizanslılarca zorla Balkanlara iskanı bu tarihsel bağı güçlendirmektedir. Balkan Pavlikianları Bogomillik adıyla devam etmiştir ki, Heterodoks olan bu cemaat Sarı Saltuk’un müridleri olarak Heterodoksi İslamiyet olan Bektaşiliği seçmişlerdir. Sarı Saltuk Anadolu’ya gelişinde Dede Garkın veya Baba İlyas’a intisap etmiş olabilir. Bir süre Dersim yöresinde kalıp, daha sonra Trakya’ya gitmiş olabilir.

Vilayetname’de(24) Sarı Saltuk’un sık sık Hacı Bektaşı ziyaret ettiği anlatılmaktadır. Sarı Saltuk’un Malatya’ya gelerek Battal Gazi’nin torunlarından Seyyid Ali’yide ziyaret ettiği belirtilmektedir ki, Battalnamelerde geçen At olayı (Aşkar’a binmesi) bu nedenden olabilir. Esas önemli neden bizce; Pavlikian halkının Malatya ile Balkan bağlantısının devam ettiğini, iletişimi ise Sarı Saltuk gibi dedelerin kurduğudur. Gerek Fırat Havzası ile Peri Çayı yöresi (Dersim) ve Balkan coğrafyasındaki Alevi ve Bektaşilerin Ataları; Pavlikian ve Bogomillerdir. 1420’lerdeki Şeyh Bedreddin hareketinin ana kaynağını yeni müslüman olan Bogomil köylüler teşkil etmiştir. Günümüze gelirsek, Atatürk’ün laiklik esin kaynağı Makedonya Bektaşileri olmuştur.Balkanlardaki Alevilerle ilişkiler kesintisiz devam eder. Sarı Saltuk’tan sonra büyük bir Mürşid olan ve Battal Gazi’yle aynı soydan gelen, Macaristan’ın Budin kentinde Gül Baba’nın irşadına ve günümüze kadar gelen tekkesine tarihsel olarak tanık olmaktayız. Yesi’den Budi’ne uzanan, aynı zamanda Malatya merkezli büyük bir Alevi hareketi görüyoruz. Alevi/Bektaşi olgusunu yaratan ve yönlendiren temel etken; Pavlikian ve Bogomil hareketleridir ki, Babai ve Bedreddin isyanlarının da dinamiklerini oluşturmuşlardır.

SONSÖZ:
Seyyid Hüseyin Gazi, Seyyid Battal Gazi’nin babasıdır, Kemal Gazi ise torunlarındandır. Kul Hüseyin “Battal Gaz Destanı”nda şöyle demektedir (25):

“Kaltı Malatya’dan huruç eyledi,
Bin Hüseyn-i Gazi Seyyid Battal.
Ben atamın kanını alırım dedi,
Bin Hüseyn-i Gazi Seyyid Battal.

Şemmas seyrde gördü idi düşünü,
Dua kıldı Hakk onarsın işini,
İndi kesti Muhribal’ın başını,
Bin Hüseyn-i Gazi Seyyid Battal.

Battal da haykırdı meydana geldi,
Naranın sesi asumana erdi,
Babik’in gözünü oydu çıkardı, (Babik:Babek olacak.)
Bin Hüseyn-i Gazi Seyyid Battal.

Otuz altı arşın kadd ü kameti, (boyu bosu)
Gören kafirler de alır heybeti,
Tevabil Lalası Aşğar’dır atı,
Bin Hüseyn-i Gazi Seyyid Battal.

Hakk nazar kılmıştır Seyyid Gazi’ye,
Kaf Dağı’nda koparır tak bazıya
Gör ki ne işledi Akabe cazuya
Bin Hüseyn-i Gazi Seyyid Battal.

Hüseyin’im eydür dileğim budur,
Öğmüş de yaratmış ol gani kadir,
Urum’u İslam’a getiren odur,
Bin Hüseyn-i Gazi Seyyid Battal.

Seyyid Battal Gazi’nin tarihsel kişiliği ve kahranlığı ile hayat hikayesinden ziyade, Alevi Ozanlarının dediklerine bir bakalım: Abdal Musa şöyle demektedir:

“Kim ne bilir bizi nice soydanız,
Ne zerrece oddan,ne de sudanız.

Bize meftun olan marifet söyler,
Biz Horasan Ellerinden boydanız.
……………………………………………………………………………………………………..

17.üz yılda ise Dadaloğlu şöyle seslenir:

“Çıktık Horasan’dan sökün eyledik,
Düşürdüler bizi tozlu yollara,
Omuzda parlayan kargı cidalar,
Aşırdılar bizi karlı dağlara…
……………………………………………………………………………………………….(26)

DİPNOTLARI VE KAYNAKÇA :

