Çarşamba, Mart 25, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 138

Bu yıl bu dağların karı erimez

0

Bu yıl bu dağların karı erimez
Eser bâd-ı sabâ yel bozuk bozuk
Türkmen kalkıp yaylasına yürümez
Yıkılmış aşiret il bozuk bozuk

Kızılırmak gibi çağladım aktım
El vurdum göğsümün bendini yıktım
Gül yüzlü cerenin bağına çıktım
Girdim bahçesine gül bozuk bozuk

Elim tutmaz güllerini dermeye
Dilim tutmaz hasta hâlin sormaya
Dört cevabın manâsını vermeye
Sazım düzen tutmaz tel bozuk bozuk

Pir Sultan’ım yaratıldım kul diye
Zâlim paşa elinden mi öl diye
Dostum beni ısmarlamış gel diye
Gideceğim amma yol bozuk bozuk

Pir Sultan ABDAL

Türkmenlerin Mor Cepken Töresi

0

Mor cepken, Yörük kadınının haklarını koruyan, esirgeyen bir töredir. Binlerce yıl öteden sürüp gelmiştir. Artık koca ne gerekirse yapacak, ne isterse verecek; göynünü alacak; kadının sırtındaki Mor Cepkeni çıkarmaya razı edecektir. Başaramazsa, kimse ona kız vermez, evlenmez ve iş birliği yapmazmış.

“Yörük kadını yaşlanıp iyice deneyim kazanınca Kezbence olur adı. O oymağın bilge kişisi, akıl danışılanıdır artık. Göçebe yörüklüğünün kadınlarına tanıdığı yüce bir haktır “Mor Cepken”. Erkeklerin ise korkulu rüyasıdır. “Mor Cepken”, Karacaoğlan türkülerinde geçer. Günümüzde Ege, Muğla, Antalya ve Toros yörüklüğünde yaşlı kadınlar tarafından hâlâ bilinir. Yörük kızlarının çeyiz bohçasına önce “Mor Cepken” konur.

Kenarları sarı simgelerle işlenmiş, yelek biçiminde, mor renkli bir giysidir. Yörük kızları sevdikleriyle evlenirlerdi. Başlık parası gibi alışkanlıkları yoktu. “Mor Cepken” evlilikte yeri, zamanı geldiğinde, darda kalan yörük kadınının erkeğine karşı kullandığı bir boşanma özgürlüğünün simgesidir. Mor renk ihanete uğramış, aldatılmış, aşkın rengidir. “Mor Çatı” adı oradan gelir. Bizler dünyaya Mor Cepken’i yeterince tanıtabilseydik 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü “Mor Cepken Günü” olarak kutlardık. Evli yörük kadını, ihanete uğrayınca ya da kocası tarafından aşağılanıp dövülünce, bir şekilde Mor Cepken’i giyip herkesin görebileceği bir yere otururdu. Bu “Ben bu herifi boşadım” demektir.

O zaman akan sular durur, herkes işini gücünü bırakır. Masal anaları ile doğum ebeleri “Mor Cepken” giyen kadının çevresini alırlar. Boşadığı kocası ise evinden dışarı çıkamaz, kahveye gidemez, kimse yüzüne bakmaz. Büyük ödün verip de karısına Mor Cepken’i çıkartamazsa ömür ömüre dul kalacaktır. Kimse ona dul-şaşı kızını bile vermez. Körocak olarak kalır. Göçebe yörüklüğünün kadınına tanıdığı hakka, özgürlüğe bakın siz! 1800 yılların sonlarında Nazilli kasabasının Aydın dağlarında, dağa çıkarak kadın hakları için savaşan “Gizemli Kadın Efe” de bunlardan biridir. Ege yöresinin unutulmaz bir eridir. Mor cepken Ege efelerinin giydiği bir giysidir. Buralarda efelik kadın erkek işi değil yürek işidir.

Balaban Oymağı

0

Balaban Oymağı Oğuzların Afşar boyuna mensup olan bir Türkmen aşiretidir.

16. yüzyılın başlarından itibaren bir Kızılbaş-Türkmen aşireti olarak tarih sahnesinde yer alan Balabanlılar, Safevi-Osmanlı mücadelesi içinde Safevi taraftarı olarak belirmişlerdir.

