Ana Sayfa Blog Sayfa 41

Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası

0

Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası
Kurtardı vatanı düşmanımızdan
Canını bu yolda eyledi feda
Biz dahi geçelim öz canımızdan

Sinesini hedef etti düşmana
Ölmüşken vatanı getirdi cana
Çekti kılıcını çıktı meydana
Gören ibret aldı meydanımızdan

Çekildi sancaklar dayanmaz canlar
Şarktan garba gitti Türk’teki şanlar
O kadar paşalar o zabitanlar
Ayrılmadı asla sağ yanımızdan

Dumlupınar Sandıklı’nın cephesi
Dağları yıkıyor topların sesi
Kahraman askerin hücum etmesi
Cihan sele gitti al kanımızdan

Kaçırdık düşmanı bulunmaz izi
Bir hücumda geçti öte denizi
Siyanet ettiler askerimizi
Vatan memnun kaldı zabitanımızdan

Şeyh Sait de yüzün tuttu isyana
Milletini hor baktırdı vatana
Fakir fukarayı boyadı kana
Öyle şeyhler çoktur külhanımızdan

Çağırdım Şeyh Said sağır mı diye
Başında sarığı değir mi diye
Tarttılar şeyhleri ağır mı diye
Haberin doğrulttun urganımızdan

Şeriatı düşündüler şerciler
Birtakım millete fesat verdiler
Her biri bir yerde hep geberdiler
Onlar kurtulmadı toplarımızdan

Aklı başınd’olan düşünür bunu
Şeriatçı oldu tüketen onu
Dağda belde fukaraya soygunu
Veren onlar idi vatanımızdan

Menemen mes(e) lesi geldi meydana
Orda birkaçları uydu şeytana
Mehdi diye kendi kendin urgana
Taktı kurtulmadı darlarımızdan

Gazi Paşa Haziretli bir kişi
Ne kadar cesaret tuttu bu işi
Sarmıştı vatanı düşman ateşi
Esirgedi bizi ziyanımızdan

İddiacı Türkiye’nin insanı
Çalışmakla kazandık biz vatanı
Aç kurt gibi parçaladık düşmanı
Şecaat görünce aslanımızdan

Kurtardık vatanı bu belalardan
Tiren hattı küşat ettik her yerden
Terrakk’etti mektebimiz hep birden
Teşekkür kazandık müşranımızdan

Hükümet de milletini kayırdı
Bir af etti hapisleri koyverdi
Adaletle tebligatlar duyurdu
Çok şeref kazandık bayramımızdan

Türkiye’yi adalette yaşattı
Dağları deldirdi demir döşetti
Millete bir altın kemer kuşattı
Haşa nankör olman devranımızdan

Aşık Veysel bunu böyle söyledim
Benden de yadigar bu kalsın dedim
Sözlerim yalan mı dinle efendim
Kürrei arz doldu hep şanımızdan

Aşık Veysel Şatıroğlu

Bab-ı ihsanından mürüvvet eyle

0

Bab-ı ihsanından mürüvvet eyle
Karıştırma her bir eşyaya beni
Bakma isyanıma merhamet eyle
Ulaştır menzil-i âlâ’ya beni

“Kün” buyurdun her eşyayı yetirdin
Mevcudatı kemaline getirdin
Yaptın arş-ı kürs’ü kendin oturdun
Düşürdün tükenmez kavgaya beni

Dertli’ye tükenmez nice dert verdin
Ne çekmeye sabır, ne gayret verdin
Ne saltanat verdin, ne devlet verdin
Ya niçin getirdin dünyaya beni?

(Aşık Dertli)

Benim meskenim dağlardır dağlar…..

0
JPEGmini

Başım dağ,saçlarım kardır
Deli rüzgarlarım vardır
Ovalar bana çok dardır
Benim meskenim dağlardır dağlar…………..

Şehirler bana bir tuzak
İnsan sohbetleri yasak
Uzak olun benden uzak
Benim meskenim dağlardır dağlar….
Kalbime benzer taşları

Heybetli öter kuşları
Göğe yakındır başları
Benim meskenim dağlardır dağlar….

Yarimi ellere verin
Sevdamı yellere verin
Yelleri bana gönderin
Benim meskenim dağlardır dağlar…..

Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa
Benim meskenim dağlardır dağlar…..