  1. İsmail ONARLI: “Selçuklu Dönemi Sosyo-Ekonomik Yerleşim Birimi: Merzifon’da Piri Baba Tekkesi” I, II, III Cem Dergisi Sayı: 71-72-73, Ekim-Kasım 1997 ve Ocak 1998
  2. İsmail ONARLI: “Cemevlerinin Tarihsel Kökenleri ve Mimarı” I, II, III, IV: Cem Dergisi Sayı: 81, 82, 83, 84; Ağustos,Eylül,Ekim,Kasım 1998 İst.
  3. İsmail ONARLI: “RUMİ HÂCE (Rumi Hoca) DEDE SULTAN” Cem dergisi Sayı:114;
    Kasım-Aralık 2001; Yol Dergisi say:14 s.46-49
  4. İsmail ONARLI: “ALİ PİR CİVAN OCAĞI” Karacaahmet Sultan Dergisi Sayı; 68, Eylül-Ekim 2001; Yol dergisi sayı:13 s.60-65
  5. İsmail ONARLI: “Koyun Baba” GS.Karacaahmet Sultan Dergisi Sayı:60, Ocak-Şubat 1999 s. 26-29
  6. . İsmail ONARLI: “ Merzifon’da Piri Baba Tekkesi – III” Cem Dergisi Sayı:73, Ocak 1998 s.43 İst.
  7. Burhan OĞUZ: “Türkiye Halkının Kültür Kökenleri” Cilt:2, Doğu-Bati Yay.İst.1980 bakınız.
    8.Baki Öz: “Dünyada ve Türkiye’de Alevi-Bektaşi Dergâhları”, Can yayınları, İst. 2001
    s.79 – 96
    9.Baki Öz: “SEYYİD BATTAL GAZİ” , Cem Dergisi Sayı:106, KASIM 2000, S.52-53, İst“BATTAL GAZİ’NİN SÖYLENCESİ, KİMLİĞİ VE EDEBİYATTAKİ YERİ” , Cem Dergisi Sayı:107, ARALIK 2000-MART200, S.13 – 16, İst
  8. Murat Küçük: “Roma döneminden Bektaşilere uzanan görkemli tarih SEYYİD BATTAL GAZİ” , Cem Dergisi Sayı:103, TEMMUZ 2000, S.28-32, İst
    . Murat Küçük: “Babailikten Bektaşiliğe ŞÜCEATTİN VELİ” , Cem Dergisi Sayı:104, AĞUSTOS 2000 – İst., S.14-19, İst
    11.a) AÜEF.Öğr.Gör.Yağmur Say: “Seyyid Battal Gazi ”, Alevilik AraştırmalarıAAA Derğisi, Yıl:1 say:1, 1999 S.45 – 83.
    b)Yağmur Say: “Seyyid Battal Gazi Külliyesinin Son Postnişini Hakkı Dede İle; Külliye, Battal Gazi, Alevilik-Bektaşilik ve Atatürk Türkiyesi Üzerine Bir Söyleşi”, YOL bilim/kültür/araştırma/Derğisi say:1, Ağusyos 1999 S.73 – 83 Ank.
  9. Dr. Hasan KÖKSAL: “Battalnamelerde Tip ve Motif Yapısı” Tur. ve Kül. Bak. Yay. Ank.1984. s.8
  10. Mevllut OĞUZ: “Malatya Tarihi”, İst.1985, s.34
  11. Mevllut OĞUZ: age.s.13-19
  12. Dr. Hasan KÖKSAL: Age.s.47
  13. Dr.İsmail Kaygusuz: “Alevilik İnanç, Kültür, Siyaset Tarihi” 1.Cilt, Alev Yay. İst.1995, s.48
  14. Haz.Doç.Dr.Bedri Noyan (Dedebaba): “Veli Baba Menakıbnamesi”, Can yayınları,
    İst.995
  15. Dr. Hasan KÖKSAL: Age.s.: 39 ve 46. Dr.İsmail Kaygusuz: Age. s.49/53
  16. Mustafa Karatürk: “İki Cihan Haznedarı Seyyid Vel Baba Sultan ve Türbesi”, Onur Yay.Ank.
  17. Mustafa Karatürk: Age., s.8
  18. Prof.Dr.Zekeriya Kitapçı: “Ortadoğu’da Türk Askeri Varlığının İlk Zuhuru”, TDAV. Yay. 1987 İst., s.22/45 – 45
  19. Georg Ostrogorski: Bizans Devleti Tarihi, Çev.: Prof. Dr. F. Işıtan, TTK. Yay. 4. Bas.
    Ank. l995 s.195
  20. Cahit Öztelli: “Seyyid Battal Gazi’nin Atı Aşkar Üzerine”, Foklora Doğru Dergisi. Şubat l970 sayısından Aktaran Dr. Hasan KÖKSAL: Age.s.:136
  21. Hacı Bektaş Veli: “Vilayetname”, Haz.: Esat Korkmaz, 1005 İst.. s.89-92
  22. Dr.İsmail Kaygusuz: “Alevilik İnanç, Kültür, Siyaset Tarihi” 1.Cilt, Alev Yay. İst.1995, s.45/46
  23. Nejat Birdoğan, Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevilik. Hamburg – Almanya 1990.
    S.111 ve 409-410

■Nejat Birdoğan, “Anadolu ve Balkanlarda Alevi yerleşmesi”. İst. 1992 Alev Yay.
■Honigman: “Bizans Devletinin Doğu Sınırı”, Çev.:Prof.Dr.F.Işıtan İÜ. Ed.Fak. Yay.
İst.1970
■V.Barthold: “Moğol İstilasına Kadar Türkistan”, Haz.: Hakkı Dursun Yıldız,
TTK.yay.Ank.1990
■Wilhelm Barthold: “Türklerde ve Moğollarda Defin Merasimi Meselesine Dair”, Çev.Abdülkadir İnan, TTK.Yay.Ank.1947
■W.Bartholt “İslam Medeniyeti Tarihi”, (Düz.:Fuat Köprülü) DİB.Yay.Ank.1977
■W.Barthold: “Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler” İst.1927, 2.Bas.1975
■Greory Abû’l-Farac (Bar Hebraeus): “Abû’l-Farac Tarihi”,Cilt: I – II Çev.: Ömer Rıza Doğrul, TTK. yay.Ank.1987, 2.Bas.

son*

Ezelden divane etti aşk beni

0

«Ezelden divane etti aşk beni
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin
Niçin dahledersin tarık düşmanı
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

