KARANLIKTA KAR YAĞIYOR,
SEN MADRİD KAPISINDASIN
Türk şiirinin en büyük isimlerinden Nazım Hikmet, İspanya’yı hiç görmedi. Ama İspanya İç Savaşı onun kalbinde derin bir iz bıraktı. 1930’ların sonunda Avrupa’yı saran karanlık, faşizmin yükselişi ve Madrid’in direnişi, Nazım’ın şiirlerinde güçlü bir yankı buldu.
Bu yankının en etkileyici örneklerinden biri “Karanlıkta Kar Yağıyor” şiiriydi.
“Karanlıkta kar yağıyor,
Sen Madrid kapısındasın.
Karşında en güzel şeylerimizi
Ümidi, hasreti, hürriyeti
Ve çocukları öldüren bir ordu.
Kar yağıyor.
Ve belki bu akşam
Islak ayakların üşüyordur.
Kar yağıyor,
Ve ben şimdi düşünürken seni
Şurana bir kurşun saplanabilir
Ve artık bir daha
Ne kar, ne rüzgar, ne gece…”
Nazım Hikmet için Madrid bir şehirden fazlasıydı.
Madrid, o yıllarda dünyanın dört bir yanından gelen gönüllülerin toplandığı bir direniş sembolüydü. Faşizme karşı savaşan Cumhuriyetçi güçler, Avrupa’nın ve dünyanın vicdanını temsil ediyordu.
Şair, Avrupa’nın karanlığa sürüklendiği o günleri böyle bir atmosferle anlattı.
“Ben ne senin yanına gelebilir,
Ne sana bir kasa kurşun,
Bir sandık taze yumurta,
Bir çift yün çorap gönderebilirim.
Halbuki biliyorum,
Bu soğuk karlı havalarda
İki çıplak çocuk gibi üşümektedir
Madrid kapısını bekleyen ıslak ayakların.
Biliyorum,
Ne kadar büyük, ne kadar güzel şey varsa,
İnsanoğulları daha ne kadar büyük
Ne kadar güzel şey yaratacaklarsa,
Yani o korkunç hasreti, daüssılası içimin
Güzel gözlerindedir
Madrid kapısındaki nöbetçimin.
Ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam
Onu sevmekten başka bir şey yapamam.”

Bu dizeler, hem fiziksel bir geceyi hem de dönemin siyasi karanlığını anlatıyordu.. Madrid kapılarında bekleyen insanlar özgürlüğün savunucularıydı.
İspanya İç Savaşı sırasında dünyanın dört bir yanından gelen gönüllüler Uluslararası Tugaylar içinde savaşmıştı. Amerikalılar, Fransızlar, İtalyanlar, Almanlar ve az sayıda da olsa Türk gönüllüler.
Nazım Hikmet bu mücadeleyi uluslararası bir kardeşlik olarak görüyordu. Onun şiirinde Madrid insanlığın ortak cephesiydi.
Nazım’ın İspanya’ya yazdığı şiirlerin merkezinde üç büyük tema vardı.
Faşizme karşı direniş,
Uluslararası dayanışma,
Özgürlük için verilen evrensel mücadele.
Bu yüzden Nazım’ın Madrid üzerine yazdıkları sadece bir savaşın anlatımı değildi; aynı zamanda insanlığın karanlığa karşı verdiği mücadeleyi simgeliyordu.
Yıllar geçti.
Bugün.
Amerika ve İsrail’in İran’a saldırması ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in ABD’in tüm tehditlerine rağmen “Savaşa hayır!” demesi Türkiye ile İspanya halkları arasında bir sempatiye neden oldu.
Bu sempatiyi anlamak için bazen siyasetten daha derine bakmak gerekir. Çünkü iki ülke arasındaki bağ sadece diplomatik ilişkilerden değil, tarihin ve edebiyatın kurduğu görünmez bağlardan da beslenir.
Madrid kapılarında bekleyen o hayali nöbet,
Nazım Hikmet’in dizelerindeki gibi iki halkın yüreğinde hâlâ sürüyor.
“Savaşa Hayır
Sedat Kaya

