Bir çatışma anı. Silahlar, sert bakışlar, karanlık bir dil.. Ama fonda, yüzyıllardır mazlumun sesi olmuş bir Alevi deyişi.
Bu sahne ne ilkti, ne de son olacak gibi görünüyor.
Uzun zamandır televizyon dizilerinde ve dijital platformlarda benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz aslında, Mafya, çeteleşme, yasa dışı ilişkiler, şiddet ve güç gösterisi…
Ve arka planda Pir Sultan Abdal’dan, Hatayi’den, Nesimi’den, Kul Himmet’ten sözler.
Burada durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü bu mesele sadece bir müzik tercihi ya da estetik bir tercih meselesi değil bence, inanç kodlarının yerinden edilmesi, anlamının ters yüz edilmesi meselesi gibi duruyor.
Kerbela’da Hüseyin’in durduğu yer bellidir. O yer; gücün değil, hakkın yanıdır. Zorbalığın değil, adaletin yanıdır. Şiddetin değil, direncin ve ahlâkın yanıdır.
Pir Sultan Abdal’ın felsefesi de böyledir.
O, zalime karşı sözünü esirgememiştir ama hiçbir zaman zorbalığı yüceltmemiştir.
Ne Hüseyin’de ne Pir Sultan’da mafyalık vardır.
Onlarda zulme karşı duruş vardır;
ama bu duruş, başkasını ezerek değil, bedel ödemeyi göze alarak kurulmuştur.
Bugün ise diziller de Digital platformlar da bu sözler, bu deyişler, bu nefesler;
mafya romantizminin, “haklı şiddet” anlatılarının arka fonuna yerleştiriliyor.
Daha da düşündürücü olan şu;
Bu diziler özellikle gençler tarafından izleniyor. Alevi mahallelerinde büyüyen, kimliğini, yolunu yeni yeni arayan gençlerin; arabanın içinde son ses Alevi deyişi açıp, sosyal medyada elinde tespih ya da silahla poz vererek “sertlik” üretmesi de tesadüf değil gibi.
Bu bir algı üretimi gibi duruyor.
Ekran, sadece hikâye anlatmaz;
davranış biçimi üretir, rol modeli üretir, kimlik inşa eder.
Ve Alevilik, ekranda bir “sertlik estetiği”ne indirgenirken; gerçek hayatta Aleviliğin öğretisi görünmez hale geliyor, çarpıtılıyor.
Oysa Alevi inancı;
eline, beline, diline sahip olmayı öğretir.
Rızalıkla yaşamayı öğretir.
Kolay yoldan güçlenmeyi değil, emekle insan olmayı öğretir.
Bence bugün burada yapılması gereken şey bağırmak, yasaklamak ya da parmak sallamak olmamalı, ama bu gidişatı da doğru adlandırmak zorundayız.
Alevi deyişleri bir “ambiyans müziği” olmamalı, bir kültürün, bir inancın, bir direnişin taşıyıcısı onlar çünkü.
Bu deyişler;
çeteleşmenin, haraç düzeninin, silah estetiğinin süsü olmamalıdır.
Çünkü Hüseyin’in yolu,
adaletle yürünür.
Zorbalıkla değil.
Ve bu farkı anlatmak,
bugün en çok da gençlere karşı sorumluluğumuzdur.
Sessiz kalarak değil;
bağırarak değil;
aklı, vicdanı ve yolu hatırlatarak…
Eren Yıldırım
Bir çatışma anı. Silahlar, sert bakışlar, karanlık bir dil..
İLGİLİ YAZILAR

