Çarşamba, Mart 25, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 137

Sen benim canımsın gözümün nuru

0

Sen benim canımsın gözümün nuru
Ben sana sarıldım Pirim Pir Sultan
Gönüller Sultanı düskünler Piri
Yandım da kavruldum Pirim Pir Sultan

Halkını savundun haklı dil ile
Bazen diken ile bazen gül ile
Banaz Yaylasından esen yel ile
Estim de savruldum Pirim Pir Sultan

Adını sesledim sehirden köye
Yüzünü benzettim günese aya
Ben senin türkünü çagırdım diye
Ezilip sürüldüm Pirim Pir Sultan

Mihnetiyim ayrılmadım yolumdan
Örnek aldım deyisinden dilinden
Ben senin askından senin elinden
Öldüm de dirildim Pirim Pir Sultan

Söz: Asık Mihneti

Tokat Yöresinde Damada kuşak kuşatma

0

Kuşak Kuşatma

Muhammede Selavat
Allah Hayırlı Mübarek eyleye 3 defa
Bu yol kimden kaldı
Muhammed Mustafa dan kaldı
Mürüvvet kimden kaldı
Mürüvvet Ali den kaldı
Kuşak kuşatmak kimden kaldı
Ol Hacı Bektaş Veliden kaldı
Kuşatalım uğura, uğurumuz hayıra Hünkar Oğlu ruhuna
Hünkar devletine her vakit sahibine Muhammede salavat
Gelen geçti,
konan göçtü
Ya Bu donu kim biçti
İdris peygamber biçti
Abı Hayatı kim içti
Hızır Aleyisselam içti
Uçmak kapısını kim açtı
Cömertler açtı
Cömertler ruhuna
Hünkar devletine her vakit sahibine
muhammede selavat
Kim karışır yaradanın işine
Mevlam uzun ömür versin
bu genç yaşına
Bugün devlet kuşu kondu başına
Başı devletli yiğitler ruhuna
hünkar devletine her vakit sahibine muhammede selavat
Her dem kaldırmazdı secdeden yüzünü
Hakka teslim etmiş idi özünü
Kim dokudu diye sorarsanız bezini
Şit peygamber dokudu bezini
Şit peygamber ruhuna
Hünkar devletine her vakit sahibine muhammede selavat

Azmile bir borç eyledim canların tüccarına

0

Azmile bir borç eyledim canların tüccarına
Faizi erdi ödedim faizi cananımış
Erem dedim eremedim Adem’in esrarına
Hali Hak’tan ayrı kişi dil bilen hayvanımış

Ben derdim ki sitem çekmek boş ömüre delildir
Meğer sitem çekmek er kişiye delili buhranmış
Bilmezdim ki şu dünyada her şey lütfü celildir
Her nereye nazar kıldım mevcudu sübhanımış



Ben güler dururdum neden çölün mecnunlarına

Dad-ı leyla için çöller tahtı süleymanimiş

Erem dedim eremedim ademin esrarına
Kendini okuyan kişi bir Ümmül Kur’an’ımış

Ey Mahzuni kan kalesin yık da tarümar eyle

Tahammül bir zülfükardır kullanan merdanımış
Eğer goncayı seversen durma ahuzar eyle

Goncayı gonca eyliyen bülbül-ü efganımış

O duvar o duvarınız

0

DUVAR

  • İzmir’den Akdeniz’e dökülen ve yakında
    Bombay’dan Hint denizine dökülecek olan
    emperyalizmin şarkı saran duvarı hakkında
    yazılmıştır. –

Karataştan çerçeveye gömülen,
güneşi parça parça bölen
demir parmaklık…
Dayadım
alnımı
demir parmaklığa;
parmaklık alnıma
gömüldü.
Kemikli geniş alnımı parça parça böldü..
Alnım:
parmaklığa dayalı
Yüzüm:
kana boyalı.
bu kan benim kanım.
eşyayı bu kanlı perdeden görüyor gözüm.

Kara taştan çerçeveye gömülen
güneşi parça parça bölen
demir par-mak-lık

Orda;
o duvarda ,
o duvarın dibinde
bizimkilerin bağlandı kolları.
O duvarı
bizim için yaptılar…
O duvar
darağaçlarının sabunlu ipi
gibi
parlıyor.