Malatya, Sivas, Erzincan, Tunceli ve Erzurum çevresinde yerleşik olan Balabanlılar, 1908 ile 1922 yılları arasında bu bölgede gelişen olayların tanığı durumundaki Osmanlıca belgeler, diğer yazılı kaynaklardan elde edilen bilgiler, Balabanlıların Alevi bir aşiret olarak bu çevredeki mücadeleye olan katkılarına, Osmanlı askeriyesi ve idaresiyle olan ilişkilerine dikkat çekmektedir.

Balabanlılar, 1925’te Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı örgütlenen Şeyh Said İsyanı’nın bastırılmasında da yer almıştır.

Balabanlılar, Orta Asya kökenli ve tarihi Horasan bölgesi üzerinden 10. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya olan akın ile günümüz Türkiye’sine göç etmiş bir topluluktur. Burada ise ilkin Bulgaristan’a yerleşmişlerdir. Bu coğrafyada özellikle Bulgaristan’da ve günümüz Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinde çok sayıda Balaban ismindeki köy ve kasabalar hâlâ mevcuttur. 500 yıl kadar önce Edirne yakınlarında ki “Dimetoka” adlı yerleşim biriminden göçüp Anadolu’ya yerleşmişler.

Anadolu’ya geçtikten sonra bir kolları Ege (İzmir ve Aydın) ve İç Anadolu (Konya ve Karaman) bölgelerinin muhtelif yerlerine yerleşmiş, kurdukları köylere de yine çok kez Balaban ismini vermiştir. Çoğunluğu ise önce Konya-Adana civarına göçtükleri anlaşılan Balabanlılar, Osmanlı’nın aşiretleri iskân politikası çerçevesinde Rakka ve Halep taraflarına sürülmüş, daha sonra Malatya’ya yerleşmiş ve Yazıhan’da Balaban köyünü kurmuştur. Aşiret ve oymak bilinci daha çok burada başlamıştır. O yüzden Anadolu’nun batısındaki Balabanlıların geneli aşiret/oymak kültürünü devam ettirmemektedir.

Zamanla Balabanlı dört kardeş kendi isimlerini taşıyan Hasan, Hüseyin, Ali ve Süleyman uşaklarını kurmuş ve Malatya’dan sonra Kırşehir, Çorum, Sivas, Erzincan, Erzurum ve Tunceli gibi farklı vilayetlere yerleşerek geniş bir coğrafyaya yayılmıştır

Kulağımda ağaçların sesi

0

Goşe mıde wenge daran.
(Kulağımda ağaçların sesi)
Zelişah ⚘️& Anıl Gündüz⚘️

Kulağımda ağaçların sesi,
Yüzümde yaprakların gölgesi,
Bir esinti vururken yüzüme,
Senin yolun kapkaranlık..

Kar yağdı içime, Sen üşüdün.
Dedim ki çıkarayım seni sinemden,
Korkarım ki kaçarsın benden..
Ellerimde zaman,
Biz bu zamanda ne yaptık?

Kuşların yüreği gibi,
Birbirimizi acıttık..
Ahuzarım sesinin tınısına..
Weş be Emîn Turan..

ŞAH İSMAİL

0

Erenler cemine her can giremez
Edep ile erkan yol olmayınca
Her kamberim diyen kamber olamaz
Şahın kanberine kul olmayınca

Güney Azerbaycan Erdebil kentinde 17 Temmuz 1487 yılında doğmuş 24 Mayıs 1524 yılında Erdebil’de vefat etmiştir. Annesi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Begüm Sultandır. Şah İsmail Azerbaycan Türküdür. Safevi Kızılbaş Türkmen Devletinin kurucusudur. Türkmen liderliği, devlet kuruculuğu yanında büyük bir Türk Şairidir. Alevi Bektaşi Cem ibadetlerinde nefes ve deyişleri en çok okunan ozandır.

Arama uzakta vardır yakını
Gerçek olan talip bulur hakkını
Yüklemezler sana yolun yükünü
Bükülü kametin dal olmayınca

Şah Hatayim eder bu sırrı beyan
Kamil midir cahil sözüne uyan
Bir baştan ağlamak ömüre ziyan
İki baştan muhip yar olmayınca

Türksün Türke dimağsın

0

Türksün Türke dimağsın
Hacı Bektaş-ı Veli
Gönüllerde çerağsın
Hacı Bektaş-ı Veli

İrfanın oldu bade
Türke oldun irade
Yetişirsin imdade
Hacı Bektaş-ı Veli

Türk ulusunu derdin
Milli bir devlet verdin
Dil’im, din’im Türk dedin
Hacı Bektaş-ı Veli