Sabahattin Ali

TÜRKÇÜ ELÇİBEY’E KİM İHANET ETTİ.?

0

Aradığımız soru şu:
FETÖ, Türkiye’de mi Azerbaycan’da mı daha güçlü?
Azerbaycan Cumhurbaşkanı seçilen Ebulfez Elçibey, ilk yurt dışı seyahatini, 24-27 Haziran 1992 tarihleri arasında Türkiye’ye yaptı. Hayranı olduğu Atatürk’ün mezarını ziyaret etti ve Anıtkabir şeref defterine şunu yazdı:
“Gayrı söylenecek başka söz kalmadı. En güzelini sen söyledin; Ne Mutlu Türk’üm Diyene…
Senin askerin Ebulfez Elçibey/ Azerbaycan Cumhurbaşkanı”
TBMM’de konuşma yapan Elçibey, Azerbaycan’ın Mustafa Kemal Paşa’nın çizgisinde olacağını söyledi. Başbakan Süleyman Demirel’le görüşme yaptı; bazı yardım talepleri oldu; alamadı.
Elçibey, 30-31 Ekim 1992’de yine Türkiye’ye geldi; Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’ne katıldıktan sonra Başbakan Demirel’le görüşme yaptı. Ve yine…
Para istedi, Ankara vermedi.


