Bulanık sulardan gözümüz korktu,
Duruya güvenip giremiyoruz.
Dostluğun safına dizilen ürktü,
Araya güvenip giremiyoruz.
Yıllar geçse, bitmez endişen gamın.
Kırılma korkusu hep olur camın.
Temelsiz desteği yok ki bu damın;
Direğe güvenip giremiyoruz.
Zannetme düzelir asrın havası,
Sırtlan çakal dolu dağı ovası.
Kuyu kör karanlık, yılan yuvası,
Çıraya güvenip giremiyoruz.
Diller kelepçeli, boyunda urgan.
Baş yaran sopanın ağacı gürgen.
Palavradan yatak, masaldan yorgan;
Pireye güvenip giremiyoruz.
Nelere kadirsin, felek nelere.
Ne torpiller düştü, ne karnelere.
Cam doğrandı, mertler yüzen sulara;
Dereye güvenip giremiyoruz.
Gel de can koy yersiz beleş kavgaya,
Silah haksızdayken bulaş kavgaya.
Dağ dayanmaz böyle kalleş kavgaya,
Yüreğe güvenip giremiyoruz.
Demir tava gelir, kömür tükenir,
Kürek düzelince, hamur tükenir.
Umut kuyruğunda ömür tükenir,
Sıraya güvenip giremiyoruz.
Gaddar terör estiriyor padişah,
Zulmedip kan kusturuyor padişah.
Suçlu suçsuz astırıyor padişah,
Saraya güvenip giremiyoruz.
Şıhlar sapık, softaları dengesiz,
Yedi canlı, meftaları dengesiz.
Atlar huysuz, çifteleri dengesiz,
Haraya güvenip giremiyoruz.
Cıvıdı, dağınık akar insanlık.
Vicdansız, et çabuk kokar insanlık.
Dörtte üçü çürük çıkar insanlık;
Fireye güvenip giremiyoruz.
Yağmurlu havada vicdan kuruyor,
Kokmuşu tuzlasak tuz da çürüyor.
Samanın altından sular yürüyor,
Mereye güvenip giremiyoruz.
Harun, düşeş attık, zarı yek geldi.
Çift bekledik, kırk tur attı tek geldi.
Yazı dedik, para döndü dik geldi,
Turaya güvenip giremiyoruz.
✍️ Âşık Harun Ustaoğlu