O duvar;
o duvarda keskinliği var
taze kanlı etleri parçalayan
yosunlu, ıslak
dişlerin…

O duvar;
gözleri afyon dumanlı keşişlerin
bellerindeki kara kuşak gibi sarılmış
kürenin gırtlağına!…

O duvarın ilk temel taşı,
emperyalizmin ilk adımından geliyor.
O duvarın dibinde
bizimkilerin
Eyfeller gibi kemikleri yükseliyor.

O duvarın bir ucu:
tahta sapanlı sarı Çin’de
öbür ucu:
çelikleri elektrikli New-York’un içinde.
Her bankada hisse senetleri var
onun.

O duvar
Lortlar kamarasında Lord Gürzon’un
noktaları imparator armalı bir nutku gibi geçiyor.
Eyfel’in tepesinden avlarını seçiyor,
dayanarak Hindenburg’un altın çivili
heykeline
topluyor Berlin sokaklarını eline.

O duvarın taşlarına sürterek dilini
kara gömlekli Musulini
bekliyor nöbet.
İtalya’nın çizmesi
yüzüyor kanda!!
O duvar
ikinci bir Balkan gibi yükseliyor Balkan’da!

O duvar.
O duvar, o duvar.
O duvarın dibinde
bizimkiler kurşunlanıyor!..

O duvar
kadar
uzun bir destanı var,
o duvarın dibindeki her karış yerin.
O duvarın dibinde ölenlerin
koparıyorlar erkekliklerini,
gençlik aşısı yapmak için
milyonerlerin
kibrit çöpünden frengili iskeletlerine!

Milyonerler
gömülüp orospuların etlerine
bir radyo-konser gibi dinliyorlar:
o duvarın dibinde verilen
kurşun sesiyle yere serilen
idam emirlerini…

O duvar,
o duvarın dibinde seferberlik var
1914’den daha büyük,
daha mel’un
bir seferberlik.

Karanlıklar
güneş altında nasıl kaçarsa bir deliğe,
koşuyor emperyalistler
bu seferberliğe:
Britanya dretotlarının cemiyet akvamı,
beyaz eldivenleri barut kokan diplomat.
çürümüş insan eti müstahsili
emperyalist Jeneral,
II inci Enternasyonal;
zehirli çiçeklerini toplamak için
“din”in
toprağını gübreleyen, kazan,
eserlerini banknotlara yazan
filozof
permanganatın âşıkı şair
ölüm şuaı satan kimyager,
hepsi seferber,
seferber
o duvarın bayrağı altında…

O duvar.
o duvar, o duvar..
O duvarın dibinde
bizimkiler kurşunlanıyorlar…

Cevap

O duvar
o duvarınız,
vız gelir bize vız!…
Bizim kuvvetimizdeki hız,
ne bir din adamının dumanlı vaadinden,
ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır.
O yalnız
tarihin o durdurulmaz akışındandır.

Bize karşı koyanlar,
karşı koymuş demektir.
Maddede hareketin,
yürüyen cemiyetin
ezeli kanunlarına.
Sükûn yok, hareket var
bugün yarına çıkar
yarın bugünü yıkar
ve bu durmadan akar
akar
akar.

Biz bugünün kahramanı,
yarının
münadisiyiz.
Bu durmadan akan,
yıkıp yapan
akışın
çizgilenmiş sesiyiz.

Biz,
adımlarını tarihin akışına uyduran
temelleri çöken emperyalizme vuran,
yarını kuran
larız.

O duvar
o duvarınız
vız gelir bize vız!…

1925

Nâzım Hikmet Ran
 ( 1902 – 1963

Adem babamızdır Havva anamız

0

Adem babamızdır Havva anamız
Allah bir Muhammet Ali’den beri
Topraktan kuruldu bizim binamız
Allah bir Muhammet Ali’den beri
Hünkar Hacı Bektaş Veli’den beri

Kendi cesedini kendisi yudu
Okudu Kuranı tabuta koydu
Devenin önünde çekti sır oldu
Allah bir Muhammet Ali’den beri
Hünkar Hacı Bektaş Veli’den beri

Altında Düldülü çıkan bülbülü
Elinde Zülfikar müminin gülü
Kadir kimler demiş Ali’ye ölü
Allah bir Muhammet Ali’den beri
Hünkar Hacı Bektaş Veli’den beri

1492 den beri Terörizmle Savaş

0

Önce bir gemiyle geldiler. Misafirlerimizdi, onları sahilde hediyelerle karşıladık. Silahsızdık. Çünkü hiç ihtiyacımız olmadı. Kardeştik, severdik, paylaşırdık. Silahı onlar tanıttı. Tutarken yanlışlıkla elimizi kestik, kanımız aktı. Evlerimize buyur ettik. Yedirdik, içirdik, yatırdık, hizmet ettik. Topraklarımızı, dağlarımızı, sularımızı, ovalarımızı gezdirdik. Sevindiler. Sevindik!