İmam-i Ali’dir aynı bekadır
Pir elinden zehir içsem şifadır
Yardımcımız Muhammed Mustafa’dır
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

İmam Rıza’nın ben envarıyım
Şah-ı Kerbela’da doğan Ali’yim
Münkirin yezidin Azrail’iyim
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

Pir Sultan’ım çağrır Hint’te Yemen’de
Dolaştırsam seni Sahib zamanda
İradet getirdim ikrar imanda
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin»

Muhammet devrini ihya eylemiş

0

Muhammet devrini ihya eylemiş
Çünkü Mustafa’nın Kemali haktır
İlim Çin’de olsa ara bul demiş
Hayvanlara akıl Çin’den uzaktır

Zalim softa güya Mustafa sever
Atasın bırakır toprağı över
Gider Medine de bağrını döver
Ali der arslandan haberi yoktur

İster putperest ol ister Musevi
Huzuru Hüda’da haklar İsevi
Bizim peygamberin gözleri mavi
Ne aladır ne araptır ne aktır

Evvelki nüvvüyet şimdi ülküdür
İster küfür et softa ister kudur
Hazrete gitmenin esrarı şudur
El ele bel bele birlik tutmaktır

Cehennemler haykırırken dünyada
Kan içinde inleşirken şüheda
İnkar etme kim yetişti imdada
Zülfükar’lı kemalınan buraktır

Kimden aldı sana bıraktı seni
Soya sulbe koşma, mürşidi tanı
Binbir oda sahip madem ki gani
Cenabı kemalin kudreti çoktur

Zamanın üstadı geçmişin hasmı
Kanda münehzehtir mekanı cismi
ahir zaman idi Mustafa ismi
Bana inanmazsan kitaba baktır.

Mahzuni şükreder kemal ehline
Payımal olsam da şerrin cehline
Eyvah olsun softa kardeş zihnine
Cemalden bihaber cana yazıktır.

Sabah sabah dertli dertli öterim

0

Sabah sabah dertli dertli öterim
Kuşlar şikayetim ol Şahıma iletin
Diken oldum gül dalında biterim
Aşk lar şikayetim ol Şahıma iletin

Dolu iken rakı diye sunuldum
Semah iken gösteriyle duyuldum
Ateist eliyle bir duvara konuldum
Taşlar şikayetim ol Şahıma iletin

Mansur oldum hak yolunda asılsım
Bu yol için ben derimden yüzüldüm
İnancsıza kurban diye kesildim
Koçlar şikayetim ol Şahıma iletin

Yağmur oldum yağdım indim düzlere
Damla oldum aksın diye gözlere
Serpilince düşer damlam inancsızlara
Yaşlar şikayetim ol Şahıma iletin

İnancsız Başkanla bu devran sürmüş
Sorgulanır Ehlibeyt ateşler sönmüş
Cemler sade pilav yemeye dönmüş
Aş lar şikayetim ol Şahıma iletin

Bir gün olur gelir yolun sahibi
Kerbelada ölen Hüseyin gibi
Bu yol bir deryadır bulunmaz dibi
Baş lar şikayetim ol Şahıma iletin

Bana sual sorma, cevap müşküldür,

0

Bana sual sorma, cevap müşküldür,
Her sırrı ben sana açamam hocam,
Hakkın hazinesi darı değildir,
Cami avlusunda saçamam hocam,

Kaydi âhiretle düşmem mihnete,
Ben burada memurum şimdi hizmete,
Hayvan otlatırken gidip cennete,
Sana hülle donu biçemem hocam,

Miracı anlatma, eşek değilim,
Bildiğin kadar da melek değilim,
Günahkâr insanım, ördek değilim,
Bu ağır gövdeyle uçamam hocam,

Halka korku verme velvele salıp,
Dünya ve âhiret bu köhne kalıp,
Ben softa değilim cübbemi alıp,
Imaret imaret göçemem hocam,

Ölümden ürker mi tez ölen kimse,
Çoktan mazhar oldum ben hak nefese,
Bu demi sürerken ecel gelirse,
Işimi bırakıp kaçamam hocam,

Şarabı menetme, o değil hüner,
Âşıkım bâdesiz pek başım döner,
Gönülde muhabbet ateşi söner,
Özrüm var, sade su içemem hocam,

Narı cehennemi önüme serme,
Günahımı döküp kaygular verme,
Kitapta yerini bana gösterme,
Ben pek o yazıyı seçemem hocam,

Feylosof Rızayım dinsiz anlama,
Dini ben öğrettim kendi babama,
Her ipte oynadım canbazım amma,
Sırat köprüsünü geçemem hocam.

Feylosof Rıza
(Tevfik Bölükbaşı)

Pervaneyi aşk oduna düşüren

0

Pervaneyi aşk oduna düşüren
Mürüvvet Şah-ı Merdan sana sığındım
Dalga vurup deryaları coşturan
Mürüvvet Şah-ı Merdan sana sığındım

Mansur‟u berdar eyleyip astıran
Çekip Zülfikar‟ı taşı kestiren
Miraç‟ta habibe nişan gösteren
Mürüvvet Şah-ı Merdan sana sığındım.

Fani imiş şu dünyanın ötesi
Söylerim sözümün var mı hatası
Hasan ile Hüseyin‟in atası
Mürüvvet Şah-ı Merdan sana sığındım.

Zindanda Zeynel‟in paçını veren
Muhammed Bakır‟ın gönlüne giren
Mahrum kalmaz dergâhına yüz süren
Mürüvvet Şah-ı Merdan sana sığındım.

Cafer-i Sadıksın, Musa-i Rızasın
Mümine ikrar münafığa cezasın
Sahibü‟l evliya setri Huda‟sın
Mürüvvet Şah-ı Merdan sana sığındım.