Silah istedi, Ankara vermedi.
Elçibey, son olarak, “hiç olmazsa bir helikopter verin de, cephedeki ölü ve yaralılarımızı taşıyalım” dedi. Onu bile vermediler!
Demirel nedense Elçibey’e karşıydı!
Ankara’yı soğutan Bakü merkezine Şah İsmail’in heykelinin dikilmesi miydi? Elçibey İrancı mıydı? Hayır. Atatürk’ün heykelinin dikilmesi çalışmalarını da başlatmıştı. Keza…
Kiril alfabesi yerine Latin harflerine geçilmişti.
Türkçe konuşma -yazma zorunluluğuna geçilmişti.
Tüm bunlara rağmen Ankara, Elçibey’den ısrarla uzak durmayı tercih ediyordu.
Öyle ki…
Ankara isteseydi; Azerbaycan petrol-doğalgaz tesisleri Türkiye’nin desteğiyle yeniden çalışmaya başlar; çıkartılan petrol ve doğalgaz hızlı şekilde dünya pazarlarına ulaştırılırdı. Ama… Ankara isteksizdi; Elçibey’e soğuktu!
BP (İngiltere), Amoco (ABD), Pennzoil (ABD), Unocal (ABD), Exxon (ABD), McDermott (ABD), İtochu (Japon) Türk cumhuriyetlerini adeta istilâ ediyordu; ve gözleri petrol zengini Azerbaycan’da idi!
Elçibey tam bağımsızlık için direniyordu…
Albaylar isyanı
ELÇİBEY DİRENİYORDU AMA….
Türkiye; -Azerbaycan topraklarını işgal eden- Ermenistan’a elektrik hatları çekip elektrik verdi; Alican sınır kapısını açıp Ermenistan’a her türlü malın rahatça girmesini sağladı; Türkiye-Ermenistan hava koridorunu açtı ve en sonunda Ermenistan’ı tanıdı!
Elçibey direniyordu ama…
Demirel’in onayıyla Alpaslan Türkeş, Yahudi işadamı Jak Kamhi ile Azeri petrolünün Ermenistan üzerinden taşınması için lobi yapmaya başladı! (Alparslan Türkeş, yanında götürdüğü oğlu Tuğrul’la birlikte 13 Mart 1993 tarihinde Paris’te Ermeni lider Petrosyan ile bile görüştü.)
ELÇİBEY DİRENİYORDU AMA….
CIA, “Ilımlı İslam” senteziyle Ortaasya’ya Cemaat faaliyetleriyle sızmaya başlamıştı.
“Mustafa Kemal’in Askeri” Elçibey yapayalnızdı.
Büyük Oyun sahnedeydi; hedef Elçibey’in kellesiydi!
– Ermeniler tekrar saldırıya geçti…
– Azeri Komutan Albay Suret Hüseyinov darbe için isyan bayrağı açtı…
– Azerbaycan’da Fars kökenli Talişler, Albay Alikram Hummatov liderliğinde ayaklandı.
Elçibey, Demirel’den yardım istedi.
Demirel’in cevabı kısa oldu: “Nahçıvan’dan Aliyev’i çağır. Onu Millî Meclis Başkanı yaparsan, o olayı çözer!”
Çaresiz Elçibey, Haydar Aliyev’i Bakü’ye davet etti.
Elçibey “büyük oyunu” anlayamadı.
Hele Cemaat’i hiç tanımıyordu.
FETÖ bu işlerin neresindeydi?
Petrolcülerin darbesi
Azerbaycan’da doğru dürüst gazete yoktu. Savaştan perişan olmuş halk, kapısının önüne bedava getirilen Zaman gazetesinden öğreniyordu ne olup bittiğini!
Zaman gazetesi, manipülasyonla halkı Aliyev lehine bir araya getirdi. Sonuçta…
Özel bir uçakla, 9 Haziran 1993’te Bakü’ye gelen “büyük kurtarıcı” Haydar Aliyev’i, Zaman gazetesinin organize ettiği gruplar coşkuyla karşıladı!..
Aliyev Milli Meclis Başkanı yapıldı.
Ve hemen Suret Hüseyinov ile anlaşarak Cumhurbaşkanı Elçibey’e darbe yaptı.
Ülke ikiye bölündü; bir kısmı
Elçibey’in hâlâ cumhurbaşkanı olduğunu söylüyordu.
Zaman gazetesi yine devreye girdi; Aliyev taraftarlarıyla röportajlar yaparak, Elçibey aleyhine konuşan kim varsa manşete taşıdı.
Ardından…
Haydar Aliyev cumhurbaşkanı; ve darbeci Albay Suret Hüseyinov başbakan oldu!
Aliyev’in yaptığı ilk icraat; Elçibey döneminde petrol ve doğalgazla ilgili yapılan anlaşmaların tümünü, 26 Haziran 1993 tarihinde, iptal etmek oldu!
Ardından Aliyev, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR’ın ikinci başkanlığına, (Yahudi asıllı eşi Zarife Aliyeva’dan doğan) oğlu İlham Aliyev’i getirdi. (Ne tesadüf; Ermenistan lideri Petrosyan’ın eşi de Yahudi’ydi! Savaşan iki ülkenin arasını bulmak isteyenler de Yahudi işadamlarıydı!)
Sonuçta… Azeri petrolü paylaşıldı: SOCAR (Azerbaycan) yüzde 20, BP (İngiltere) 17.12, Amoco (ABD) 17.01, Lukoil (Rusya) 10, Pennzoil (ABD) 9.82, Unocal (ABD) 9.52, Statoil (Norveç) 8.56, Mc Dermont (İskoçya) 2.45, Ramco (İskoçya) 2.08, TPAO (Türkiye)
“Asrın anlaşması” adı verilen bu ilk sözleşmeden sonra ardı ardına 29 ticari anlaşma daha imzalandı.
Yıllar sonra… İngiltere’nin etkili gazetelerinden Sunday Times, şu haberi yayınladı: “Azerbaycan’da 1993’teki Cumhurbaşkanı Elçibey’in devrildiği darbenin arkasında İngiliz petrol şirketi BP ve ABD petrol şirketi Amoco vardı.” (26.3.2000)
İngiliz gazete FETÖ’nün bu darbedeki rolünü atlamıştı! Örneğin şunu bilmiyor olamazlardı:
Cumhurbaşkanı Elçibey, İngilizce eğitim vereceği için Cemaat’in Azerbaycan’da okul açmasına izin vermedi. Aliyev ise cumhurbaşkanı olunca Cemaat, Azerbaycan’ın her ilinde okullar, dershaneler açtı!
Bu okullardan mezun olanlar bugün Azerbaycan’da ne yapıyor?.
Evet… Aliyev tarafından “devlet madalyası” ile ödüllendirilen FETÖ, bu ülkede bugün ne kadar güçlü?..
Soner Yalçın.

Gözü kaldı

0

Dediler de vatan millet uğruna
Çöktüler tüm ovasına dağına
Doymadılar dünyanın malına
Biçare garibanın gözü kaldı.

Emredin getirelim hemen hay hay
Simuti, ejder meyvesi, altın çay
Sofralarında yok yok, vay anam vay
Biçare garibanın gözü kaldı.