Renkleri ne kadar beyazdı. Sonra gittiler. Memnun ederek uğurladık dostlarımızı.

Bir gün, tam sabah gün doğarken, ak tenli dostlarımız çok, çok olarak geldiler. Beklemiyorduk; çok erken gelmişlerdi. Demek sevmişlerdi bizi, toprağımızı, göğümüzü… Sevindik. Çoktular, silahlıydılar; üstelik silahlar ellerini de kesmiyordu. Ayakları karaya bastı ve sonra hiç olmayacak olan oldu. Şaşırmıştık. Acaba ne yapmıştık da beyaz dostlarımız bizi öldürüyordu.

Evet, beyaz adam, bu sefer gülen yüzlerimizi ağlatmaya, varlığımızı yağmalamaya, gençlerimizi köle yapmaya, karılarımıza tecavüz etmeye gelmişti! Şaşırdık! Neden?

Biz özgür göğün, geniş toprağın, mağrur dağların insanları barış, sevgi, dostluk bilirdik. Savaşı beyaz adam öğretti. Hiç hak etmedik öldürülmeyi, savaşı, köleliği…

Erkeklerimizi öldürdüler, çocuklarımızı diri diri ateşte yaktılar. Toprağımızı yağmaladılar. Karılarımıza, kızlarımıza tecavüz ettiler. Köle diye yurtlarına götürüldük. Sattılar bizi.

Tanrı’ya inanmamızı söylüyordu, elinde incil, siyah cüppeli, beyaz tenli papaz. Reisimiz sordu: ‘Tanrı size bunları yapmanızı mı söylüyor? Cennet dediğiniz yere sizler mi gireceksiniz? Öyleyse ben sizin olmadığınız yeri, cehennemi seçiyorum. Eğer bizleri değil de, sizleri, zulmünüzü onaylıyorsa tanrınız, böyle bir tanrıya inanmaktansa, inanmamayı yeğlerim!’

Hiç bitmedi beyaz adamın gelişi. Onlar geldikçe biz bittik; biz bittikçe onlar geldi.

Beyaz adamın yaptıklarını anlatacak kelime bulamıyorum. Bizim böyle kelimelerimiz yok; senin yaptıklarını en iyi anlatacak yine sensin, senin kelimelerin. Kara yüreğin, beyaz tenin gibi olabilirse bir gün, anlatırsın yaptıklarını!

TOSAHWI

İletişim

0

E-Mail: sosyalmedya@aleviyol.de

Facebook:https://www.facebook.com/Aleviyol/

Amaçlarımız

0

Alevilik Kültür ve İnanç Arşivi

Alevilik inancını ve kültürünü merak eden herkes için dünyanın en kapsamlı Alevi arşivini oluşturmayı amaçlıyoruz. Bu arşiv, yalnızca bir bilgi kaynağı değil; aynı zamanda tarih, kültür, ve inanç yoluyla insanları bir araya getiren bir köprü olacak.

Arşivimizde aşağıdaki başlıklar altında zengin bir içerik sunacağız:

  • Tarihsel Belgeler: Alevilik tarihini ve toplumsal gelişim sürecini anlamaya yönelik el yazmaları, belgeler ve nadir bulunan kaynaklar.
  • Ritüeller: Alevi inanç ritüellerinin derin anlamını ve uygulamalarını tanıtan ayrıntılı açıklamalar ve video kayıtları.
  • Müzik: Alevi kültürünün ayrılmaz bir parçası olan deyişler, nefesler ve diğer müzik eserleri.
  • Şiirler: Alevilikte önemli bir yere sahip olan şiirler, Alevi ozanlarının eserleri ve bu eserlerin Alevilikteki yeri.
  • Önemli Figürlerin Biyografileri: Alevilikte iz bırakmış düşünürler, ozanlar, dedeler ve diğer önemli şahsiyetlerin yaşam öyküleri.

