Ana Sayfa Blog Sayfa 158

Eğer dost ırmağın gözün ararsan

0

Eğer dost ırmağın gözün ararsan
Serçeşme’den gelir suyun durusu
Ali Muhammet’tir Muhammet Ali
İkisi de bir elmanın yarısı

Ali’m engür ezdi kırklar da içti
Kırkı da mest oldu kendinden geçti
Muhabbetin kapısını kim açtı
Cümlesi de bir ikrarın çerisi

Ali’m yola gider menzili keser
Sofi nerde olsa yalanı basar
Bir kale yaptırmış on iki hisar
Sor nedendir duvarının örüsü

Dört kapısı vardır kırk da dükkanı
Üçyüz altmış altı gevher madeni
On yedi kişidir alıp satanı
Cümlesinin sarrafıdır birisi

O kalenin bedenine kuş konar
Kanadı üstünde kandiller yanar
Pir Sultan Abdal’ım secdeye iner
Aşık oldum gitmez benzim sarısı

Eğer din bâbından haber sorarsan

0

Eğer din bâbından haber sorarsan
Söyle kelâmını bildir efendim
Sual eyle ihsân olsun kelamlar
Bilemezsem hâlim nedir efendim

Bir günün farzını on yedi bildim
Yiğirmi sünneti üç vitir kıldım
Sualine cevap vermeye geldim
Veremezsem döv de öldür efendim

Sabah dört öğlen on belli beyandır
İkindi sekizdir deme ziyândır
Akşam beş yats’on üç vitir tamamdır
Bunu da böylece kıldım efendim

Altmış altı er kaleyi boyladım
Altı yüz teravihi hesap eyledim
Ben bir divaneyim böyle söyledim
Buncağız kusura kalma efendim

Kıyas et meydandan geri kalırım
Aç gözünü sana hoca olurum
Bir yıllık namazı ezber bilirim
Var senden kaçan kördür efendim

Beş bin yüz yirmi farzıdır heman
Yedi bin iki yüz sünnettir tamam
İncil’le Zebur Hak delili Kur’an
O da bir sırdır ermen efendim

Seyyid gibi sen secdeye oturmuş
Köylü sana yağlı pilav getirmiş
Bana sen de neden sual sorarsın
Balı kıymağı da yersin efendim

Sözü m’olur sencileyin özü çürüğün
Yüzün görme yüzü gözü buruğun
La bak aşağı indirmişsin sarığın
Korkarım başında güldür efendim

Herhalde ilerü gelemez deyü
Sualime cevap veremez deyü
Kul Himmet ile baş edemez deyü
Korkarım el sana güler efendim

Eğer aşık isen güzel canana

0

Eğer aşık isen güzel canana
Seyreyle cemalin dur gizli gizli
Eğer mecnun isen hüsnü didara
Gizle asrarını dur gizli gizli

Mamur et başını kendinde ara
Eğer mamur isen erersin dara
Farkeyle kendini yanarsınnara
Bülbüle zareyle dur gizli gizli

Yeşil nikabından perdeyi kaldır
Sevdiğin dilberin orada vardır
Aşıkların işi hey dost ahile zardır
Açıldı gülleri der gizli gizli

Bu sırrı vahdetten irfanı gözle
Arif olup dostun izini izle
Sen herşeyden evvel kendini gözle
Gördünse didarı dur gizli gizli

Manayı alemde o cana yar ol
Ara sevdiğini öz bağında bul
Aşıklar maşuğa hey dost olmuşlardır kul
Özünü pakeyle dur gizli gizli

Noksani seyreyle bekle ikrarı
Sinemde yanıyor aşkıyla narı
Aşıklar neylesin böyle ayarı
Çekiver katarı var gizli gizli

Dertli ne ağlayıp gezersin burda

0

Dertli ne ağlayıp gezersin burda
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Nice dertli kondu göçtü burada
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

Bu dert benim munisimdir yarimdir
Arşa çıkan benim ah ü zarımdır
Seni ağlatan lutf ıssı kerimdir
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

Daim Hakk’a cemalini dile dur
Zikr ile mevlayı dilden anadur
Kahrı kime ise lütfu onadır
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

Sevdaya salma şu garib başını
Akıtır gözünden kanlı yaşını
Kerimdir onarır kulun işini
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

Yunus senin gözlerinde çok hal var
Önünde uğrayıp geçecek yol var
Gece gündüz dur da mevlaya yalvar
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