Üç yüz, beş yüz arabalı konvoylar
Orda burda yazlık kışlık saraylar
İtibardan diye caka satarlar
Biçare garibanın gözü kaldı.

Çalanlar hep Allah için çalıyor
Yalan büyükse iyi göz boyuyor
Çok şükür dünya bizi kıskanıyor
Biçare garibanın gözü kaldı.

Emekli, işci, onca çalışanı
Fasulye, kabak, soğan, patlıcanı
Hep görür de alamaz, çeker canı
Biçare garibanın gözü kaldı.

Olsa da bir davar, adı bahtiyar
Sorgusuz sualsiz şeyhine tapar
Şeyhi çalışmaz da yan gelir yatar
Biçare garibanın gözü kaldı.

Para, pul, altın, hal halı, hızmayı
Al da gitsin başındaki yazmayı
Doğrulanın vur beline kazmayı
Biçare garibanın gözü kaldı.

Gelecek elbet teranenin sonu
De Sadık bozar mı zor bu oyunu
Hep bekler umudun yolunu
Biçare garibanın gözü kaldı.

Sadık Uygur (20 . 10 . 2025)

Örgüt Mekanizmasında Şiddet Dr. İsmail Engin

0

“Örgüt Mekanizmasında Şiddet” [20.10.2025] | @ismailenginhd

– kurumda mobbing, örgütte şiddet –

Örgüt içi şiddet, münferit bir sapma ya da bireysel taşkınlıktan ziyade; örgütün kendisini yeniden üretme stratejisinin parçası; çoğu zaman doğrudan uygulanmıyor; anonimleştirilmiş aktörler aracılığıyla “gerekçelendirilmiş tebliğ” biçiminde sahneleniyor.

Fail, genellikle tanınmayan, daha önce örgüt içi ilişkilerde pek ortaya çıkmayan, uyguladığı sözlü veya fiziksel şiddeti “ideolojik görev” şeklinde sunan bir figür oluyor.

Olayın tanıkları çok sayıdadır; lakin tanıklık kolektif bilinçdışına terk ediliyor; görülen – duyulan şiddet, örgüt söylemi içinde yaşanmamış kabul ediliyor.

Denetim şeklinden farklı olarak, “topluca görmezden gelme” biçiminde “kontrol stratejisi” işliyor. Dillendirilmeyen “açık sır” rejimi kuruluyor :

Makbul Hafıza Dr. İsmail Engin

0

“Makbul Hafıza” 2’57” [19.10.2025] | @ismailenginhd

Her örgütlenme tarihi, aynı zamanda bir tasfiye tarihidir. “Örgütsel hafıza” genellikle, tasfiye edilenlerin unutturulması, ötekileştirilmesi; tasfiye edenlerinse yüceltilmesi ve kutsanması üzerine inşa ediliyor. Seçicidir. Ve çoğu zaman, bize “sunulan” bu hafızaya biat ve itaat ön koşul. Eleştiriye, sorgulamaya yer bırakmıyor :

“Aleviler, İbadet Dilleri, Dr. İsmail Engin

0

“Aleviler, İbadet Dilleri, Xızır’ın Dili ve Seçilmişlik, Asimilasyona Farklı Bir Bakış” 8’28” [27.09.2025] | @ismailenginhd

M. Kemal ATATÜRK ‘ÜN İngiliz ve Fransız Donanmasını İzmir’ den kovuşu..

0

Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu.

Zengin bir sofra hazırlandığı halde, ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı.

Ertesi sabah, erkenden uyandık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik.

Vali, İngiliz konsolosuyla konuşuyordu.
Biz gelince, ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal Paşa’yı tanıştırdı.

Konsolos iyi Türkçe biliyordu. Paşa, Vali’ye sordu:

-Konu nedir?
Vali anlattı:
-Sayın Konsolos, İngiliz tebası vatandaşlarla Rum ve Ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişeleniyorlar. Kendilerine herkesin güven altında olduğunu bildirdim

Mustafa Kemâl Paşa, Konsolosun Türkçe bildiğini biliyordu. Buna rağmen kendisine Vali’yi muhatap aldı:

-Ee, peki daha ne istiyormuş.
Bu soruya Konsolos Türkçe cevap verdi:
-Tebamız için Hükümetinizden yazılı teminat istiyorum.