Taki, Naki her dertlere devasın
Hasan‟ ül Askeri şerif likasın
Muhammed Mehdisin Şah evliyasın
Mürüvvet Şah-ı Merdan sana sığındım.

Pir Hatayım ziyan etmez kârından
Her kula bir sevda vermiş serinden
Sırattan, mizandan, mahşer yerinden
Mürüvvet Şah-ı Merdan sana sığındım.

Pazarlık Edelim Alim Seninle

0

Pazarlık Edelim Alim Seninle
İki Cihan Senin Haydar Olsun Sen Benim
Hayrını Gör İmanınla Dininle
Hatmin Kur’an Senin Olsun Sen Benim

Ayıp Değilmidir Ademe Minnet
Başına Çalınsın Haydar Hurili Cennet
Dostluk Pazarında Olma Muhannet
Huri Kılman Senin Olsun Sen Benim

Akarsuyum Böyle Vereyim Dursun
Senin Aşkın Onu Yaksın Kavursun
Anladım Alimsin Canımsın Nursun
Kanber Selman Senin Olsun Sen Benim

Olmadi baskanim bu hiç olmadi,

0

Olmadi baskanim bu hiç olmadi,
Hünkar bahçesine bu gül ekilmez.
Sevgi tohumlari ekili yerde,
Kin ve nefret fidanlari dikilmez.

Üç kurus ödenek protokolu,
Satilirmi pula hünkarin yolu?
Isikla bulustu tüm anadolu,
Kör karanliklarin eli tutulmaz.

Yobazlarin laiklikle zoru var,
Insan yakar ellerinde nar i var
Bu canlarin bu meydanda zari var
Kul hakkiyla hak katina çikilmaz

Yol Sefili dara çekelim özü,
Basa gelir yazilmissa o yazi,
Hünkarin hikmettir söylenen sözü,
Ilimden gitmeyen yola bakilmaz.