Derildi ayn-ı cem kuruldu erkan

0

Derildi ayn-ı cem kuruldu erkan
Erenler oturmuş postu postuna
Niyaz edip Hakk’a açıldı meydan
Meydancılar çerağ aldı destine

Baş eğdiler erenlerin yoluna
Hü dediler ehlullah erkanına
Çağırdılar Tanrı’nın arslanına
Kevser getirdiler meydan üstüne

Erenlerin gazileri geldiler
Kabul edip cur’asından aldılar
İçip Ab-ı Kevser sermest oldular
Mail oldum gözlerinin mestine

Zikr ettiler erenlerin nefesin
Çüş ettiler taliblerin hepisin
Cümle gönüllerin sildiler pasın
Özlerin teslim ettiler dostuna

Pir Sultan’ım bahçesini zeyn eder
Üstat nazarında erkanın güder
Kırklar sema ile hak yola gider
Üçlerle yediler erkan üstüne

Derdine düşüp de abdal olduğum

0

Derdine düşüp de abdal olduğum
Bir kaşları kara meralim geldi
Hasretiyle sararıp da solduğum
Hublar yakışığı ceranım geldi

Kaşlarında kul eylemiş kendini
Eme idim leblerinin kandini
Bin çevrile yıktın gönül bendini
Hemi yıkıp hemi örenim geldi

Dostu gören aşık olmaz mı hasta
Gözler mevalide kirpikler meste
Kaşların hub eğmiş yaradan usta
Bir melek simalı cananım geldi

Gaziler serimi sevdaya saldı
Beni abdal edip arkamca güldü
Şu garip başımdan aklımı aldı
Hemi alıp hemi verenim geldi

Hurinin gılmanın melektir zatı
Yoktur bu cihanda onun kıymeti
Bir hüsn-i melek ali züriyeti
Mısır’dan Yusuf-i Kenan’ım geldi

Veli’m eyder geldin gevher kanıma
Tığ-ı gamzen ile vurdun sineme
Dembedem mah dilber girme kanıma
Gene kend-eliyle saranım geldi

Derdimin dermanı gönülde şahım

0

Derdimin dermanı gönülde şahım
Senede bir olsun gel bana yeter
Görebilmem için o yüzü mahım
Biraz da yanımda kal bana yeter

Uçurdum dönmüyor gönül kuşumu
Sevdan yakar yüreğimin başını
Hasretinle akan gözüm yaşını
Çıkar yağlığınla sil bana yeter

Bir tatlı bakışın can katar cana
Gönül neden düştü senin sevdana
Altın tabaklarda neyleyim bala
Dilinden dökülen bal bana yeter

Gönlüm arar doğruyu ve gerçeği
Ömür çilesinde bağla bahçeyi
Neyleyeyim demet demet çiçeği
Sevginle verdiğin gül bana yeter

Derdinden deliyim inan billahi

0

Derdinden deliyim inan billahi
Nice mestaneler değer o gözler
Derdi veren dermanını vermez mi
Ab ü zülal olmuş akar o gözler

Gönül bir Kabe’dir sen onu yıkma
Oktur gamzelerin sineme çakma
Mevla’yı seversen hışm ile bakma
Korkarım cihanı yakar o gözler

Hüsnün kitabından kamil ders alır
Evliya buyruğun okuyan bilir
Cevahir madenin kıymeti olur
İnciyi mercanı tartar o gözler

Yaradan yaratmış usuldur boyu
Kemerbest bağlamış mülayim huyu
Mısır’ı Bağdat’ı Bedehşan ili
Acem İsfehan’ı değer o gözler

Gahi hiram gahi gönülü gamda
Sen oynar gülersin sevdalar bende
Zühre yıldızının nişanı sende
Ahiri Veli’yi yıkar o gözler

Derdim çoktur hangisine yanayım

0

Derdim çoktur hangisine yanayım
Yine tazelendi yürek yarası
Ben bu derde nerden derman bulayım
Meğer şah elinden ola çaresi

Türlü libas giymiş gülden naziktir
Bülbül çevreyleme güle yazıktır
Çok hasretlik çektim bağrım eziktir
Güle gelir gelir canlar paresi

Benim uzun boylu serv-i çınarım
Yüreğime bir od düştü yanarım
Kıblem sensin yüzüm sana dönerim
Mihrabımdır iki kaşın arası

Güzel ile muhabbete doyulmaz
Muhabbetten kaçan insan sayılmaz
Münkir üflemekle çırağ söyünmez
Tutuşunca yanar aşkın çırası