Mustafa Kemâl Paşa:
-Ne yani, Yunanlılar zamanında siz, tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz?

Konsolos kasılarak:
-Evet, dedi. Yunanlılar buradayken tebamızı daha emniyette görüyorduk.

-O halde buyurun tebanız ile birlikte Yunanistan’a gidin efendim.

Konsolos:
-Yani majestelerinin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?

Mustafa Kemâl Paşa:
-Siz kiminle. neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz?

Ben, Millet Meclisinin Başkanı ve Türk Orduları Başkumandanıyım. Savaş açmaya da barış yapmaya da tam yetkiliyim.

Peki siz kimsiniz? Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmelerini yapmaya yetkili misiniz?
Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim.

Yoksa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz dışarıya, efendim!

Konsolos, Mustafa Kemâl Paşa’nın son sözü üzerine sapsarı kesildi ve tek kelime söylemeden kapıdan çıktı, gitti.

Mustafa Kemâl Paşa, adamın arkasından Vali’ye döndü:

-Bunlara yüz vermeyin Vali bey! Bir donanma önünde pısacak, bir blöf karşısında yelkenleri suya indirecek bir devletçik sanıyorlar bizi.

Küstahlık derecesine bakın, Barut kokan bir odada adamın sorduğu şeye bak! Savaş halinde değiliz sanki. Bana savaş mı açıyorsunuz, diye soruyor!

Birkaç saat sonra, İngiliz donanma kumandanı Hükümet konağının kapısından girerek, Mustafa Kemâl Paşa’nın odasına yöneldi.

Nazik fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref kendisine ne istediğini sordu.

-Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa ile görüşmek istiyorum.
Birlikte odaya girdiler, kapı kapandı.

Amiral:
-Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki başarınızın rastlantıya borçlu olmadığınızı kanıtladınız.

Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum, diyerek övgüler yağdırmaya başladı.

Paşa, bıkkın bir sesle:
-Bunları geçin Amiral. Çok işimiz var. Asıl konuya gelin… dedi.

Amiral bu tavır karşısında bocalıyarak konuya girdi:
-İzmir’de tebamız ve sizin azınlıklarınız. Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir. Güvende midirler?

Paşa :
-Hiç kuşkunuz olmasın Amiral, tebanız ve azınlıklar Hükümetimizin koruması altındadır.
Suç işlemeyenler, kendilerini güvende sayabilirler.

-Peki suç işleyenler?

Paşa:
-Suç işleyenler sayın Amiral, muhtemelen ülkenizde olduğu gibi adaletin huzuruna çıkarılır. Suçlu olanlar cezalarını çeker.

-Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumlar, şımarıklık yapmış ola-bilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığıyla yüz yüzedir.

Ermenileri biliyorsunuz büyük bir toplumu göçe zorlandı ve önemli bölümü hayatlarını kaybetti.

Bu ruh haliyle Yunan ordusu ile işbirliği yapmış bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler.

Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır, bağışlanması, hoş görülmesi gerekir.

Eğer bu kişiler halkın husumetine bırakılırsa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır.

Son cümleye kadar amirali sakince dinleyen Mustafa Kemâl Paşa “dünyanın koparacağı gürültü” ile tehdit edilince amiralin sözünü kesti:

-Üstünlük pozunuzu derhal bir yana koyunuz. Tehdit etmekten de vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerin kıyamet koparıp koparmayacağını düşünmem bile. Bunlar memleketin dahili işleri ve de sizin bu işlere karışmanıza müsaade etmem.

Majestelerinin devleti bizim azınlıklarla uğraşmaktan vazgeçsin.. Kim ki bize saygı beslemez, bizden de saygı beklemeye hakkı olmaz.

Amiralin yüzü bembeyaz oldu.
-İngiliz Hükümetinin tebasını her yerde koruma hakkı devletler hukuku teminatı altındadır.

Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik.
Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz.

Paşa:
-Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen cesetlerini herhalde görmüş olmalısınız. Ordumuz asayişi sağlamıştır. İzmir limanını donanmanıza kapatıyorum.

İsterseniz tebanızı gemilerinize doldurabilirsiniz. Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum.

Sert sözler karşısında amiral ne yapacağını şaşırdı:
-İngiltere’ye savaş mı açıyorsunuz?

