Ana Sayfa Blog Sayfa 81

Aşk ile gelen erenler içer ağuyu nuş eder

0

Aşk ile gelen erenler içer ağuyu nuş eder
Taptuğa çıkmayan çaylar deniz ile savaş eder

Biz bu yoldan üşenmedik erenlerden usanmadık
Kimseyi yavuz sanmadık her ne eder kolmaş eder

Kolmaşa verdik sözünü söz ile döğdük yüzünü
Yaban canavarı gibi belinler ondan şeş eder

Bu sohbete gelmeyenler Hakk nefesi almayanlar
Sürün onu bundan gitsin durur ise çok iş eder

Cahildir manaden almaz oturur kararı gelmez
Öleceğini hiç bilmez yüz bin yıllık teşviş eder

Dağ ne kadar yüksek ise yol onun üstünden aşar
Yunus Emre’m yolsuzlara yol gösterir ve hoş eder

Bana medet senden olur efendim

0

Bana medet senden olur efendim
Aşılmaz dağların dost ardında kaldım
Eller dosta doğru çeker göçünü
Elsiz viranede çöllerde kaldım

Sana derim sana ey kaşı kare
Artıyor eksilmez dost sinemde yare
Bir aşinam yok ki halımı sora
Yalanlı dolanlı dillerde kaldım

Sabahtan sabahtan semah tutarım
Dosta kadar gider oy benim katarım
Baykuş gibi viranede öterim
Gel gör ne perişan hallerde kaldım

Pir Sultan Abdalım ben de gülmedim
Aradım derdime dost derman bulmadım
Yol nereden gelir gider bilmedim
Kesildi kervanım bellerde kaldım

Başım açık yalınayak yürüttün

0

Başım açık yalınayak yürüttün
Sen merhamet eyle lebbi balım yar
Yüreğimi ceviz gibi çürüttün
Senin aşkın büktü kaddi dalım yar

Çektirme cefalar yandırma nara
Yitirdim aklımı kaldım divane
Köşeyi vahdette koyma avare
Dar-ul aman cemallettin velim yar

Sıdkı yakma ömrüm kal-u kıl ile
Hazine aranmaz kuru fal ile
Yırtık gömlek ile eski şal ile
Daha böyle nasıl olur halim yar

Seher yeli nazlı yare

0

Seher yeli nazlı yare
Bildir beni bildir beni
Düşmüşem elden ayaktan
Kaldır beni kaldır beni
Beni beni beni kaldır
Kaldır beni kaldır beni beni dost

Ok vurup sinem dağlatma
Didemde nemi çağlatma
Gel yeter beni ağlatma
Güldür beni güldür beni
Beni beni beni güldür
Güldür beni güldür beni
Beni dost

Söyle güzeller şahına
Yüz süreyim dergahına
Zehir olam (olan) kadehine
Doldur beni doldur beni
Beni beni beni doldur
Doldur beni doldur beni
beni dost

Kul Ahmed’im gönül versem
Dalında (bağında) gülünü dersem
Senden başka (gayrı) yar seversem
Öldür beni öldür beni
Beni beni beni öldür
Öldür beni öldür beni
beni dost

ömür dediğin

0

Hayat bazen benzer yaralı kuşa
Yaptıkların gitmez belki de hoşa
Zaman elbet biter harcama boşa
Ne de çabuk geçer ömür dediğin

Dünyada sev, sevil gönül eyleme
Kimseye kırıcı kem söz söyleme
Kalıcı olmayı sakın yeğleme
Bir gün şerbet içer ömür dediğin

Sanma şu zenginlik her kapı açar
Öyle bir gün gelir olursun naçar
Sımsıkı tutsan da elinden kaçar
Bir kuş gibi uçar ömür dediğin

Hayat yaşadıkça döner bir kışa
Sonunda yazılır adın bir taşa
Dünya’da ne kadar yaşarsan yaşa
Gün gelir de göçer ömür dediğin

Ferhat GÜNAYDIN (Ferhadi)
Eğitimci Yazar / Halk Şairi – Giresun

selam olsun

0

Aşk badesin zemzem bilip
İçenlere selam olsun
Sırrı kadim yoldan gelip
Geçenlere selam olsun

Selam olsun dört bir yana
Rehberine, yola, hana
Aşk hırkasın tenden cana
Biçenlere selam olsun