Pir Sultan’ım kat-i yüksek uçarsın
Selamsız sabahsız gelir geçersin
Dilber muhabbetten niçin kaçarsın
Böyle midir ilinizin töresi

Ey şahin bakışlım bülbül avazlım

0

Ey şahin bakışlım bülbül avazlım
Bir eli kadehli bir eli sazlım
İşte gidiyorum kal ahu gözlüm
Ne sen beni unut ne de ben seni

Yolda harami çok engel arada
Unutma sevdiğim demde sırada
Özüm gider ama gönlüm burada
Ne sen beni unut ne de ben seni

Ta ezelden ezel sevgim sevginde
Şu iki cihanda kevn-ü mekanda
Nizam başlarında ulu divanda
Ne sen beni unut ne de ben seni

Kul Hüseyin’im der ki gül benzim soluk
Serimize yazılmıştır ayrılık
Vallahi sevdiğim gönüller birlik
Ne sen beni unut ne de ben seni

Ey şahin bakışlım bülbül avazlım
Bir eli kadehli bir eli sazlım
İşte ben gidiyom kal ahu gözlüm
Ne sen beni unut ne de ben seni

Yolda harami çok engel arada
Unutma sevdiğim demde sırada
Kalıp gider amma gönül burada
Ne sen beni unut ne de ben seni

Ta ezeli ezel seven sevende
Şu iki cihanda kevn-ü mekanda
Nizam başlarında ulu divanda
Ne sen beni unut ne de ben seni

Çekilsin gülbenkler sürülsün devran
Görülsün kayıtlar açılsın meydan
Yolumuzu açsın ulu Yaradan
Ne sen beni unut ne de ben seni

Hüseyin’im söyler gül benzim soluk
Serimize yazılmıştır ayrılık
Vallahi sevdiğim gönüller birlik
Ne sen beni unut ne de ben seni

Çıktım seyreyledim ben şu alemi

0

Çıktım seyreyledim ben şu alemi
Bana bir kanlı zalimden oldu
Kendi dilim ile buldum belayı
Sabır edemedim dilimden oldu

Güzeller karşıyaya yayını yaymış
Herkes sevdiğini gönülden sevmiş
Erenlerin sözü yolsuzu kesmiş
Yolsuz ağlar bana yolumdan oldu

(Ağlar yolsuz bana yolumdan oldu)
Pir Sultanım sen kuluna ne ettin
Şah sultanım sen kuluna ne ettin
Herkes ne ettiyse kendine etti

Çıkıp yücesine seyran ederken

0

Çıkıp yücesine seyran ederken
Gördüm ak kuğulu göller perişan
Bir firkat geldi de durdum ağladım
Öpüp kokladığım güller perişan

Hayal hayal oldu karşımda dağlar
Eşinden ayrılan ah çeker ağlar
Dökülmüş yapraklar bozumuş bağlar
Bülbülün konduğu dallar perişan

Yıkılmış dilberin mamur illeri
Susmuş bülbül söyler her dem dilleri
Dağılmış sünbülü solmuş gülleri
Yüzüne dökülmüş teller perişan

Karacaoğlan der ben toylatamadım
Arap ata binip boylatamadım
Küstürdüm dilberi söyletemedim
Dilberi küstüren diller perişan

Ali BALKIZ AVRUPA BİRLİĞİ, ALEVİ DİYANETİ VE “ALEVİ İSLAM İNANCI”

0

Ali BALKIZ
AVRUPA BİRLİĞİ, ALEVİ DİYANETİ VE “ALEVİ İSLAM İNANCI”

Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’ye ilişkin 2003 ilerleme raporu yayınlandı.

Bu uzun raporda, ‘Siyasi Kriterler’ ara başligi altinda Alevilerle ilgili bir tek cümle var. O da şu: “Alevilerin Diyanet Işleri ve Ulusal Egitim Sistemi içinde taninmamasi.”

Yıllar itibariyle geriye doğru baktığımızda bu raporlarda Alevilere ilişkin değiniler şöyle:

2000 Raporu:

“Alevilere yönelik resmi yaklaşimda herhangi bir degişiklik olmadigi görülmektedir. Alevilerin şikayetleri, sadece Sünni camileri ve dinsel vakiflarin inşasi için mali destek saglanmasi yaninda, okullarda ve ders kitaplarinda Alevi kimligini yansitmayan zorunlu din egitimi verilmesi üzerine yogunlaşmaktadir. Bu konular son derece hassastir, ancak bunlar hakkinda açik bir tartişmaya girmek mümkün olmalidir.”