Nikâh Erkanı

0

Bir tepsi içinde birer bardak şerbet, bir elek biraz un birde kilit hazırlanır.
Bunlar sembolik değerlerdir.
Şerbet aile mutluluğunu, Elek herşeyi düşünüp taşınarak yapmayı, Un bereketi,
Kilit aile sağlamlığını bütünlüğü güveni simgeler.
Nikâh Töreninin Başlaması
Evlenen canlara sorgu:
Dede ve nikâh törenine katılan cemaat, nikâh töreninin düzenlendiği salon veya odada bulunurlar. Dede evlenmek isteyen canları içeriye çağırır. Evlenmek isteyen canlar darda duracak şekilde dedenin önüne dururlar.
Dede, evlenmek isteyen iki canın önünde dize gelir. Odada bulunan ve nikâh törenine katılan diğer canlar, dedenin ve evlenmek isteyen canların etrafında toplanırlar. Dede onlara şunları sorur:
Evlilik Alevilikte bir kutsal makamdır. Çok ağır bir makamdır. Siz genç canlarımız, birbirinize gönül verip bu makama başvurdunuz. Yaşamınızı tüm hayat süreci içinde beraber geçirmeye karar verdiniz. Bu kararı anne, baba ve cevre baskısı olmadan, kendi iradenizi kulanarak mı verdiniz? Vebali günahı sizin boynunuza, eğer doğru söylemezseniz.
Evlenen iki can şöyle cevap verir:
Birbirimizi sevdik. Kimsenin baskısı olmadan, kendi arzularımızla, evlenmeye karar verdik.
Evlenen canlara nasihat:
Dede evlenen canlara şu nasihatları verir:
Genç canlarımız, önceden belirtiğim gibi evlilik makamı Alevi inancında kutsal sayılır. Bu kutsallık Hz. Peygamber’den, Hz. Ali’nin ve Fatime Anamızın nikâhını kılarak bize kalmıştır. Bu makam çok ağır ve zor bir makamdır. Hayat boyu birbirinize bağlanıyorsunuz. Hayat boyu birbirinizi sevip sayacaksınız. Birbirinize hizmet edeceksiniz. Yaşamı birbirinizle paylaşacaksınız. Zor ve dar günlerde birbirinizi destekleyip birbirinizi koruyacaksınız. Birbirinizin kalbini kırmayacaksınız!
Alevilikte kadın erkek eşitliği olduğu gibi, evlilikte de karı-koca eşitliği vardır. Bu makama başvuran bir daha geri dönemez. Alevilikte bu makamı terk etmek mümkün değildir. Yani evlenen canlar, yani sizler, bir daha ayrılamasınız, hayat boyu birbirinize bağlısınız. Alevilikte ayrılan, eşini
terk eden, ne sebep olursa olsun, düşkün sayılır. Toplumda yeri kalmaz, toplumdan dışlanır. Bunu çok iyi bilin, bunu çok derin bir şekilde devamlı aklınızda tutun. Bu söylediklerimi tutacağınıza söz veriyor musunuz?
Evlenen canlar: “Söz veriyoruz!”
Dede: “Allah sizi mesut etsin!” der ve şöyle devam eder:
Artık evlilik makamına giriyorsunuz. Aleviliğin, o güzel inancın, diğer kutsallıkların, inançsal değerlerin kapıları size açıktır. Onlardanda artık tat alabilirsiniz. Alevi inancın gerekçesi ile evlenen canlar, tarikat makamına baş vurabilirler. Yani musahip tutabilirler. Bir Pir’e, Mürşid’e, Rehber’e tabi olarak yolumuza baş vurabilirler. Musahip tutuktan sonra görgü ve tarikat cemlerine katılabilirler. İnsan-ı kamile doğru yürüyüp Hakikat’a erişebilirler.
Dede evlenen canlara şu gülbakı verir:
Bismi Şah, Allah Allah!!!
Hakk, erenler birleşmenizi mübarek eylesin, ömür boyu mutlu kılsın. Ömürlerinizi uzun, canlarınızı sağlıklı, nasiblerinizi bereketli eylesin. Bu evrenin sahibi yüce Allah, dilden dileklerinizi gönülden muratlarınızı versin. Dertlerinize deva, hastalıklarınıza şifa, gönlünüze iman versin. Hakk-Muhammed-Ali yardımcınız olsun. Gerçeğe hü mümine ya Ali.
Oniki İmam bağışlama gülbankı
Dede nikâh töreninde bulunan cemaate Oniki İmamları zikir eden bağışlama duasını verir:
Ey yeri göğü yaratan, bir benzeri ve eşi olmayan yüce Tanrım:
Gelmiş geçmiş bütün peygamberler, erenler evliyalar, Pirimiz Hünkarımız Hacı Bektaş Veli yüzü suyu hürmetine bağışla.
Darda kaldığımız da çaüırdığımız Hızır Nebi yüzü suyu hürmetine bağışla
Burada bulunan dilleri Allah Allah diyen bu canların yüzü suyu hürmetine bağışla
Sorgumuz sualimiz bu dünyada olsun. Ahrete kalmasın, dil b,zden Nefes Hünkardan ola
İsteme:
Bağışlamadan sonra sıra isteme törenine geçer. Cematten bir can oğlanın babası, bir can da kızın babası olur (gerçek oğlanın ve kızın babaları da olabilir). Kızın babasına dede tarafından sorulur:
Allahın emri ile Peygamber’in kavli, hazır cemaatin tanığı ile, Kur’an-ı azam, şahın hükmü ile, Ehli Beyt aşkı ve İmam Cafer Buyruğu’yla, kızınızın razılığıyla, halalığıyla (delikanlı babasının ismi) Beyin oğlu (delikanlının ismi) ile evlenmesine izin verdiniz mi?
Kızın babası şu cevabı verir: “Allah’tan hayırlısı.” Dede iki sefer daha bu soruyu sorar ve kız babası cevaplar. Kızın babası üçüncü tekrarlamaya şu cevabı verir:
Allahın emri ile Peygamber’in kavliyle, Ehli Beyt aşkı ve İmam Cafer Buyruğu’yla, kızımın (delikanlı babasının ismi) Beyin oğlu (delikanlının ismi) ile evlenmesine izin verdim. Allah mesut eylesin!
Delikanlının babasına dede tarafından şu sorulur sorulur:
Allahın emri ile Peygamber’in kavli, hazır cemaatin tanığı ile Kur’an-ı azam, Şah’ın hükmü ile Ehli Beyt aşkı ve İmam Cafer Buyruğu’yla, oğlunuza (kız babasının ismi) Beyin kızını (kız ismi), vekaleten alıp kabul ettiniz mi?
Delikanlının babası şu cevabı verir: “Allah’tan hayırlısı.” Dede iki sefer daha bu soruyu sorar ve delikanlının babası cevaplar. Kızın babası üçüncü tekrarlamaya şu cevabı verir:
Allahın emri ile Peygamber’in kavliyle, hazır cemaatin tanığı ile (kız babasının ismi) Beyin kızını (kız ismi), aldım sahibine teslim ettim. Allah mesut eylesin!
Dede sonra söyle devam eder:
“Hakk, erenler bu birleşmeyi mübarek eylesin! Bu nikâhı kutlu ve eşlerin ömür boyu mutlu kılsın. Gençlerin ömürlerini uzun, canlarını sağlıklı, nasiblerini bereketli, evlatlarını hayırlı ve merhametli eylesin!”
Nikâh Gülbankı
Kadın can eleği tutar, erkek can unu döker, kadın eler.
Önce erkek can şerbeti kadın Can a sunari sonra kadın Erkek Can a sunar
Dede kilidi kitler ve bu kilit sembolik olarak hanenizi düşmanlarınıza karşı korusun. Aynı zaman da insan dilinin altında kitlidir. Ev olur sorun olur, sorunlarınızı birbirinizi kırmadan birbirinizi söyler,n,zle incitmeden çözmeye
çalışın. Evinizin sırları sadece eviniz de kalsın. Ama kendi kendinize çözemediğiniz sorunları büyüklerinize danışın. Danışan dağlar aşar, Danışmayan düz yolda şaşar. Bin bilsenizde annenize babanıza sormakla birşey kaybetmezsiniz.
Dede şöyle devam eder:
Allah Allah! Bu nikâh Hz. Muhammed’in mübarek Ali’yel Murtaza ile Fatime´tül Zöhre’nın kıldığı ahd nikâhıdır. Her ikisinin arasındaki yakınlık ve sevgi Ali ile Fatima, Adem ile Havva’nın yakınlığı ve sevgisi gibi olsun. Dünya ve ahiret isteklerine kavuşsunlar, hayırlı evlatları ile sevinip mutlu olsunlar. Soyları yer yüzünde hayırla anılıp daim kalsınlar.
Bu evrenin sahibi yüce Allah dilden dileklerinizi gönülden muratlarınızı versin. Ehli Beytin katarından, didarından, yolundan ayırmasın.
Ey, burada hazır bulunup bu iki cana tanıklık eden canlar! Sizler de bu iki canımız gibi iki cihanda aziz olun, ulusumuza ve insanlığa yararlı hizmetlerden bulunun.
Ey yeri gögü yaratan bir eşi ve benzeri olmayan yüce Tanrı’m, dertlerimize derman hastalarımıza şifa, gönüllerimize iman ve ihsan eyle ya Rabbi.
Bu törede bu erkânda Ehli Beytin katarından didarından mahrum eyleme, ya Rabbi. Onların yüzü suyu hürmetine, görünür görünmez kazadan, beladan koru ya Rabbi.
Hakk-Muhammed-Ali yardımcımız ola. Bozatlı Hızır yardımcımız ola.
Gerçek erenlerin demine hü, mümine ya Ali.
Nikâh töreninde bulunan tüm canlar Hakk-Muhammed-Ali aşkıyla birbiriyle görüşerek nikâh törenini tamamlarlar. Böylece iki canın nikâhı kılınmıştır ve bu canlar evlilik makamına girmişlerdir.
Sofra duası
Bismi Şah Allah Allah.
Allah Allah diyelim
Kadim Allah diyelim
Geldi Hakkın sofrası
Hakk Verdi biz yiyelim
Gerçeğin Demine Hü

