Home Alevilik Alevilikte Ağaç Kültü
Alevilik - Önemli Kavramlar - 27. September 2020

Alevilikte Ağaç Kültü

Alevilik ve İslamiyete ait motiflere öncelik verilen Dede Korkut kitabında ağacın kutsallığına “gölgelice kaba ağaç” klişeleşmiş ifadesiyle de sık sık vurgu yapılır:

“Ağaç ağaç dersem sana arlanma ağaç,
Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç,
Musa Kellimin asâsı ağaç,
Büyük büyük suların köprüsü ağaç,
Kara kara denizlerin gemisi ağaç,
Şah-ı merdan Ali’nin Düldül’ünün eyeri ağaç,
Zülfikaar’ın kınıyla kabzası ağaç
Şah Hasan’la Hüseyin’in beşiği ağaç,
Beni sana asarlarsa götürmegil ağaç,
Götürecek olursan yiğitliğim seni tutsun ağaç,
Bizim elde gerek idin ağaç,
Kara Hindû kullarıma buyuraydım,
Seni para para doğrayalardı ağaç” (Hizarcı,1958: 48-49)

Başına doğru bakar olsam, başsız ağaç,
Dibine doğru bakar olsam, dipsiz ağaç (Işık, 2004: 98)

dizelerinde de ağaç, kapsam alanını genişleterek bünyesine hükümdarlığı almakta ve devamlılığın
sembolü olarak tanımlanmaktadır.

Tasavvuf edebiyatında ise ağaç, İslam dinini temsil eden bir mazmundur: Niyazi Mısrî, insân-ı kâmil ağacının dalına, yani hakiki bir dervişe tutunan kişi kendi hakikatının sırrının meyvesini yiyecektir, der. Ona göre yapraklar mahlukatı, meyveler peygamberleri ağacın tamamı ise Hz. Muhammed’i temsil eder (Tatçı,
2009: 62).

Yunus Emre, bir şiirinde bunu kişinin tasavvufî manada olgunlaşmasında somut bir örnek olarak kullanır:

“Âşık olmayan âdemi
Benzer yemişsiz ağaca
Ağaç yemiş vermeyince
Budağı eğilmez imiş”(Tatçı, 2009: 61)

Hacı Bektaş Velî’nin Makâlât’ında marifet konusu ağaç motifinden yararlanılarak dünya ile ilişkilendirilerek anlatılır. Marifet kökleri müminlerin gönlünde olan bir ağaca benzetilmiştir. “Ve hem dünyede ağaçlar vardur kim başı

Hacı Bektaş Velî’nin Velayetnamesinde ağaçla ilgili çeşitli kerametlere rastlanır. Hırka Dağı’nın tepesinde bulunan pürü ve budağıyla Hacı Bektaş Velî’yi saklayan
“devcik ardıç” olarak bilinen ardıç ağacı (Duran, 2007:206);

Suluca Karacaöyük’ün soğuğundan şikâyet eden dervişlerin ısınması için sırtındaki hırkasının küllerinden
meydana gelen “Hırka” dağının ağaçları (s.294); elma ağacı (Duran, 2007: 250-254),

Yunus Emre ile ilgili keramette yer alan alıç ağacı (Duran,2007: 377);

Ahi Evran’la buluşması sırasında gölgelik olsun diye elindeki asasını dikmesi ve bir kavak ağacı olması (Duran, 2007:405) bunlardan birkaçıdır.

Ağaç kültü içerisinde kutsallık atfedilen ağaçlardan biri de dut ağacıdır.Aşağıdaki dize ve atasözleri dutun kültürümüz içindeki yerini göstermesi bakımımndan önemlidir.

“Dut giyindi, soyun; dut soyundu, giyin (Soykut, 1974: 68)” ve Yesâri’ye ait“Dut yaprağı olur giderek kemha
Sabreden mûrada erer demişler (Soykut, 1974:286) dizelerinde olduğu gibi. Türkmenler, Tatarlar, Karakalpaklılarda “tut” Kırgızlar’da “tut” ve “tıt” diye
telaffuz edilir.

Daha Kuzeyde bulunan Yakut ve Çuvaşlarda ise yoktur (Ergun, 2004:238). Mükemmel Osmanlı Lugati’nde dut, tût şeklinde geçer ve Farsça bir kelime olarak “Dut denilen maruf meyve” olarak tanımlanır. Altayca- Türkçe Sözlük’te ise dut ağacı, “Agaş Cestek” şeklinde anılır.

Evin ruhu olarak adlandırılan dut ağacı, evin huzurunun, istikbalinin ve bereketinin de sembolüdür. Türk geleneksel yapısında evin temeli atılmadan etrafına
duygulu olarak adlandırılan dut, nar, iğlek, iğde, söğüt, turunç gibi ağaçlar dikilir (Ergun,2004:238).

Dut ağacı özellikle Türk Halk çalgılarının yapımında kullanılan bir malzemedir. Bu çalgılar arasında en önemlisi kopuzdur. Dede Korkut hikâyelerinde
kopuzu kutsallık atfedildiği önemli bir çalgı olarak görürüz:
“… dolandı, başı ucuna geldi. Gördü ki belinde kopuzu var. Çıkarıp eline aldı.
Söylemiş; görelim, hânım, ne söylemiş. Aydur:
……………….
Oğlan sürmürdü, uru durdu. Kılıcının balçığına yapıştı ki bunu çarpa. Gördü ki elinde kopuzu var, aydur:
-Mere kâfir! Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım, dedi. Eğer elinde kopuz olmasaydı ağam başıyçin seni iki parça kılardım, dedi.

Çekti kopuzu elinden aldı. Oğlan burada söylemiş; görelim, hânım, ne söylemiş. Aydur…” (Hizarcı, 1958:122-123)Aleviler tarafından “telli Kuran”, “konuşan Kuran” olarak adlandırılmasına gösterilen tepkiye Halk şiirinin ünlü isimlerinden Âşık Dertli çokbilinen “Telli Sazdır Bunun Adı” şiiriyle cevap verir. Bu kabul belki de tanrısal bazı güçlerin dut ağacında bulunulmasıyla ilgili olabilir.

Eski Türklerde Her kutlu dağın ve her yeni kurulan sülalenin yer-su’nun simgesi olan bir korusu ya da ağacı vardır. Önceleri ağaç kutsallığı ile önem
kazanırken, daha sonraları ağacın kendisi önem kazanır. Kof gövdeli dut ağacı K’on-song doğunun; Jo ağaç ise batının simgesi olarak kabul edilir. Bu ağaçlar hükümdarın makamının yerini belirleyen önemli ağaçlardır (Esin, 2004: 27).

Derleyen :
Mehmet Özgür Ersan Dede
Yesari Abdal Çelebi

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Check Also

ALİ’ YE BAĞLI

Bizim erkanımız, bizim yolumuzAllah bir Muhammet, Ali’ye bağlıSer çeşmeden sunulmuştur dol…