Dolanarak bin yürekte
Filizlenip tek bir kökte
Kanatlanıp yerde, gökte
Uçanlara selam olsun

Vicdanını çekip dara
Kör nefsini yakıp nara
Sır kapısın can didara
Açanlara selam olsun

Talibine el vererek
Maşukunu pir bilerek
Gönüllerde gül dererek
Göçenlere selam olsun

Aşk lokması Hakk’tan deyi
Aşkla ölçüp her bir şeyi
Aşk yolunda Deruni’yi

şeçenlere selam olsun

Erenler aşkına içeriz demi

0

Erenler aşkına içeriz demi
O dolu bize Yezdan’dan kaldı
Ehl-i beyt denilen mukaddes gemi
Peygamber Habib-i zişandan kaldı

Hatice Fatıma pirler anası
Cenab-ıAali’der erenler hası
Canlara sunulan zehirin tası
Nesli pak imam-ı Hasan’dan kaldı

Kerbela çölünde çekmişiz acı
Kesildi masumlar soyuldu bacı
Çilenin hırkası şehitlik tacı
Kerbela’da ölen kurbandan kaldı

Zeynel Abidin’dir devam-ı haydar
Fakirin neslidir İmam-ı Cafer
Doğruluk madeni en güzel gevher
İmam Musa Kazım Rıza’dan kaldı

İmam Taki Naki gönlümün piri
Dergahı yönetir Hasan askeri
Sabırla beklemek yıllardan beri
Mehdi-i Sahib-i zamandan kaldı

Akburak Hasan’ım düvazım tamam
Dilimde hecedir on iki imam
Ele, bele, dile daim ihtimam
Hacı Bektaş Veli hünkardan kaldı.

Başlı sular daim alçağa akar

0

Başlı sular daim alçağa akar
Pervane kendini odlara yakar
Serçe kane ise aslına çeker
Bülbül olan gelir güle çevrilir

Eşinden ayrılan yaralı ördek
Öter dertli dertli göle çevrilir
Vefasız derdime olmadı ortak
Akar gözyaşlarım sele çevrilir

Yaralı bir ceylan dağlar başında
Uyur yavrusunu görür düşünde
Pervaneler gibi aşk ateşinde
Kerem yanar Aslı küle çevrilir

Perişan Güzelim ne yaman halim
Cevahir satarım bilmezler lalım
Cehalet şehrine uğradı yolum
Nadanlar anlamaz pula çevrilir

Pir Sultan Abdal’ım yatar hastadır
Elinde gülleri deste destedir
İnsanoğlu bir acayip nesnedir
Muhabbetle tatlı dile çevrilir

Camların arkasında gece ve kar

0

Camların arkasında gece ve karlar
Beyaz karanlıkta parlayan raylar
Umutsuz çaresiz sallanan eller
Kavuşulmamayı anlatıyorlar

Üçüncü mevkii bekleme salonu
Çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor
Gece ve kar yine pencerelerde
Acı türküsünü mırıldanıyor

Bir türkü söylüyorlardı içerde
Bu giden kardeşimin türküsüydü
Arkadaşlar bakmayın gözlerime
Bu milyonların gerçek öyküsüydü

Nazım Hikmet

Arif isen bir gün seni seslerler

0

Arif isen bir gün seni seslerler
bülbül deyü gülistanda beslerler
bir gün seni rehberinden isterler
kimin izni ile girdin yola sen

özün eğri ise yola zararsın
derdini yetişmiş dermân ararsın
maslâhatın nedir şârı sorarsın
sarraf olmayınca girme şâra sen

kapudan çıkınca köşe gözetme
için karartıp da dışın düzetme
şah hatâyî ötesini uzatma
mü’min isen bir ikrârda dura sen

Şah İsmail Hatayi

Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin

0

Ey erenler akıl fikir eyleyin
Dağlara da duman ne güzel uymuş
Yaradan Allah’a şükür eyleyin
Müminede iman iman ne güzel uymuş

Ezeli gamımdır kara bağlamak
Ciğerimi aşk oduna dağlamak
Yakub’unda işi gücü ağlamak
Yusuf’a da Kenan Kenan ne güzel uymuş