nesini söyleyim canım efendim

0

nesini söyleyim canım efendim
gayri düzen tutmaz telimiz bizim
arzuhal eylesem deftere sığmaz
omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

sefil ireçberin yüzü soğuktur
yıl perhiz tutmuş içi koğuktur
İneği davarı iki tavuktur
bundan gayrı yoktur malımız bizim

reçberin sanatı bir arpa tahıl
havasın bulmazsa bitmiyor pahıl
tecelli olmazsa neylesin akıl
dördü bir okkalık dolumuz bizim

benim bu gidişe aklım ermiyor
fukara halini kimse sormuyor
padişah sikkesi selâm vermiyor
kefensiz kalacak ölümüz bizim

evlâtda babanın sözün tutmuyor
açım diye çift sürmeye gitmiyor
uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor
başımıza belâ dölümüz bizim

zenginin sözüne beli diyorlar
fukara söylese deli diyorlar
zemane şeyhine veli diyorlar
gittikçe çoğalır delimiz bizim

sekiz ay kışımız dört ay yazımız
açlığından telef oldu bazımız
kasım demeden buz tutuyor özümüz
mayısta çözülür gölümüz bizim

tahsildar da çıkmış köyleri gezer
elinde kamçısı fakiri ezer
yorganı döşeği mezatta gezer
hasırdan serilir çulumuz bizim

zenginin yediği baklava börek
kahvaltıya eder keteli çörek
fukaraya sordum size ne gerek
düğülcek çorbamız balımız bizim

serdari halimiz böyle n’olacak
kısa çöp uzundan hakkın alacak
mamurlar yıkılıp viran olacak
akibet dağılır ilimiz bizim

Musa hakka sordu Turu Sinada

0

Musa hakka sordu turu sinada
Yarabbi yok iken bu kevnü mekan
Seninle bir kimse yoktur orada
Ne surette hasıl oldu bu cihan

Görüyorum sende kudretten oldun
Seni kim yarattı sen nasıl oldun
Sen bu Allahlıßı nereden aldın
Beyan et gönlümde kalmasın güman

Bizim üstümüzde haklanıyorsun
Hem haklanıp hemde yoklanıyorsun
Neden bizden böyle saklanıyorsun
Göster cemalini gel işte meydan

Musa hakka etti böyle hitabı
Hakkı çok sevmenin budur sevabı
Tıpkı bana benzer kulum Harabi
Git onu ziyaret eyle bir zaman

MİRAÇLAMA Hamdullah Çelebi

0

Amasya içindeki Hamdullah Efendi türbesi de, hem yöredeki hem de çevre illerden gelen
Alevî/Bektaşî çevrelerin çok sık ziyaret ettiği inanç merkezlerinden biridir. Alevî/Bektaşî çevreler
arasında ismi saygı ile anılan Hamdullah Efendi, Hace Bektaş Velî dergâhının 23. postnişîni olup 1824 yılında Feyzullah Çelebi’nin Hakk’a yürümesi üzerine Hacı Bektaş Velî Dergâhı’na postnişîn olmuş bir Bektaşî şeyhidir. Önce yeniçeri ocakları, ardından Bektaşî tekkelerinin kapatılması sonucunda 1827 yılında II. Mahmut tarafından çıkarılan bir fermanla Amasya’ya sürgün edilmiştir. Asıl adı Mehmet Hamdi olan Hamdullah Çelebi, burada mecburi ikamete tabi olduğu için Alevî/Bektaşî geleneğine göre,1836 yılındaki ölümüne kadar, yaşamını burada geçirmiştir.

Bu süreçte, Amasya’da halk arasında dinî sohbetler yapmıştır. Yine onun pek çok keramet gösterdiği anlatılır. Aynı zamanda iyi bir şair olan Hamdullah Çelebi’nin Hakk’a yürümesinden sonra bu çevrede
yaşayan Alevîler, 1847 yılında mezarının üzerine bir türbe yaptırmışlardır. Sürgüne giderken beraberinde
çok sayıda kitap ve belge götürdüğü bilinen Hamdullah Çelebi’nin erkek evladı olmadığı, soyu belki de kız tarafından devam ettiği için götürmüş olduğu kitap ve belgeler zamanımıza kadar korunamamıştır

