Dergahlarımızı İstiyoruz
“Dergahlarımızı İstiyoruz”, 1’43” [18.08.2024] | @ismailenginhd
Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri kapsamında Hacıbektaş’ta Alevi örgütleri “Bir yürüyüş eyliyoruz! Dergahlarımız bizimdir, elinizi çekin!” motosuyla yürüyüş yapıyorlar. Yürüyüş açıklamasında şu ibareler bulunuyor:
“Dergahlarımız bizimdir! Elinizi çekin!
Yüzyıllardır hakikat yolunda ışığımızı yakan dergahlarımız, inancımızın kalbidir. Devletin el koyma ve asimilasyon politikalarına karşı, Hacı Bektaş Veli’nin huzurunda bir kez daha haykırıyoruz. Biz buradayız, dergahlarımızı sahipsiz bırakmayacağız!
16 Ağustos 2025 Saat 09:00
Hacıbektaş Devlet Hastanesi Önü”
Evet, dergahlarımızı istiyoruz, ama kime verilecek ? :
Gün gelir… Nilgün Bodur
Nilgün Bodur
Gün gelir…
İç oğlanlar padişah olur…
Hırsızlar zengin…
Metresler eş…
Eşekler adam olur…
Odundan kapı,
Taştan saray olur…
Gün gelir…
Kezbanlar destan…
Onları destan yapanlar mestan olur…
Gün gelir…
Hadsizlik özgüven…
Saygı yalan…
Sevgi ise dolan olur…
Gün gelir…
Çivisi çıkar dünyanın…
Konuşamayanlar hatip…
Şifa veremeyenler tabip…
Yazamayanlar kâtip olur…
Ama yine öyle bir gün gelir ki…
İşler ters döner,
Verenler alır,
Gidenler uslanır,
Dönenler yalvarır…
Merdiveni koşarak çıkanların,
Gün gelir ayağı takılır…
Sevgisini vermeyen,
Gün gelir kimsesiz kalır…
Aldatan, bir gün sadakat için…
Çalan, bir gün adalet için…
Döven, bir gün şefkat için yalvarır…
‘Piyon’ deyip geçme,
Gün gelir şâh olur…
Şâha da fazla güvenme…
Gün gelir mat olur.
Gün gelir komünistler kapitalist,
Mücahitler müteahhit,
Sözde ülkücüler aposever olur…
Gün gelir, yalancılar dürüstlük,
Ahlaksızlar, ahlâk,
Hak yiyenler adalet,
Zalimler merhamet dersi veren Hoca olur…
İnsan yaratıcısına bile nankör iken
Sana vefalı mı olur?
Oluruna bırak her şeyi,
Bak neler neler olur…
Bahar biter kış olur.
Gün biter gece olur.
Söz biter sükût olur.
Zenginlerde metelik,
Güzellerde cemâl,
Güçlülerde kuvvet kalmaz olur…
Hayaller kaybolur…
Ümitler yok olur…
Hayat bazen
Boş olur, saçma olur,
Çekilmez olur, yalan olur…
Gün gelir ki sen bakmazken her şey hallolur…
Ve
Öyle bir gün gelir ki:
Hayat biter son olur…
Gün artık gelmez olur..
SOYGUNCULARIN GÖZÜNE GÖZÜNE SOKUN BU YAZIYI.
Nazilli Tren İstasyonu’nda, treni karşılamak için bekleyen insanların arasındayız.. Ankara’dan gelen trenin son vagonundan inen İsmet İnönü, peronda kendisini karşılayan insanların elini sıkarken, bir çocuk ilişir gözüne.. Beş-altı yaşlarında olan çocuk, elinde testi ve bardakla su satmaktadır. Çocuktan su isteyen İnönü, bardağı teslim ettikten sonra kendisine sorulan bir soruyu yanıtlayıp başını geri çevirdiğinde, çocuğun yerinde olmadığını görür..
İnönü’nün kasabaya gelişinin nedeni, Kurtuluş Savaşı yıllarında Ege dağlarında işgal ordusuna karşı savaşan “Mahmut’un Ali Efe”yi Sultanhisar’daki evinde ziyaret etmektir. Efe’nin evine gelen İnönü’yü bir sürpriz bekler ; Nazilli İstasyonu’nun kalabalığında bir an görünüp kaybolan su satan çocuk orada, Mahmut’un Ali Efe’nin kapısının önünde gülümsemektedir. Efe’nin komşusu Terzi Mustafa Bey’in oğlu olan çocuğa adını sorar İnönü : “Hulusi Samim, efendim.”