Paşa:
Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr antlaşmasının halen yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırtıp attık.

Karşımda serbestçe oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz. Fakat, nezaketimizi kötüye kullanmanıza müsaade etmem. Şu anda hukuken “barış antlaşması yapmamış iki devletiz.

Savaş hukuku halen yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size tekrar ve son defa ihtar ediyorum.

Bir balmumu heykeline döndü Amiral. Sert adımlarla girdiği Mustafa Kemâl Paşa’nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçüldü ve sonunda kekeleyerek:
“Affedersiniz”,dedi. Yerlere kadar eğilerek geri geri gidip dışarı çıktı.

İngiliz ve Fransızlar kendi uyruklarını gemilere bindirmeye başladılar. Birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler.

Salih Bozok.

Zordur be usta

0

Herkes adamlıktan dem vurur amma
Adam olmak biraz zordur be USTA
At sevenler taya gem vurur amma
Atlı jokeyimiz kördür be USTA

Sana danışırım ey aklı salim
Ben söylersem hemen keserler dilim
Gün be gün artıyor işkence zulüm
Gör’ki dört yanımız şerdir be USTA

Ben adamım diyenlerden geçilmez
Her adamın elinden su içilmez
Koyun seçer gibi adam seçilmez
İpin ucun biraz gerdir be USTA

Siyasete fakir giren var çıkar
Ak denilen çamaşırlar kir çıkar
Hep mi böyle seçtiğimiz şer çıkar
Yanar yüreğimiz kordur be USTA

Her gün biraz daha erir adalet
Mazlumlar yüzüne çerir adalet
Eğer paran varsa yürür adalet
Yargıda yanlışlık vardır be USTA

Biz arayı açtık muhteşem beyle
Nasihat tan bıktık sabah ve öğle
Sözün varsa bana usül’den söyle
Aramızda kalsın sırdır be USTA

YADİGAR’IM bitmez yol koşa koşa
Odun ve kömürsüz gireriz kışa
MEHTİYİM diyen var haşa ve haşa
Durdur şu dünyayı durdur beUSTA
Ozan garip YADİGAR 2021

Neden?

0
  1. Neden Osmanlı’da Müslüman Türkler fakir, gayrimüslimler zengindir? Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: “Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlı’yı, Ermeniler, biz (Yunanlılar) ve diğer devşirmeler yönetiyordu.”
  2. Neden Anadolu’daki Türkler İstanbul’a (o zamanki adıyla Konstantinopolis) gitmek için bulunduğu şehrin eşrafından, ağasından, beyinden, borcu olmadığına ve geri döneceğine dair iki kefilli muhtesip vizesi istenirken, bu vize Yunandan, Ermeniden, Yahudiden ve diğer gayrimüslimlerden istenmezdi?
  3. Neden Boğaz’ın iki yakasındaki yalılarda, köşklerde, Marmara Denizi’nin çevresindeki yalılarda, köşklerde bir tane Müslüman Türk yaşamıyordu?
  4. Neden Osmanlı Bankası dahil 12 bankanın sahipleri Yunan, Ermeni vb. iken Türkler bankada işçi olarak bile çalışamıyordu? Duruma istisnai bir tepki olarak Mithat Paşa Ziraat Bankası‘nı (Memleket Sandıkları) kurmuş, sonra da Mithat Paşa Taif’e (Arabistan’da) sürgün edilip zindanda boğdurulmuştu!
  5. Neden Anadolu’da doktor, eczacı, hatta köy bakkalları bile Yunan veya Ermeniydi?
  6. Neden Türkler 10 yıl, hatta 15 yıl askerlik yaparken, Osmanlı vatandaşı Yunan ve Ermeniler askerlikten muaf tutulmuştu? Bu durumun ticaret, sanat ve her türlü faaliyetten Türklerin dışlanmasına yol açtığı bilindiği halde sürdürülmüştür!?
  7. Neden Osmanlı’da Tanzimat aydınları, “Bu alfabe bizi cahil bıraktı, Latin alfabesine geçelim,” diye İlbasan kongreleri düzenliyorlardı?