Halk arasında anlatılan söylentilere göre Hamdullah Çelebi, “öldüğümde benim türbemi yapın,eğer yaptırmazsanız Amasya’yı sel alır” demişti. Ancak Amasya halkı ile vali, bunu önemsemedikleri için
türbeyi yapmamışlardı. Bunun üzerine Hamdullah Çelebi’nin ölümünden sonra Amasya’yı büyük bir sel
almış ve bu olaydan sonra şimdiki türbe yapılmıştır
Yine Hamdullah Çelebi, bir Ramazan ayında bir grup insanla dinî sohbet yaparken “ben size kısa
şeyleri öyle uzun anlatırımki şaşarsınız” demiş, ancak çevresindekiler buna inanmamışlar. Bunun üzerine Hamdullah Çelebi, besmele konusunu üç buçuk gün boyunca anlatmış ve buna rağmen konuyu bitirememiştir
Hamdullah Çelebi, duygu yüklü bir dünyaya sahip olduğundan dolayı, yüreği ve kalemi güçlü
olan şair ruhlu bir Hak aşığıdır. Onun şiirlerinde insan sevgisi başta olmak üzere, Tevhid, Kur’an,

Ehl-i Beyt ve on iki imamlar ön planda yer almaktadır. Amasya’ya sürgüne gelinceye kadar “Hamdullah” mahlasını; sürgünden sonra ise, “Hasretî” mahlasını kullanmıştır. Bu da, memleketi olan Hacı Bektaş ’a hasretinden dolayı olsa gerektir. şiirlerinden onun iç dünyasının çok geniş ve zengin olduğu anlaşılmaktadır. Hamdullah Çelebi’nin özellikle miraçlama ve tevhid türündeki deyişleri, Alevî/Bektaş îcemlerinde söylenmektedir
Amasya ili Mehmet Paşa mahallesinde bulunan Hamdullah Efendi türbesine Bektaş Baba türbesi
diyenlerde vardır. Ancak Bektaş Baba, Hamdullah Çelebi’nin dedesidir. Önceleri sade bir mezar iken
1868 yılında burası türbeye dönüştürülmüştür. Kare planlı tek kubbeli olan türbe, bir avlu duvarıyla
çevrili olup kuruluk, ocak ve kesim yeri gibi bölümlere de sahiptir. Türbe içinde üzeri yeşil örtülerle örtülmüş iki tane ahşap sanduka bulunmakta olup bu sandukalardan önde olanın Hamdullah Çelebi’ye; diğerinin ise, eşi Güleser Hanım’a ait olduğu söylenir. Türbe içerisinde dikkati çeken ilk şey, duvarlardaki kalem işi bezemeler olup bu bezemeler, türbenin beden duvarları ve kubbeye geçişi sağ layan tromplarla kubbe içerisine işlenmiştir. Kubbe içerisinde en ortada bir yıldız ve bu yıldızın etrafında dört tane
yuvarlak madalyon vardır. Bu madalyonlar içerisinde on iki imamlara ait isimler göze çarpar. Bunlarla
birlikte ilk üç halifenin adlarının da bulunması, dikkat çekicidir. Sanat tarihçisi Muzaffer Doğanbay’a
göre Alevî/Bektaşî geleneğine uygun olmayan bu durum, daha sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü
tarafından gerçekle ştirilen onarımlardan dolayı ortaya çıkmış olmalıdır.

Bu istenmeyen bir görüntüdür. Zaman içerisinde bu provakatif uygulamalar bütün Alevi Erenlerinin türbelerine, tekkelere yapılmış mimari dokusu bozulmuş içlerine camiler inşa edilmiş ve algı operasyonu yapılmış asimilasyona yönelik çalışmalar gerçekleştirilmiştir.
Türbe, gerçekten de değişik zamanlarda orijinal biçiminden uzaklaşacak şekilde tadilata uğramıştır.
Örnek olarak daha önce kuzeydoğu yönünde olan giri kapısı, tadilatlar sırasında anlaşılmayan bir
nedenle türbe içindeki mihrap yıkılarak güneybatı yönüne alınmıştır
Hamdullah Efendi türbesi, Amasya’da hem Alevî hem de Sünnîler tarafından ziyaret edilmektedir. Türbede tüm kalbiyle inanan ve samimi bir şekilde dua eden insanların duası ile dileğinin kabul olacağı inancı, halk arasında yaygındır. Burada her tür dilek ve sıkıntı için dua edilir ve adak kurbanları kesilir.

Birol Yıldız Hatipoğlu Dede


Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın miraç yolculuğu ve dönüşte kırklar meclisine uğramasını anlatan şiirlere miraçlama denilmektedir. Miraçlama cem törenlerinde âşıklar tarafından saz eşliğinde okunur. Anadoluda bazı yörelerde Şah Hatayi’nin yazmış olduğu miraçlama okunur. Bazı yörelerde de Feyzullah Çelebi veya Mehmet Hamdullah Çelebi’nin miraçlaması okunur. Amasya, Çorum, Sivas ve Tokat yörelerinde daha çok Hamdullah Çelebi’nin miraçlaması okunmaktadır
Asıl adı Mehmet Hamdi olan Hamdullah Çelebi ( 1767–1846) Feyzullah Çelebi’nin büyük oğludur.1824 yılında babasının ölümü üzerine Hacı Bektaş Veli Dergâhına postnişin olmuştur. Osmanlı padişahı ll. Mahmut, Yeniçeri teşkilatını lağvedince, 23 Cemaziülaher 1243 (20 Aralık 1827) tarihli fermanla Hamdullah Çelebi’yi Amasya’ya sürgün etmiştir.
Hamdullah Çelebi Amasya’ya sürgün edildikten sonra Hasreti mahlasını kullanmıştır. Miraçlamayı da sürgünde olduğu yıllarda yazmıştır.