Hulusi Samim, o anı hayatı boyunca hiç unutmayacaktır… En çok da mutlaka okumasını söyleyen İnönü’nün okul masrafları için kendisine verdiği 100 lirayı..
Nazilli İlkokulu’nu bitiren Hulusi Samim, girdiği öğretmen okulu sınavlarında Türkiye birincisi olur. Ne var ki babasının maddi gücü yoktur. Terzi olduğu için “Kesim” soyadını alan babası Mustafa Bey’in bir meslektaşı girer devreye ve Hulusi Samim onun katkısıyla Ortaklar Öğretmen Okulu’na kaydedilir.. 1961 yılında, arkadaşlarına her hafta evlerinden zarf içinde gelen harçlıklar dağıtılırken, böyle bir anı hiç yaşamamış olmanın hüznüyle mezun olur okuldan.. Önce Aydın, Atça ilçesi, Kılavuzlar Köyü ilkokulunda görev alır. Ardından Diyarbakır Kayagediği köyüne atanır. Öğretmenlikteki başarısı öne çıkınca, MEB’nın Halk Eğitim Müdürlüğü’nde görev almak üzere Ankara’ya davet edilir. Bunu fırsat bilerek, Ankara Üniversitesi Kamu Yönetimi’ne kayıt yaptırır..
Memuriyeti ve öğrenciliği nedeniyle yoğun çalışma temposu içinde bir yandan da ders kitapları kaleme alır.. İlkokul ve ortaokulda okutulan “Sosyal Bilgiler” ve “İnkılap Tarihi” kitaplarının kapağında onun adı Samim Kesim yazmaktadır artık.. Özel yayınevleri kendileriyle çalışması için teklif üstüne teklif yapar. O, hiç tereddüt etmeden şu yanıtı verir : “Beni devlet okuttu.Eğitim hayatımı devletin bursu sayesinde tamamladım. Yazdığım kitaplardan telif alamam..”
Kız meslek liselerine alınacak dikiş makineleri için görevlendirilir.. Açılan ihaleyi kazanan firma temsilcisi Hulusi Samim Bey’e ev adresini vermesini ister. “Neden ?” Niye sorduğunda, hediye olarak o yıllarda çok zor satın alınan bir televizyon gönderecekleri yanıtını alır. O an, elindeki tüm belgeleri yırtar ve ihalenin iptal edildiğini söyler..
Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümünde öğrenci olan kızı Feray, bardaktan boşanırcasına yağmurun yağdığı bir akşam vakti okuldan çıkar.. Önünden geçen arabaların yağmur sularını üstüne sıçratması yetmediği gibi, belediye otobüsü de durağa gelmekte gecikmiştir. Babasının arabasının geldiğini görünce rahat bir nefes alır.. Sıkıntısı sona erecek, ıslanmak bir yana, soğuk kış günü üşümekten de kurtulacaktır. Otobüs durağına yanaşan araba yavaşlayarak durur ve arka camı usulca aşağı doğru açılır. Pencerede bir şemsiye görünür !.. Şemsiyeyi uzatan Samim Bey, “Al kızım,” diye seslenir, sonra da camı kapanan araba uzaklaşır duraktan..
Eve uzun bir süre sonra, sırılsıklam dönen Feray, masasına oturmuş yazdığı yeni ders kitabı için çalışmakta olan babasına dargın ve kızgın bir dille seslenir : “Baba, ne yaptın sen bu akşam ?”
“-Ne yaptım kızım ?”
“Yağmur altında ıslandığımı gördüğün hâlde beni arabana almadın..”
“-O araba benim değil ki kızım, devletin.. Benim olan şemsiyeydi ve yağmurdan korunman için onu sana verdim !”
(SUNAY AKIN)Not Defterimden
Birlik Cemi’nde Ayrı Düşmek
“Birlik Cemi’nde Ayrı Düşmek – Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri” 2’51” [10.08.2025] | @ismailenginhd
Tören yalnızca bir anma değil artık, Aleviliğin içinden geçen kırılmaların da birbirine seslendiği geniş bir sahne. Kimi “örgütçü” diyor birine, kimi “devletçi” diye karşı saf açıyor. Her kesim, ötekini asimilasyonla suçluyor. Ama hiç kimse aynı sofrada hakça oturmanın yolunu hatırlamıyor.