Bu arşiv, Alevilik ile ilgili bilgi sahibi olmak isteyen herkese açık bir kaynak olarak hizmet verecek. Geçmişi geleceğe taşımak, bilgiye erişimi kolaylaştırmak ve Alevi kültürüne dair bilinç oluşturmak en temel amacımızdır. Gelin, bu eşsiz bilgi birikimini birlikte büyütelim ve paylaşalım.

İsmail Engin

0

Yayın İlkelerimiz

0

Aleviyol

Yayın İlkelerimiz

  1. Alevi İnanç ve Değerlerine Saygı Yayınlarımızda Alevilik inancının temel değerlerine ve ritüellerine saygı gösteririz. Aleviliğin hoşgörü, eşitlik, adalet ve sevgiye dayalı öğretilerini yansıtmaya özen gösteririz.
    Herhangi bir ayrımcılığa, nefret söylemine ve inanç özgürlüğünü kısıtlayıcı yaklaşımlara karşı dururuz.
    Alevi toplumunun sorunlarına ve güncel ihtiyaçlarına yönelik bilinçlendirme ve doğru bilgilendirme sorumluluğunu üstleniriz.
  2. Laiklik ve Atatürk İlke ve İnkılaplarına Bağlılık Yayınlarımızda laiklik ilkesine ve Atatürk’ün mirasına bağlı bir duruş sergileriz. Atatürk ilke ve inkılaplarının ışığında bağımsız, özgür düşünceyi ve akılcılığı savunuruz.
    Laiklik çerçevesinde tüm inançlara ve düşünce özgürlüğüne saygı gösteririz, her türlü ayrımcılığa ve ötekileştirmeye karşı çıkarız.
  3. Toplumsal Dayanışma ve Barış Yayınlarımızın odağında toplumsal dayanışma, barış, bir arada yaşama kültürü ve karşılıklı saygı vardır.
    Farklı kültür ve inançlara sahip bireyleri ve toplulukları birleştirici, barışçıl bir üslupla temsil etmeye özen gösteririz.
  4. Özgün ve Güvenilir Bilgi Sunumu Yayınlarımızda doğru, tarafsız ve güvenilir bilgi sunmaya özen gösteririz. Gerçekleri çarpıtmadan, objektif bir dille bilgilendirici içerikler hazırlarız.
    Herhangi bir yanlılığa, önyargıya veya yalan habere yer vermeyiz; güvenilir ve doğrulanabilir kaynaklardan besleniriz.
  5. Hoşgörü, Eşitlik ve Adalet Yayınlarımızda toplumdaki her bireye, inanç grubuna ve kültüre karşı hoşgörülü ve adil bir tavır sergileriz.
    Eşitlik ilkesine bağlı kalır, ötekileştirici söylemlerden kaçınırız.
  6. Eğitim ve Bilinçlendirme Alevilik hakkında toplumu bilgilendirici, eğitici ve bilinçlendirici içerikler üretiriz. Aleviliğin tarihini, kültürünü ve temel öğretilerini doğru şekilde aktarmayı amaçlarız.
    Atatürk’ün eğitim ve aydınlanma mirasını yaşatmaya yönelik çalışmalara yer veririz.
  7. Çevreye ve Doğaya Saygı Doğaya ve çevreye saygılı, sürdürülebilir bir yaşamı teşvik eden içerikler üretiriz. Aleviliğin doğayla uyum içindeki yaşam felsefesini dikkate alarak doğa dostu bir yayıncılık anlayışını benimsiyoruz.
  8. Gençlerin ve Kadınların Desteklenmesi Gençleri ve kadınları destekleyici, güçlendirici içeriklere yer veririz. Alevilikte kadın-erkek eşitliğine önem veren bir perspektifi yayınlarımızda yansıtırız.