Kul Hüseynim yeşil giyer eğnine
Hiçbir hile getirmezdi göynüne
Kurdu kuşu bendeylemiş kendine
Mülke de Süleyman ne güzel uymuş

Hey erenler akıl fikir eyleyin
Dağlara da duman ne güzel uymuş
Yaradan Allah’a şükür eyleyin
Mümine de iman ne güzel uymuş

Daim geceleri dağlar başında
Hiçbir hile yoktur onun işinde
Alıp gezdirirdi çölün başında
Ali’ye de Selman ne güzel uymuş

Kul Hüsey’n’im yeşil giyer eynine
Hiçbir hile getirmedi göynüne
Kurdu kuşu lütfeylemiş kendine
Tabiata insan ne güzel uymuş

Karşıdan görünen hey dost ne güzel yayla

0
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Karşıdan görünen hey dost ne güzel yayla
Bir dem süremedim vallah giderim böyle
Ala gözlü pirim pirim sen himmet eyle
Ben de bu yayladan hey dost şaha giderim

Eğer göğerüben hey dost bostan olursam
Şu halkın diline hey dost destan olursam
Kara toprak senden senden üstün olursam
Ben de bu yayladan hey dost şaha giderim

Alınmış abdestim hey dost aldırırlarsa
Kılınmış namazım hey dost kıldırırlarsa
Sizde şah diyeni hey dost öldürürlerse
Ben de bu yayladan hey dost şaha giderim

Pir sultan abdal’ım hey dost dünya durulmaz
Gitti giden ömür ömür geri dönülmez
Gözlerimde şah yolundan ayrılmaz
Ben de bu yayladan hey dost şaha giderim

Gelin özümüze sitem edelim,

0

Gelin özümüze sitem edelim,
Hile ile huda ile hal olmaz.
Hakkın divanına nice gidelim,
Hak katında yalan söze yer olmaz.

Yine gerçeklerden açtık kapıyı,
Bir pirin önünde kıldık tapıyı.
Arı birlik ile yapar yapıyı,
Birlik ile bitmeyende bal olmaz.

Erenler gafletten kalktı uyandı,
Gerçeklerin hünerine boyandı.
Bu yolun içine girdi de kandı,
Gaziler bu yolda hiç vebal olmaz.

Ali kulu olan Hak’tan utana,
Var pazarlık eyle cevher satana.
Bu yolun içinde riya tutana,
Sürün gitsin dört kapıda yer olmaz.

Pir Sultan’ım eydür: Kalbimiz nurdur,
Müminler gözlüdür, münafık kördür.
Erenlerin yolu kadimdir birdir,
Her tepenin başında bir yol olmaz.

Pir Sultan Abdal

Bize de Banaz’da Pir Sultan derler

0

Bize de Banaz’da Pir Sultan derler
bizi de kem kişi bellemesinler
paşa adamına tembih eylesin
kolum çekip, elim bağlamasınlar

Hüseyin gazi sultan binsin atına
dayanılmaz feleğin çarkı zatına
benden selam söylen ev külfetine
çıkıp ele karşı ağlamasınlar

ela gözlüm zülfün kelep eylesim
dönsün mah yüzüne nikab eylesin
Ali baba hak’tan dilek dilesin
bizi dar dibinde eylemesinler

Ali baba eğer söze uyarsa
emir Hüda’nındır beyler duyarsa
ela gözlü yavrularım duyarsa
alı çözüp kara bağlamasınlar

Pir Sultan Abdal’ım coşkun akarım
akar akar şah yoluna bakarım
pirim aldım seyrangaha çıkarım
daha beyler bizi dinlemesinler

0

Kurtuluş Savaşı kazanılmıştır,Cumhuriyet ilan edilir ve tarihler 1925’e geldiğinde Mustafa Kemal, Bulgaristan’daki arkadaşı Şakir Bey’i Türkiye’ye davet eder ve “Gel burada silah fabrikası kur” der…

Kabul eder Şakir Bey ve atlar Türkiye’ye gelir… Kendisine Haliç’in kıyısında bir yer gösterilir…

Neresi orası biliyor musunuz?
Şu anda Sütlüce’deki Miniatürk’ün bulunduğu alan…

Cumhuriyet tarihinin ilk özel sektör silah fabrikasını Haliç’te kurar Şakir Bey…
Artık ordumuzun cephanesi millidir.
2 bin kişinin çalıştığı fabrikada kısa sürede
Türk Hava Kuvvetleri’nin 100, 300, 500 ve bin kg’lık bombalarını üretmeye başlar.