Yolun gayet uludur
Naz ehlinin yoludur
Yurdun Anadoludur
Hacı Bektaş-ı Veli

Hü … dedin Türk yürüdü
Arap, Acem eridi
Nutkun yeniçeriydi
Hacı Bektaş-ı Veli

Yıktın cehlin tahtını
Taassubun lahdını
Açtın Türkün bahtını
Hacı Bektaş-ı Veli

Elin yeşil, yüzün ak
Lekesiz sütten pak
Turgut Baba son durak
Hacı Bektaş-ı Veli

Alevi Türkmen Kadını

0

Yasemen

0

Jandarmalar beni yoldan indirir
Gözyaşlarım değirmeni döndürür Yasemen, döndürür
Gözyaşlarım değirmeni döndürür Yasemen, döndürür
Zalim anan seni bana vermezse
Korkarım ki bu dert beni öldürür Yasemen, öldürür
Korkarım ki bu dert beni öldürür Yasemen, öldürür

Yazı yazdım Ortapınar taşına
Şu gençlikte neler geldi başıma Yasemen, başıma
Şu gençlikte neler geldi başıma Yasemen, başıma
Zalim anan kan doğradı aşıma
Karakolda doğru söyle
Yasemen, Yasemen, Yasemen
İfadende yardım eyle
Yasemen, Yasemen, Yasemen

Jandarmalar bölük bölük geliyor
Bu ayrılık ciğerimi deliyor Yasemen, deliyor
Bu ayrılık ciğerimi deliyor Yasemen, deliyor
Hakim bey de ifademi alıyor
Karakolda doğru söyle
Yasemen, Yasemen, Yasemen
İfadende yardım eyle
Yasemen, Yasemen, Yasemen

Eşeğin gölgesi

0

Atina’da önemli bir tartışma yapılırken kürsüye Demostenes çıkar, ancak dinleyiciler sürekli kendi aralarında konuşmakta, filozofu dinlememektedir. Demostenes, “Bir hikâye anlatıp ineceğim” der ve anlatmaya başlar: “Uzun zaman önceydi, bir delikanlı Atina’dan Megara’ya gitmek için bir eşek kiralamıştı. Eşeğini kiraya veren adamın da Megara’da işi vardı, beraber yola düştüler. Konuşa konuşa giderlerken öğle sıcağı bastırdı, biraz dinlenmek ve öğle yemeği yemek için bir su başına çöktüler. Ama ortalıkta hiç gölgelik yoktu ve eşeğin sahibi yemeğini alıp eşeğinin gölgesine sığındı. Eşeği kiralayan genç buna içerledi, ‘Sen çekil gölgede ben oturacağım’ dedi. Beriki itiraz etti: ‘Ben oturacağım, çünkü eşek benim.’ Delikanlı Ama ben eşeği kiraladım’ deyince, eşeğin sahibinden ‘Ben sana eşeği kiraladım gölgesini değil’ cevabını aldı ve aralarında kavga çıktı.”

Hikâyenin tam burasında Demostenes kürsüden iner yürümeye başlar. Dinleyiciler, “Sonunda ne oldu, sonunu anlat” diye bağrışmaya başlayınca Demostenes kürsüye döner:

“Sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anlatmaya çalıştım, dinlemediniz. Şimdi ise eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz. Ne fikrimi söyleyeceğim ne de eşeğin gölgesine ne olduğunu…”

Kürsüden iner, yürür gider.

olmazsa olmaz

0

Hal bilmez eline düştüğün zaman
Götüren çok olur getiren olmaz.
Darda kaldığında başına bela
Getiren çok olur götüren olmaz…

Fırıldağın görmez kimse hızını
Hep içinde saklar sahte yüzünü
Önce sana saplar çuvaldızını
Bir tek iğnesini batıran olmaz…

Dostun hiyaneti dedirir’ken pes
Zehirli gaz olur aldığın nefes
Kendine yabancı gezer’de herkes
Senden başka aklı yitiren olmaz…

Tutuşur karanlık doğan her tan’da
El bir yandan vurur dostlar bir yanda
Düşersin kavgada ıslak mintanla
Bir kuru zemine yatıran olmaz…

Solmasın istersen kızıl gülünü
Görmesin diyorsan halklar zulmü
Sosyalizm göze almak ölümü
Bu işi savaşsız bitiren olmaz…