Bunları unutursan Atatürk ölür

0

Altay dağlarından Anadoluya
Bir destan yazıldı havaya suya
Boyun eğilmedi ağaya beye
Bunları unutursan Atatürk ölür

Farkını kapattı aç ile tokun
Hesabı soruldu var ile yokun
Manası ne idi o altı okun
Birini kurutursan Atatürk ölür

Alimi aydını yabana sürüp
Gerçeği yalanın içine dürüp
Bu cahil topluma fetvalar verip
Yalanla avutursan Atatürk ölür

Elinden bırakırsan namusu arı
Yoklukla kurulan fabrikaları
Kan ile alınan bu toprakları
Haine dağıtırsan Atatürk ölür

Başka bir kültüre olmayın köle
Saygı duymalısın lisana dile
Türkçeyi bırakıp Arapça ile
Nesili eğitirsen Atatürk ölür

Osmanlı artığı bir sefaleti
Tarihe gömülen o cehaleti
Saltanat denilen kör hilafeti
Yeniden diriltirsen Atatürk ölür

Zemheri eyleme bahar yazını
Şairin şiirini ozan sazını
Bu çağdaş milletin keskin ağzını
Din ile köreltirsen Atatürk ölür

Hatipoğlu derki gerçeği bilin
Cehalet dilini zihinden silin
Güneşli günlere koşan nesilin
Ufkunu daraltırsan Atatürk ölür

Hor görmeyin beni, meyhane ehliyim

0

Hor görmeyin beni, meyhane ehliyim
Bâde nuş eylerim, peymane ehliyim.

Meclis-i riyâya davet etme beni
Ben bende değilim, mestane ehliyim.

Yanarsam, Hak için yanarım gam değil
Ateşten korkum yok, pervane ehliyim.

Sözü söyleyin siz, gov gıybet ehline
Bana bir remz yeter, nişane ehliyim.

İşim olmaz benim sarayla köşk ile
Hâzine ararım virane ehliyim.

İkrârım Velayet ezelden ebede
Batıla, inkâra bigane ehliyim.

Velayet Aytan

Şeyh Ede Balı ya da Şeyh Edebali,

0

Şeyh Ede Balı ya da Şeyh Edebali, Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu, Horasan erenlerinden baba İlyas’ın müridi, Nevşehirli Hacı Bektaş Veli ile Kırşehirli Ahi Evren’in muasırı, ahi teşkilatının dönem reisi, Otman Gazi’nin kayınpederidir.

Türk kültürünü ve Türkçe’yi korumak için ve Anadolu in­sanını kendi gelenek ve görenekleri doğrultusunda ve yeni tasavvuf felsefesi eğitiminden geçirmeyi ilke edinmiş pirlerden birisi olarak ta­nınır.

Şeyh Edebali sadece yeni filizlenen Osmanlı Beyliğinin ve çevresinin değil, başşehri Konya olan Anadolu Selçuklu Sultanlarının da hürmet ettiği bir derviştir. Selçuklu Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu bir dönemde büyük umarlar harcayarak, Türk toplumunu bir ulus bilinciyle toparlamak ve onları bir devlet çatısı altında tutmayı başarmak için Osmanlı Beyliği’­nin hem kurulmasında yer almış, hem de bu yeni oluşumun sorumlulu­ğunu üstlenmiş, danışmanlığını yapmıştır.

Ede Balı ismi saf Türkçe bir isimdir ve Ede ekmeği-nimeti getiren demektir. Babadır, baba yarısıdır. Balı ise Ede’nin Balı anlamındadır. Ede ismi kimi Türkmen aşiretlerinde Baba kimilerinde ise ağabey yerine kullanılır.

Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Ancak Karaman’da doğduğu çeşitli kaynaklarda bildirilir. Edebali, okumuş ve Horasan okulundan gelen bir ailenin çocuğudur.

Alevi ya da Sunni olduğu tartışma konusudur. Ancak bu konuda İrene Melikoff Aşık Paşa’ya dayanarak şu bilgileri veriyor: Hacı Bektaş‘ın çevresinde, ilk Osmanlı Sultanı Ot­man Gazi‘nin kayın babası Şeyh Ede Bali ve Karaman hanedanının ku­rucusu Nure Sufi bulunmaktaydı. Alevi Türkmen Piri olduğuna dair kaynaklar daha net belirgindir.

Edebali’nin tekkesi de Hacı Bektaş Veli Tekkesi gibi Anadolu Türkmenlerine ve yabancı konuklara, yolculara, kervancılara hizmet veriyordu.

Edebali’nin bazı sözleri:

Toprağa bağlanın, suyu israf etmeyiniz, mirasınızın sağlam kal­masına dikkat ediniz.

İlim-sahiplerini koruyunuz, Ağaç dikiniz.

Ağaç dikin, çünkü ağaç medeniyetin temelidir.