2001 Raporu: (Din Özgürlüğü başlığı altında)

“Sünni olmayan Müslüman toplulukların durumlarında iyileşme olmamıştır. Alevilere yönelik resmi yaklaşım değişmemiştir. Alevilerin sorunlarına Diyanet İşleri Başkanlığı’nca ilgi gösterilmemiştir. Alevilerin şikayetleri, okullarda ve ders kitaplarında Alevi kimliğini tanımayan zorunlu din eğitimi verilmesiyle ve sadece Sünni camileri ve dinsel vakıfları için mali destek sağlanmasıyla ilgilidir.”

2002 Raporu: (Medeni ve Siyasi Haklar başligi altinda)

“Şubat ayinda, Alevi ve Bektaşi Oluşumlari Birligi Kültür Dernegi, Anayasa’nin 14. ve 24. Maddeleri ve Dernekler Kanunu’nun 5. maddesi uyarinca, Müslüman dini topluluklarina atif yapacak şekilde Alevi veya Bektaşi adi altinda dernek kurulamayacagi gerekçesiyle feshedilmiştir. Dernegin başvurusu üzerine, kararin uygulanmasi, Yargitay kararina kadar bekletilmektedir.

Bu dört rapordan çıkartılacak ortak sonuçlara göre; Alevilerin talepleri şöyleymiş:

· Maddi destek istiyorlar.
· Zorunlu Din Dersleri kapsamında, kendi kimliklerinin de tanınmasını ve öğretilmesini istiyorlar.
· Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil hakkı istiyorlar.

Oysa Aleviler bunları istemiyor.
Onlar laiklik istiyor.
Yani devletin bu alandan elini çekmesini istiyor.

Bu, bir bakıma şu anlama gelir: Laik devlet anlayışında DİB gibi bir kurum olmaz. Zorunlu Din Dersleri gibi bir ders olmaz. Din, bireylerle inandıkları şey arasındaki öznel bir ilişkidir. Kamusal bir alan değildir. Ne devlet dini zabt-ü rabt altına almaya girişmelidir, ne de bir zamanların Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Ekrem Ceyhun’un söylediği gibi “Dinin hizmetinde bir devlet” olmalıdır.

Din hizmetinden kim yararlanıyorsa, bu hizmet karşılığında vergisini de o ödemelidir. Tıpkı AB ülkelerindeki Kilise vergisi gibi, tıpkı İstanbul Boğaz Köprüsünden kim geçiyorsa geçiş ücretini onun ödediği gibi.

Devlet ne camiye para yatırmalı, ne cemevine, ne hocaya maaş ödemeli, ne dedeye… Ne okullarda Sünniliği öğretmeli, ne Aleviliği. Öğretecekse Dinler Tarihini, Teolojiyi, Din Felsefesini, Din Sosyolojisini öğretmeli. O da zorunlu değil, seçmeli olmalı. Tıpkı AB ülkelerinde olduğu gibi.

AB, İlerleme Raporlarında MGK’nın durumunu eleştiri konusu yaparken, bunu AB’ye üyelik için neredeyse baş koşullardan biri sayarken, Diyanet’in durumuna hiç değinmiyor, böyle bir kurumun varlığı nedense onları hiç rahatsız etmiyor.

Cem Vakfı’nın geçtiğimiz günlerde İstanbul’da topladığı AKP destekli, “Alevi-Bektaşi-Mevlevi İnanç Önderleri Toplantısı”ndan çıkartılan ve asla Alevileri temsil etmeyen “Alevi Diyaneti” oluşturma kararı da AB’nin konuya ilişkin önerileriyle örtüşüyor. Bu girişimin arkasındaki güçlerden biri de AKP’dir. Şeriata giden yolda Alevileri de kendilerine suç ortağı yapmak istiyorlar gönüllü işbirlikçileri aracılığıyla.

Aleviler bir Diyanet’ten kurtulmaya çalışırlarken, ikinci bir Diyanetle uğraşmak zorunda kalacaklar.