Sancı girdiğinde yırtık tabana
Ozan Vurguni’yi atma yabana
Halk için sürse de ömrü sabana
Gelip baş ucuna oturan olmaz…

Abdullah Oral…

Perşembeden mesaja Allah diye başlayıp

0

Perşembeden mesaja Allah diye başlayıp
Atan dostum senin de cuma’n mübarek olsun
Kardeşinin payını karı kızla haşlayıp
Yatan dostum senin de cuma’n mübarek olsun

Şeytan ile kol kola girip yola giderek
Konu komşu ne gıybet duysan orda diderek
Üçe alıp beş ile çarpıp dua ederek
Satan dostum senin de cuma’n mübarek olsun

Haftada bir düşünüp inandığın o dini
Hiç düşünme ölünce gireceğin dar sini
Kalan altı günde de sevgi yerine kini
Tutan dostum senin de cuma’n mübarek olsun

Tebessümden uzak dur kaşlarını devirip
Mangalda kül bırakma göğe doğru savurup
Öksüz yetim hakkını tereyağda kavurup
Yutan dostum senin de cuma’n mübarek olsun

Facede fal bakarak geçir onca zamanı
Sen sen olda hiç bilme ne ahı ne amanı
İş fetvaya gelince hemen lafa imanı
Katan dostum senin de cuma’n mübarek olsun

Belki de haberin yok çok giriyorsun şirke
Fakirlikten dem vurup sarınıyorsun kürke
Şerduğana özenip bazen de Atatürke
Çatan dostum senin de cuma’n mübarek olsun

Ne deyim ki ben sana destan ettim çilemi
Söyle varsa bileyim yanlışımı hilemi
Öf demeden kıçına GURBETÇİ’nin kalemi
Batan dostum senin de cuma’n mübarek olsun

OZAN GURBETÇİ
01.12.2022

Ne hallere düştüm canım efendim

0

Ne hallere düştüm canım efendim
Baykuş gibi virânede beklerim
Bir adım gelene üç adım gittim
Tükenmez derdime dertler eklerim.

Haklının yanında mevzi alırken
Adalet uğruna uğraş verirken
İlimle arayıp gerçek bulurken
Destur-i Şâh diye İblis haklarım.

Kılı kırka yarsan, incedir Yol
İşleğiyle orda hesap verir kul
Göstermek hünerdir hâl içinde hâl
Hâlimi arz için Dîvân beklerim.

Ölmeden evvela ölmek gerektir
Susuz çölde iken yunmak dilektir
Hakk’ın didârını görmek erektir
Umutla günüme günler eklerim.

EDEBÎ ebsem ol, gerçeğe eğil
Hakk kula yakındır, uzakta değil
Kısmet seni bulur, olursan sail
Dileğimden öte umut saklarım.

04.11.2024

Gaflet uykusunda yatar uyanmaz

0

Gaflet uykusunda yatar uyanmaz
Can gözü kapanık gafilan çoktur
Hak sözü dinlemez, asla inanmaz
Kalbi çürük sofu cahilan çoktur

Mürşidi kamile vermez özünü
Gaflet uykusundan açmaz gözünü
Taştan beter, katı söyler sözünü
Bed amelli fasid sofiyan çoktur

Nefs atına binmiş gezer boşuna
Haksız olanların Hakta işi ne
İblis gibi düşmüş Halkın peşine
Şeytan dolabına aldanan çoktur

Bildiğinden şaşmaz nasihat almaz
Aslı münkir olan imlaya gelmez
Hakkını yitirmiş, kendini bilmez
Nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur

Genç Abdal’ım herkes mest olur sanma
Her kurban derisi post olur sanma
Her yüze güleni dost olur sanma
İçi kafir dışı müslüman çoktur

Genç Abdal

MİŞ GİBİ ŞİİR—

0

Onca sene öttürülen borazan
Ney dediler biz de miş gibi yaptık
Süzme bunak borazancı başına
Bey dediler biz de miş gibi yaptık

Kulak verdik gelen nice çağrıya
Rastlamadık siyasette doğruya
Karaktersiz omurgası eğriye
Yay dediler biz de mış gibi yaptık

Türlü yoldan her gün bizi sağanı
Alkışladık servetini yığanı
Lutfettiler bize kuru soğanı
Doy dediler biz de muş gibi yaptık

Kırk taklayla kapak atan devlete
Oldu Ali kıran baş kesen çete
Hırsızlığa yolsuzluğa rüşvete
Pay dediler biz de mış gibi yaptık