Etkinlikler, bugün gelinen aşamada Alevilerin siyasetle ilişkisini konuşmak için en doğru yer. Bunun için somut bir öneri: aktif siyasete girmiş, mebus ve bakan olmuş Pir Sultan Abdal Derneği eski Genel Başkanı ile mebus olan Alevi Kültür Dernekleri eski Başkanı ve Alevi Bektaşi Federasyonu eski Genel Sekreteri, kırmızı koltuklara davet edilmeli. Moderasyonu da yine güvenilir bir isim; Pir üstlenmeli. Siyasetteki iklim değişikliği ve ona uyum konu edinilmeli:
Serçeşme : Hafıza ve Kimlik” [09.08.2025] | @ismailenginhd
Canlar arasında “Serçeşme” olarak görülen Hacı Bektaş ve Tekkesi, esasen Alevi kolektif hafızasının merkezi. Günümüzde, Dersim’den gelen canlar; sazıyla, niyazıyla, “Hacı”dan “Hâce”ye, “Hâce”den “Hacı”ya… Hakikatçi yoldaşlarıyla, diaspora toplulukları Seyyidleriyle – Pirleriyle Serçeşme’ye sevdayla yönelmiş; bu bağlılık sadece nostaljik değil; geleceğe dair bir umut, bir inancın susarak konuşan susmayan nefesi, Canların Hacı Bektaş Veli’ye içten niyazı. Sadece geçmişe özlem değil, yarına dair umut taşıyan toplumsal ve inançsal bir diriliş.
Modern zamanlarda Aleviler için, devlet tarafından desteklenen ve kamuya açık hale gelen etkinlikler, Aleviliğin kamusal görünürlüğü açısından da son derece önemli günlerdir. Bu süreçte önce dernek aracılığıyla, ardından ise bir kamu kurumu olan belediye üzerinden Aleviler ile devlet arasında dernekten belediyeye belediyeden devlete bir geçirgenlik alanı oluştu. Devletin ilgili bakanlıkları da bu sürece hafıza, ivme, dinamizm kazandırdı:
HACI BEKTAŞ’IN KUCAĞINA EŞEK VEYA SIPA RESMİ YERLEŞTİRİRLERSE
Kamber Özcivan
VURDUM DUYMAZ TOPLUM SİZE SESLENİYORUM: İLERİDE HACI BEKTAŞ’IN KUCAĞINA EŞEK VEYA SIPA RESMİ YERLEŞTİRİRLERSE BEN ŞAŞMAM, SİZ DE ZATEN ÖNEMSEMEZSİNİZ.
Biliyorum; bunlar sizin için önemsiz şeyler ama ben yine tekrarlayacağım. Aslı, Dergâhın Meydanevi’nde kimin ne zaman yaptığı belli olmayan bu resim, belki de buradan geçip giden bir ressama, dervişlerin tarifi üzerine yüzyıllar önce yaptırılmış.

Dikkat! İki hayvanı barış içinde tutmak zor. Hayvanlardan geyik erkek, aslan dişi. Erkek geyik Türk tarihinde önemli bir totem. O resimde herşeyin bir anlamı var. O, dişi geyik de, ceylan da değil. İBB’nin yaptırdığı resimdeki gibi keçi ve oğlak ise hiç değil. Hacı Bektaş’ın kucağına istediğinizi koyamazsınız. Daha önce de Kültürsüz Bakanlığımız, Hacı Bektaş’ın kucağındakilerin ikisini de alarak kucağını bom boş bırakmıştı. Hacı Bektaş Veli kimsenin maskarası olamaz. Onun Tarihi önemini ve büyüklüğünü, Aleviler de Sünniler de daha göremiyor.

Tüm bunların sebebi CHP’nin aleyhine başkalarının değirmenine su taşıyıp da buğdayını CHP nin değirmeninde un yapar gibi CHP’li belediyelere haksız ve liyakatsız kişileri yerleştiren ve bu toplumun liderleri geçinenler, sizin AKP lilerden farkınız ne?
İBB’nin Hacı Bektaş Veli romanını kaç kez paylaştım yetkili ve etkililerden tık yok. Başkan geçinenler! Hadi biraz kibar yazıyım; “siz soğan başı mısınız?”
Ana Kapı ile ilgili defalarca paylaşımda bulundum. Kültür Bakanlığına gidip Hacı Bektaş Dergâhı’nın nüfus cüzdanını çıkartmak için çaba harcamadılar.

Hasbahçe denen türbenin arkasındaki 60 yıldır berbat durumda olan bahçeyi yıllardır dile getirdim. Kültür Bakanlığı, bir haftadır koca bahçe dururken türbenin duvarının dibini oyup akıllarınca havuz falan yapıyor ama inanın Hacıbektaş’ta kimsenin haberi yok.
İBB, Üsküdar’daki Mimar Sinan anıtının yanındaki bilgilendirme levhasında bulunan yanlışı dilekçe vermeme rağmen aylardır düzeltmemiş. Mimar Sinan, kendi yaşamını anlattığı kitabında, “Yetiştim Hacbektaş Ocağında (Yeniçeri Ocağında)” diyor; Enderun’da demiyor.