Alevilik yüzyıllardır bu topraklarda varlığını sürdürebilmişse; bunu resmi bir üniforma giymemiş olmasına borçludur. Alevi Diyaneti, Aleviliği dondurur. Aleviliğe ilmihal yazmak, ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. O canlı bir organizmadır, her çağda varolabilen, gelişebilen dönüşebilen… Dede’nin nefesi, ozanın sazıdır onu yaşatan… İnsanı yaşamın merkezine koyan temel felsefesidir…

Aleviliğin kent koşullarında poyraza açık hale geldiği doğrudur. Ama bunu gidermenin yolu Alevi Diyaneti değil, sivil örgütlenmelerdir. Sayıları yüzleri aşmış olan dernek ve vakıflar da bu amaçla oluşturulmuştur. ABKB ve ABF siyasi iktidarların ve başsavcıların karşı çıkmalarına karşın kurabilmişlerdir. Bu önemli bir kazanımdır. Harcayacak bir enerjimiz varsa bu tür sivil örgütlenmelerin daha da iyileştirilmesine hasredilmelidir. AB de Alevilere ilişkin bir önermede bulunacaksa, bu; laikliği daha da zedeleyecek değil, onun evrensel ilkelerini gözetecek biçimde olmalıdır.

AKP ise ne iyi ki, kendisine Aleviler içinden başka partner bulamayacaktir.

AB’nin düştügü hatalardan belki de en büyügü; Aleviligi tarif etmeye kalkişmasidir.

     2001 ilerleme raporunda Aleviliği “ Sünni olmayan Müslüman topluluklardan” kategorisinde ele alıyor.

     Bir kez AB’ nin böyle bir görevi olmamalı.

     Belli ki; Cem Vakfı’ nın “ Alevi İslam inancı” tanımından etkilenmişler.

     İşin aslına bakacak olursak; (ki bu konuda kitaplar yazılsa yeridir, kaldı ki yazılmıştır.) değerli okuyucuları Hacı Bektaş Dergahını (müzeyi) bir kez daha bakan değil, gören gözlerle ziyaret etmeye davet ediyorum.

     Milyonlarca Alevi yurttaşlarimiz, bir çogu defalarca Hünkari ziyaret etmişlerdir.

     Ziyaretçilerin yolu önce Aşevine düşer, Kara Kazani görürler. Hani şu kimin nesi varsa ( az olandan az, çok olandan çok) bir avuç bulgurdan bir kaşik tereyagindan, bir koça kadar getirip içine kattiklari, pişirip eşit olarak paylaştiklari Kara Kazan.....

     Sonra Hünkar’ ın  sandukasının olduğu bölüme başlarını eğerek girer diz çöker ve tavaf ederler, sandukanın üstündeki şalları öper, yüzlerine gözlerine sürer, “Medet Ya Hünkar” derler. Dertlerine deva, ürünlerine bereket, müşküllerine kolaylık, ülkeye barış, insanlığa esenlik dilerler. Tavafı tamamlayınca, yine diz üstü, arka arka giderek, girdikleri gibi aynı saygıyla bölümden dışarı çıkarlar.

     Çıkışta hemen sağda, arka bölümdeki erenlerin mezarını salon bölümünden ayıran parmaklıkların üstüne asılmış 40x50 cm boyutlarında cam ile kaplanmış bir tablo görürler. Zamanın hattat ustası tarafından dizayn edilmiş ve uzaktan bakınca bir insan yüzünü andıran bu tabloda Arapça harfleri fark ederler. Bilenler okuyunca; okudukları şey şudur; “Ya Allah Ya Muhammet Ya Ali”

     Bakanlar değil de; görenler hemen şunu anlayacaklardır: Alevi, kutsal kabul ettiği bu üç olgunun bir insanda tecelli ettiğine inanıyor.

     “Benim kabem insandır” ilkesinin hat sanatı yoluyla bir ifadesidir bu tablo.
     Yoluna devam edince ziyaretçi, camekanlarda sergilenen teslim taşlarini ve takkeleri (taç) görecektir. Bektaşi Babalarinin, tarikat içindeki konularini (rütbelerini) gösteren ve 12 dilimli olan bu objeler yol içindeki siniflanmanin işaretidir.  Dedebaba Halifebaba, Derviş veya Rehber, Pir,  Mürşit  gibi....  Hemen anlayacaktir ziyaretçi, Alevi-Bektaşilikte yol gösterenler bir siniftir. Tipki Hiristiyanliktaki Ruhban sinifi gibi. Ayni ziyaretçi elbette şunu biliyordu; sonradan Alevi olunmaz, Alevi dogulur. Dedelik babadan ogulla geçer, babalik liyakat ve seçimle  olur.