Hayran hayran ettikçe biz temaşa
Devlet malı deniz dedi bey paşa
Huzur hakkı denen tonla maaşa
Tüy dediler biz de müş gibi yaptık

Enaniyet ucub timsali kibir
Makamları kirleten şo ekabir
Adam değil insan değil başka bir
Şey dediler biz de miş gibi yaptık

Memleketin ahvalinden size ne
Ahlâktaki erozyondan bize ne
Maraz olma, karşı çıkma; düzene
Uy dediler biz de muş gibi yaptık

Kesilmedi Nemrut’ların gerisi
Ölüsünü arattırdı dirisi
Baş olsun dedikçe bizden birisi
Toy dediler biz de muş gibi yaptık

Topyekûn milletçe derdimiz asıl
Ahmaklıkta zirvedeyiz velhasıl
Soyumuza kastedene çok asil
Soy dediler biz de muş gibi yaptık

Ayhan Çoban
07.06.2023

5 Kasım Ozanlar Haftası. Saygı ve Minnetle

0

5 Kasım Ozanlar Haftası. Saygı ve Minnetle
Ruhi Su ya.
Başımda dikleşen sarı sıcağı güneşin
Suya ateş düştü
Türkülere yangın
Dizlerimde yorgunluğu
Geçmişin
Akşamın hüznü dökülürken
Gözlerimden
Alın terini yitirmiş nasırlı eller
Suya türkü yazmakta
Kızılırmak kanatmakta dizeleri
Dicle’nin coşkusuyla
Kucaklaşırken Fırat’ın ezgileri
Yaralı bir martı vurulmuş
Sularımda…
Çığlığında yurtsuz ezgiler
Ben gibi sen gibi
Vurulup düşen gibi
Düşlemimde özgürlüğün…
İnsan olmanın ağırlığı
Yorgun düşen kollarıma
Kelepçeler sıkar yüreğini
Hasan dağının.
Bilekte zincir kanatan sevdaları
Bir kuşun kanat çırpmasıdır
Aşılmayan tel örgülerde.
Hasretin ‘sevdanın’ vurgunu
Zulamdaki mahpus türküler.
Bir acem kızının
Kaş altından yürek yakışı değil mi
Drama köprüsünde yiğitlik destanı
Ve ekinin harmanlanması
Köroğlu dağlarında.
Suya yazılan türkülerde bu hasret
Kağnılar geçerken ayın altından
Ağıtlar yükselir dilimizden
Nesimi’den Pir Sultan’a.
Sivastopol önünde selamlarız
Öfkeyi bilinci ve kavgayı
İnce bir kıvılcımdır
Yakıp geçen
Ezgili yürekleri
Seferberlik destanında…
Bolu beyinin zalimliğidir
Köroğlu’nun öfkesinde savrulan rüzgar
Ve küfrettiren ana avrat
Hain kalleş duruşlara.
Şimdi hep bir ağızdan söylenir
Dostlar korosuyla suya türküler
Yürek yüreğe omuz omuza
Sırt sırta vermişiz dağlarla..
Koyaklardan
Sessiz bir çığlık
Büyümekte yürüdükçe engine…
Dile gelmiş suya yazılmış türküler
Sabahın bir sahibi var
Sorarlar bir gün sorarlar.
Sular denizleştikçe,
Deryalaştı denizler.
Sevda türkülerinde yalın bir çığlık
Dünya emekçilerinin
Ve onlar için vatanı yok denildi.
Kendi yurtlarında
Vatansız kalışındandır
Türkülerin sulardaki sürgünlüğü.
Suya yazılmış
Türküler sürüklenir
Girdabında gecenin
Türküler kanamakta,
Dağların göksünden
Bir telaş koşuşturmakta
Koyaklardan
Suyun türküsü yayılır ovalara.
Bahar coşkusunda
Savrulur
Çiçeklerin kokusu
Burçak tarlasından
Karanfil yüklü sabahlara’
Suya türkü’
Ozanın halka niyazından
‘Güle türkü’
Bülbülün güle avazından gelir
‘Emeğin’ türküsüdür, suya yazılan
Dünyayı saran yurtsuz ezgiler
Bu örselenmiş ateş
Bu sürgün kavga…
Yarin yanağından gayrı
Her şeyde
Hep beraber dercesine
Kucaklar Ruhi SU’yu
Bedrettin yürekliler
El kapılarında.
Abdullah Oral.