Kültürsüz Bakanlığımızin iki yıldır benim kopya olarak yaptığım resme kuyruk takarak kullanmış. Fıkra gibi öyle değil mi? Telif hakkından, izin almadan haberleri yok. Kimin neden haberi var bu ülkede…
Kamber Özcivan
Ne yazık ki inancımız, inanmıyanların elinde savrulup duruyor. Değerli Kamber Cana teşekkür ederim. Yoldaki inanç değerlerin elde oyuncak olduğu birçok konu gibi iyi bir yere değinmiş, umarım duyarsızlara duyar olur. İnanç değerlerimiz bu yola inanan bilim adamlarından, ocakzadelerden, dedebabalardan oluşan bir kurum tarafından kontrol altına alınmalı ve korunmalıdır. Daha Hace mi diyeceğiz, Hacı mı diyeceğiz onu bile birleyemedik. Deyişlerimiz daha da vahim, önüne gelen kafiye uysun, zamana uysun diye kendi kafasına göre değiştirip değiştirip okuyor, para kazanıyor. En basit Mecnunum Leylamı gördüm deyişi Aşık Kul Veli’ye ait ve Hamdullah Efendiyi kast ederek dile getirdiği bu deyiş Ali İzzet e ait gibi söylenmiş. Yani neresinden tutsak elimizde kalıyor. Umarım bir gün yolda birleşiriz. Yol bir sürek binbir diyerek herkes kendi kafasına tüzüğüne aşiretine göre bir alevilik savunmaz. Aleviyol
Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri
📢 Duyuru
- Ulusal – 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nin programı ayyınlandı
Etkinlikler, 16-17-18 Ağustos 2025 tarihlerinde Hacıbektaş’ta gerçekleştirilecek. Üç gün boyunca paneller, konserler, sergiler, semah gösterileri ve birçok kültürel etkinlik gerçekleştirilecek.
📍 Yer: Hacıbektaş
📅 Tarih: 16-17-18 Ağustos 2025
Hacıbektaş’ta, dostluk ve muhabbetin sofrasında tüm canlarla buluşmayı bekliyoruz.



Çalıyor ama çalışıyor, her türlü yol yapıyor
Bunca yoksul insan bırakılmış aç,
Az çalan hapiste, uz çalan serbest.
Komşu komşusunun külüne muhtaç
Köz çalan hapiste, gaz çalan serbest…

İşsizin dizinde kalmamış takat,
Kurumlar yıprandı, sökmez liyakat.
Az çok yine aklım eriyor fakat
Saz çalan hapiste, tez çalan serbest…
Birisi gencecik, birisi koca
Genci sahne kapmış, diğeri loca
Birisi müzisyen, birisi Hoca;
Caz çalan hapiste, cüz çalan serbest…
Yazarını söyler yazılan şiir,
Başka ne söylenir şiire dair?
Birisi kumarbaz, birisi şair;
Koz çalan hapiste, söz çalan serbest…
Anasından doğmuş görmemiş okul,
Allah’ı bilirken kula olmuş kul.
Böylesi durumu gel de gör makul;
Bez çalan hapiste, kız çalan serbest.
Biri bir sofralık, birisi adak
Birisi siyahtır, bir diğeri ak
Biri iki ayak, biri dört ayak;
Kaz çalan hapiste, yoz çalan serbest.
Tetikçi toplanmış, hepsi paralı
Ne günler yaşanmış ak’lı, karalı.
Müteahhit kaçmış, işçi yaralı;
Buz çalan hapiste, büz çalan serbest…
Nasıl adalettir; her şeyi tezat…
Vatan pazarlanır, hem haraç mezat.
Bindebir’im derdim artıyor kat kat
Tuz çalan hapiste, muz çalan serbest…
07.02.2017
Ozan Bindebir
Açıklamalar: TDK Sözlük (Şiirdeki anlamı)
Uz: İşe yatkın, becerikli, mahir
Liyakat: Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu, değim
Tez: Üniversitelerde öğrencilerin veya öğretim üyelerinin hazırlayıp bazen bir sınav kurulu önünde savundukları bilimsel eser
Loca: Tiyatro, sinema vb. eğlence yerlerinde veya parlamento salonlarında özel bölme
Cüz: Kur’an’ın bölünmüş olduğu otuz parçadan her biri
Yoz: Kısır davar sürüsü
Tezat: Karşıtlık, karşıt olma, zıtlık, çelişki, kontrast, antagonizma
Mezat: Açık artırma ile satış