“Kün” dedi karar eyledi
Yeri göğü arşullahı
Çar anasırdan yarattı
Âdem Safiyullah’ı

Evvel Âdem Hakk’ı bildi
Başına çok haller geldi
Alnına bir top nur indi
Âdem bildi Nurullah’ı

“Velekad keremnâ” dedi
Melekler secdeye indi
İblis lâin etmem dedi
Takındı lanetullahı

Âdem’den zürriyet geldi
Hak emri dört güruh oldu
Dördüne dört ta’at verdi
Evvel zikri Zikrullah’ı

Bir katre nutfeden oldu
Âdem’den nur Şit’e geldi
Ehl-i Hakk tahkik kıldı
Ve hem Şit Nebiyullah’ı

Açıldı Haşimi necli
Mustafa Murtaza nesli
Yüz yirmidörtbin nebi
İbrahim Halilullah’ı

Halil’in evladı gelip
Abdül Muttalip Ebu Talip
Ol zaman nur iki olup
Bilen bildi Beytullah’ı

Abdullah’tan nebi zuhur
Dü cihanda oldu fahir
Ebu Talip’den etti zahir
Ali’yy-ün Veliyullah’ı

Dü cihan güneşi Ahmed
Vahiy geldi oldu irşâd
Münkir ne bilsün Ahâd
Ol bir nur’u Nurullahi

Hak emretti Cebrail’e
“Habibim Mi’raca gele”
Önünce delili bile
Cebrail Emirullah’ı

Dostunun selâmın aldı
Gönülleri şâdi kıldı
Cebrail rehberi oldu
Seyr eyledi Arşullah’ı

Sidret-ül-müntehaya vardı
Anda Cebrail durdu
Bundan öte sana dedi
Sen görürsün ol Allah’ı

Yetmiş iki perde geçti,
Hakk’ın emri ile aştı.
Birinci perdeye ulaştı,
Gördü Hikmetullahî

Arş-ı muazzam’a vardı
Anda çok hâller gördiü
Orda bir nişan verdi
Hâtem-i Nebiyullahı

Nalinin çıkarmak ister
Hatiften nida dost der
Arş-ı Azim’i göster
Nalini Habibullahi

Uçmak babına vardı
“Destur Ya Rabbim” dedi
“Gel dedi Rab virdeyledi
Uzattı desd-i Yedullah’ı

Azizullah el uzattı
Nûrı-u âlemi bezetti
Âlem bu anı gözetti
Gördü Hatemin Vallahi

Âşık maşuğunu gördü
Habib maksuduna erdi
Doksan bin kelâm sordu
Danışdı Kelâmullah’ı

Otuz bini şeriatta
Otuz bini tarikatta
Otuz bini hakikatte
Bilenler bildi vallahi

Olanları bilir bilen
Hakikate âşık olan
Gördü bir mahbup civan
Habib bildi Sırrullahı

Kudret lokması geldi
Süt elma baldan aldı
İkisi de bile tattı
Yediler nimetullahı

Gelmek için destur aldı
Muhammed ayağa kalktı
Mü’min’e tevhîd verdi
Tutmak için îllallahi

Kudret hazinesin buldu
Üzümü ikiye böldü
Engürü bergüzar aldı
Secde edip Babullah’ı

Kırklar yolunu gözetti
Vardı kırkları bezm etti
Oturuben niyaz etti
Selman sundu keşküllahı

Selman’a bir üzüm verdi
Yar yari ol demde gördü
Cümlesi pervane girdi
Tutundular arşullahı

Kırklar muradını aldı.
Esrar-ı Hak galip oldu
Muhammed evine geldi
Gördü Ali Keremullah’ı

Ali anda tevaf etti
Doksan bin kelâmı vasfetti
Hatemi nümayan etti
Verdi Şah Emrullahi

Çâr emânet fahri geldi
Muhammed Ali’ye verdi
Ahir sahibi var dedi
Bektaş Kaddesallah’ı

Şah Hasan Hüseyin geldi
İmam Zeynel parelendi
İmam Bakır şehid oldu
Ol sırr-ı Kutbullah’ı

İmam Ca’fer din rehberi
Musa Kazım din serveri
Olalım Rıza’nın çekeri
Veririm canı billahi

Takî Nakî Şâh Askerî
Onlar birbirinin yari
Mehdi mü’min intizârı
Tez gele Zamanullahi

Kutb-u Âlem Hünkâr geldi
Emanet sahibini buldu
Cümle erler nasîb aldı
Bağlandı rızaullahi

Bendesin almış araya
Varınca baki saraya
Bu HASRETİ bî-çareye
Şef’aat eder inşallahi

Mezemiz Kurbandan raki demimiz

0

Mezemiz Kurbandan raki demimiz
Gösterişe döndü kırklar cemimiz
Ezberi defterden dedelerimiz
Yetiş Şah ı Merdan Car Günün geldi

Bekçimiz artık kapı beklemez
Gözcü baba cemaati gözlemez
Talip can kulağıyla piri dinlemez
Yetiş Şah ı Merdan Car Günün geldi

Koçumuz melemez gelir kasaptan
Kırk pare bölündük ince hesaptan
Dedem ne bilirse hepsi kulaktan
Yetiş Şah ı Merdan Car Günün geldi

Duvazi imamlar türküye döndü
Gönüllerde aşkın ateşi söndü
Semahımız oyun gibi göründü
Yetiş Şah ı Merdan Car Günün geldi

Telli Kuran Sazım oldu bir keman
Yolda ki yezidin halleri yaman
Çıksa gelse artık ol sahip zaman
Yetiş Şah ı Merdan Car Günün geldi

Yol Sefili gösteriden yoruldu
Her gelen cemlere alınır oldu
Ne dargın ne de küskün soruldu
Yetiş Şah ı Merdan Car Günün geldi