     Bir sonraki bölümde ziyaretçi, Dergahın kalbine ulaşacaktır. Giderek daralarak göğe yükselen on iki dilimli, ahşap tavanın örttüğü meydan evinde ziyaretçi neler görecektir?
     12 Hizmetin temsilcileri aynı tablodadır. Bu bir resimdir. Horasan postunda Hünkar Hacı Bektaş Veli oturmaktadır. Sonra sırasıyla; Seyit Ali Sultan, Balım Sultan, Kaygusuz Sultan, Kamber Ali Sultan, Sarı İsmail Sultan, Karadonlı Can Baba, Hacim Sultan, Şehşazeli, İbrahim Aleyhisselam, Abdal Musa ve Hızır Aleyisselam.

     Ayrıca; Kaygusuz Abdal, Kazak Abdal, Veysel Karani, Hüseyni Taclı Seyit Ali Sultan, Sarı İsmail tabloları...  HZ. Ali ‘nin cenazesi tablosu: Devenin sırtında tabuttaki kendisi, deveyi çeken kendisi, izleyen kendisi ve Hacı Bektaş Veli ve Halifeleri tablosu, üstelik bu kırk Halifeden biri de bayan.
     Bir sonraki bölümde ise ziyaretçilerin görecekleri şeyler; kadüm, çalpare, nefir, meydan sazi, saz, cura, tambur gibi müzik aletleridir.
     Bu bölümden çıkış koridorlarında, Nevşehir Müzesine taşınmamış olsalardı, ziyaretçilerin görecekleri şeyler; şarap küfeleri ve badeler olacaktı.
     Sanırım ziyaretçimiz bu turu tamamladığında derin bir duygu yoğunluğu yaşayacaktır. Zira Hünkarı evinde ziyaret etmiştir; Ve elbette düşünecektir:
     Ben bu serçermede neler gördüm?
     Gördüğüm şeylerin bir teki bile İslamiyeti çağrıştırıyor mu?
     Yoksa bunların tümü İslamiyetin memnu addettiği (yasak saydığı) şeyler miydi?..    
     “Alevi-İslam inancı” diye uyduruk bir tez türetenlerle “Sünni olmayan Müslüman topluluklardan olan Aleviler” tanımlamasını yapan AB uzmanlarını ellerinden tutup şu dergahı baştan aşağıya gezdirsek mi?... Ne Yapsak?...

Çığrışır bülbüller gelmiyor bağban

0

Çığrışır bülbüller gelmiyor bağban
Hoyrat dost bağından gül aldı gitti
Türlü mihnet ile bir bağ bezettim
Ben yari besledim el aldı gitti

Yüz bin mihnet çektim bir daha gerek
Hayli ömür ister bir daha görek
Yari elden aldı o kanlı felek
Aktı gözüm yaşı sel oldu gitti

Nazlı yardan kem haberler geliyor
Dostlarım ağlıyor düşman gülüyor
Dediler ki Sefil Emrah ölüyor
Kimi kazma kürek bel aldı gitti

Eşinden ayrılan yaralı ördek

0
336, 224, 209, 0, 1, 476

Eşinden ayrılan yaralı ördek
Öter dertli dertli göle çevrilir
Vefasız derdime olmadı ortak
Akar gözyaşlarım sele çevrilir

Yaralı bir ceylan dağlar başında
Uyur yavrusunu görür düşünde
Pervaneler gibi aşk ateşinde
Kerem yanar Aslı küle çevrilir

Perişan Güzelim ne yaman halim
Cevahir satarım bilmezler lalım
Cehalet şehrine uğradı yolum
Nadanlar anlamaz pula çevrilir

Eşinden ayrılan yaralı ördek
Eşinden ayrılan yaralı ördek
Öter dertli dertli, göle çevrilir
Yaralı gönlüme olmadı ortak
Gözlerimin yaşı sele çevrilir
Yaralı gönlüme olmadı ortak
Gözlerimin yaşı sele çevrilir
Gözlerimin yaşı sele çevrilir

Bir değirmen yaptım, koydum daşını
Bir değirmen yaptım, koydum daşını
Bendine çevirdim gözüm yaşını
Aradım feleğin çarkı işini
Ben saga zorlarım, sola çevrilir
Aradım feleğin çarkı işini
Ben saga zorlarım, sola çevrilir
Ben saga zorlarım, sola çevrilir

Yaralı bir ceylan dağlar başında
Yaralı bir ceylan dağlar başında
Uyur, yavrusunu görür düşünde
Pervaneler gibi aşk ateşinde
Kerem yanar, Aslı küle çevrilir
Pervaneler gibi aşk ateşinde
Kerem yanar, Aslı küle çevrilir
Kerem yanar, Aslı küle çevrilir