Zaten tapu daireleri, telgraf ve saraydaki bazı yazışmalar ve mektuplar Latin alfabesiyle yapılıyor, örneğin 1795 tarihinde Hatice Sultan’ın mimar sevgilisine yazdığı mektup Latin alfabesiyledir. Durum böyle iken, Anadolu’daki Türkmen-Oğuzlara, Müslüman Türklere neden Arap ve Fars harfli uyduruk Osmanlıca dayatılmıştır?

Osmanlı’da en az 80 yıl boyunca Osmanlı alfabesinden kurtulma çalışmaları yapılmış iken, neden alfabe bir gecede değişti yalanını yaydılar? Doğrusu, bu süreç 90 yıl + 1 gecedir.
https://www.altayli.net/osmanlida-alfabe-tartismalari.html

Bir Amerikalı gazeteci Atatürk’e der ki: “Neden milletin alfabesini değiştirip cahil bıraktınız?”
Bilge Atatürk de cevaben der ki: “Ben 10 bin kişinin alfabesini değiştirdim ama uygun alfabe ile halkıma okuma yazma öğrettim.” (Bkz. Murat Bardakçı, Alfabe Olayı https://x.com/Saka_larr/status/1716134067215663389?t=UmlKgHT91iwAsAsz_YRIHA&s=19 ).

  1. Neden Cumhuriyet idaresi “Bulgarlara Osmanlı Arşivi’ni sattı” yalanını yayarlarken, AKP döneminde Milli Kütüphane’nin içinde çok kıymetli el yazması eserlerin de bulunduğu 147 ton tarihi eseri Hurdasan’a kilosu 50 kuruştan sattıklarını söylemiyorlar?

Kaldı ki, Bulgaristan’a Yunan, Arnavut, Karaman, Memlûk veya Makedon arşivini vermediler, kendi arşivini verdiler. Onlar da bunu çöpe atmadılar, bilakis güzelce tasnif edip Türkçe dahil 8 dile çevirdiler ve dünyaya açtılar.

  1. Neden Cumhuriyet idaresinin camileri yıktığı ve Kur’an’ı yasakladığı yalanını yayarken, sözde Halife Padişah Sultan Vahdettin’in Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’ni parayla gayrimüslimlere satıp, İstanbul’un göbeğine Papa heykeli diktiğini söylemiyor, yazmıyorlar?

Papa 15. Benoit’in heykeli 1921’de Harbiye’deki St. Esprit Kilisesi’nin bahçesine dikilmiştir. O dönemin parasıyla 6.980 liraya mal olan heykel için Halife Padişah Sultan Vahdettin de 500 Osmanlı Lirasıyla sponsor olup destek verdi. Heykel İtalyan heykeltıraş Quattrini tarafından yapıldı.

Yine Bilge Atatürk’ün, Sultan Vahdettin’in sattığı bu camiyi Yunanlardan satın alıp tadilat yaptırarak cami olarak ibadete açtığını niye yazamıyorlar?

Hatta savaşta tahrip edilen diğer 138 camiyi de tamir edip ibadete açtığını neden yazmıyorlar?

Yine Niğde, Aksaray gibi pek çok yerde kiliseleri de camiye çevirdiğini yazamıyorlar!?

  1. Sonuç: Yemen’den Fizan’a bitmek bilmeyen savaşlarda ömür tüketen, kırılıp yok edilen Anadolu’daki Türk kimin umurundaydı? Hiç Yemen Ağıtı dinlediniz mi? Dinleyin lütfen… (1) Yemen Türküsü – Sümeyra Cakir ve Ruhi Su – YouTube

Sizce bu sorularıma dürüstçe, eğip bükmeden cevap verecek bir tarihçi çıkar mı?

Bahtiyar Aydın
Eski Çağ Tarihi Uzmanı

Ahd u ikrâr ile güzel sultana

0

Ahd u ikrâr ile güzel sultana
Dönmemek üzere söz vermek gerek.
Bu güzel sultanın toz toprağına
Razı u niyaz edip yüz sürmek gerek.

Her kim bağlanırsa bu güzel Şah’a
İman etmiş olur yüce Allah’a
Belki ecel fırsat vermez bir daha
Maksuda murada tez ermek gerek.

Velayet sözünü hak kabul edip
Ayrı düşenleri yok kabul edip
Sultanın lütfunu çok kabul edip
Kendi çabamızı az görmek gerek.