Bir yandan hava kuvvetlerinin bombalarını üretirken,diğer yandan Türk Deniz Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan cephanelerini de üretmeye başlar.
Hatta ilk denizaltı bombaları da burada üretilir.
Yine kara kuvvetleri için cephane, el bombası, işaret ve aydınlatma fişekleri, kara mayınları gibi bir çok mühimmat Türk mühendis ve teknisyenleri tarafından bu fabrikada üretilerek ordumuzun ihtiyacı karşılanır.

Hatta fabrika Yunanistan, Bulgaristan, Polonya ve Mısır gibi ülkelere ihracat da yapmaya başlar.

1922’de İzmir’de denize döktüğümüz
Yunanistan’a 1.5 milyon liralık bomba ihracatı yapmamız dünyada büyük yankı uyandırır…

“Atatürk’le Bulgaristan’da geçen günler, hayatımın en unutulmaz müstesna günleri olarak hatıralarım arasında yaşayacaktır. Anadolu’yu ikinci bir Ergenekon yapan,bu şanlı Bozkurt’la bazen sabahlara kadar vatanımızın mesut ve ışıklı günlere kavuşması için hazırladığı plânlar üzerinde görüşür, tartışırdık” diyen Şakir Bey,fabrikasında mazotla çalışan beş beygirlik ilk Türk motorunu da yapmayı başarır…

Ancak en yakın dostu Atatürk’ün vefatı ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika ile yapılan silah anlaşmaları,

Şakir Zümre için sonun başlangıcı olur…

Artık Amerika,İkinci Dünya Savaşı’nın elde kalan külüstür silahlarını yükleyip götürmek yerine Marshall Planı doğrultusunda dağıtmaktadır…

Kendi silahını üreten Türkiye’ye,
“Biz size silah veririz, siz bunlarla uğraşmayın” denilerek silah sanayimize ve geleceğimize ilk darbeyi vururlar…

Yunanistan, Polonya, Mısır gibi ülkeler de Amerika korkusundan artık Türkiye’den silah almazlar…

Artık dışa bağımlı hale gelinmiştir ve Şakir Zümre’den silah alımını durdurmuştur…

Hal böyle olunca Şakir Zümre’nin büyük emekle Türkiye’ye kazandırdığı silah fabrikası yavaş yavaş paslanmaya başlamıştır…

Zaman içinde Şakir Zümre bitmiş;ülke savunma sanayii yavaş yavaş Amerika’nın güdümüne girmiştir…

Şakir Zümre için zor günler başlamıştır artık…

İşçinin maaşını ödeyemez duruma gelmiştir…

Silah, cephane üretimi tamamen durmuştur…

Çaresizlik içinde çırpınan Şakir Zümre, içi kan ağlayarak da olsa koca silah, cephane fabrikasını soba fabrikasına çevirir…

Bugün 50’li yaşların hatırladığı meşhur Şakir Zümre sobalarını üretmeye başlar…

Vatan Caddesi’ndeher 30 Ağustos’ta düzenlenen resmi geçitlerde Şakir Zümre’nin ürettiği bombalar, silahlar boy gösterirken,1950’deki törenlerde içimizi burkan bir olay gerçekleşir…

Şakir Zümre, sobaları yükler bir kamyonete ve Vatan Caddesi’nde gösteriyi izleyen devlet erkânına adeta bir tokat atar;

“Bizi Amerika’ya muhtaç ettiniz… Türk ordusunun yerli ve milli silahını elinden alıp Amerika’nın kucağına oturdunuz” diye haykırarak…

Silahı Amerika’dan alan hükümet, güya Şakir Zümre’nin gönlünü almak ister..

Hani İş Bankası’nın meşhur bir kumbarası Şakir Zümre’nin cephane fabrikasında yaptırılır…

Şakir Zümre 1966’da bu fani hayata veda ederken Türkiye’nin ilk kara, hava ve deniz bombaları üreten fabrikası da 1970’de kapısına kilit vurur…

Sayın Prof.Dr Gürayten Özyurt paylaşımından