Velayet Aytan

Kalu belâ, dem-i bezm-i elestte

0

Kalu belâ, dem-i bezm-i elestte
İkrâr verip Ol Huda’ya bağlandık.
Beli dedik Nübüvvete o demde
Resulallah Mustafa’ya bağlandık.

Sözümüz hâl bilen arif kâmile
Sâdık kaldık verdiğimiz kavile
İman edip, gönül verdik aşk ile
Biz Aliyyel Murteza’ya bağlandık.

İmam Hasan bizim güzel şahımız
İmam Hüseyn Hakk’a giden rahımız
Muharremde arşa çıkar ahımız
Gönlümüzle Kerbelaya bağlandık.

İkrâr verip yola girdik gireli
Bir cemâlde Haķkı gördük göreli
Velayet’e gönül verdik vereli
Bir beladan bin belaya bağlandık.

Velayet Aytan

Bu Günler Ahmet Taner Kışlalı Günleri

0

Bu Günler Ahmet Taner Kışlalı Günleri
Emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı olduğu için 21 Ekim 1999 günü evinin önünde katledilen ağabeyim, dostum, yoldaşım Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı anıyoruz. Huzur içinde uyusun, ruhu şad olsun.


Emperyalizme Sesleniş

Sen bizi bilmezsin, öğrenmek gerek,
Mustafa Kemal’in yolundayız biz.
Sözü sakınmadan diyeyim direk,
Sana yar olanın solundayız biz.
*
Bülent’in yasağı deldiğini bil,
Kıbrıs’a hak için geldiğini bil.
Emperyalist hükmü sildiğini bil,
Zulme karşı isyan halindeyiz biz.
*
Zalimler vurdukça mazlum uyandı,
Onlar vatan için başı koyandı.
Aksoy Mumcu Üçok kana boyandı,
Sinlerinde açan gülündeyiz biz.
*
Kemalist Kışlalı savaşım eri,
Mustafa Kemal’in aydın askeri.
Atatürk oğludur, kalplerde yeri,
Yirmi Bir Ekim’de kolundayız biz.
*
Denizleri bilir Altıncı Filo,
Size öğretmişti yürek kaç kilo.
Bağımsızlık için haykıran dil o,
Eğilmez baş, açık alındayız biz.
*
Mahirdir bilesin kızanlarımız,
Ulaştırır sana yazanlarımız.
Namımızı söyler ozanlarımız,
İhsani, Mahzuni dilindeyiz biz.
*
Devrimci olanlar Aslandır İnan,
Dersini almıştır dokunmaz sanan.
Ziya vermek için yanmıştır yanan,
Anka kuşlarının külündeyiz biz.
*
Türk sanma yanında gördüklerini,
Yırtarız onlarla ördüklerini.
Başına çalarız verdiklerini,
Sanma Gülen gibi elindeyiz biz.
*
Bağımsızlık için antlar içeriz,
Esaret yerine ölüm seçeriz.
Kurduğun bentleri yıkar geçeriz,
Özgürlük coşkusu selindeyiz biz.
*
Bilesin Kemalist zulme asidir,
İplemez Coni’yi kimin nesidir.
Bu mektup Nevzatın gerçek sesidir,
Atatürk resimli pulundayız biz.


Halk Ozanı Karamanlı Nevzat Dağlı

Gönül havalanıp gel çekme ceza

0

Gönül havalanıp gel çekme ceza
Gökte uçan kılavuzsuz kuş olmaz
Kazaya razı ol belaya sabır
Kişinin başına gelmez hal olmaz
Halına şükreyle sen sana bakın

Halına şükreyle sen sana bakın
Sen seni yukarı tutmaktan sakın
Akıllı ol ismin divana takın
Divanalar sırrı her giz farş olmaz
Kötülük edene sen iyilik eyle

Kötülük edene sen iyilik eyle
Arif ol herkesin halını dinle
Özün hakka indir engini boyla
Engin yerde bahar olur kış olmaz

Hak söze bak kimden gelirse haktır
Sözünü bilmeyen hey dost haktan ıraktır
Ben müminim diyen canlar cihanda çoktur
Nişansız müminin sözü guş olmaz
Her yere uzatma Noksani elin

Her yere uzatma Noksani elin
Hâlinden bilmeze canım bildirme hâlin
Haramisi çok olursa bir belin
Yol uğratmaz ziyan kârı hoş olmaz