Ziyaretçi Defteri
Konuk Defterine Yaz 
ByTuna_Menejer
13 Ekim 2008 20:45
Ferhat Durmus Kimdir ?
Ferhat Durmuş, 1971 yılında Amasya'nın Merzifon ilçesinde doğdu. İlk,orta ve lise tahsilini Merzifonda tamamladı. 11 yaşındayken müzikle ve bağlamayla tanıştı. 1982 yılında MERZİFON HALK EĞİTİM MERKEZİNDE bağlama kursuna devam etti. 1983 yılında kurulan MERZİFON BELEDİYE KONSERVATUARINDA çalışmalarına devam etti. 1987 yılına kadar çevre illerde yapılan halk müziği konser organizasyonlarına gurubu ile konser verdi. 1987 yılında bağlama eğitimi almak üzere ANKARA'ya geldi. COŞKUN GÜLA ve BİRCAN PULLUKCUOĞLU'ndan nota,tavır,nazariyat,bağlama dersleri aldı. 1989-1991 yılları arasında vatani görevini İZMİR NARLIDERE ASKERİ BANDOSU'nda tamamladı. Askerlik dönüşü öğrenim gördüğü COŞKUN MÜZİK EĞİTİM ÖĞRETİM MERKEZİ'nde asistan hocalık yaparak bir çok öğrenciyi halk müziğine kazandırdı. 1992 yılında ANKARA RADYOSU'nun açmış olduğu AKİTLİ BAĞLAMA SANATCISI sınavını birincilikle kazandı ve TRT sanatcılığı görevine başladı. 1994 yılında ÇANKAYA BELEDİYESİ HALK MÜZİĞİ KOROSU'nu kurdu ve 2 yıl şefliğini ve hocalığını yaptı. 1996 yılında JAPONYA'nın NİGATA şehrinde bulunan KASHIWAZAKİ TURUKO MUNKA MURA (KASHIWAZAKİ TÜRK KÜLTÜR KASABASI)nda 3 ay boyunca milli sazımız bağlamayı,türküleri ve halk oyunlarını tanıtıcı konserler verdi. 1999 yılında yapılan bir sınavla TRT ANKARA RADYOSU STAJYER KADROLU SAZ SANATCISI hakkını kazandı. 3 yıl sonra tekrar yapılan bir sınavla stajyerliği kaldırılarak kadrolu saz sanatcısı oldu. Bu yıla kadar TRT nin birçok radyo, tv, yurt içi, yurt dışı konser organizasyonlarına sanatçı olarak katıldı. 2000 yılında ŞEF ZAFER GÜNDOĞDU yönetiminde ALMANYA'da yapılan BİNYILIN TÜRKÜSÜ organizasyonuna katılarak GUİNNES REKORLAR KİTABINA girdi. 2001 yılında TRT ANKARA RADYOSU GENÇLİK KOROSU bağlama öğretmenliği ve şef yardıncılığı yaptı. Bu yıllarda ayrıca çalıp söyleme tekniğiyle ilgili uğraşmaya başladı. 2002 yılında ALMANYA nın birçok şehrinde TRİO BAĞLAMA resital konser yaptı. 2003 yılında AMERİKA nın CHİCAGO kentinde bulunan CHİCAGO ÜNİVERSİTESİ'nde ULUSLARARASI ORTADOĞU DİLLERİ KONFERANSINDA, ORTADOĞU MÜZİĞİNE örnek olarak,TRİO BAĞLAMA resital konser verdi. 2005 yılında MAMAK BELEDİYE KONSERVATUARI'nda öğretim görevlisi olarak göreve başladı. Ayrıca bu yıl GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ öğrencilerine nota ve bağlama dersleri verdi. Yine 2005 yılında SARI DURNA BAĞLAMA grubunu kurdu ve ANKARADA şelpe (elle çalım) tekniği ile ilgili resital verdi. SAKUDER (SANAT VE SANATKARLAR KÜLTÜR DERNEĞİ)'i kurdu ve halen yönetiminde görev almaktadır. Çeşitli sanatçıların CD ve kaset çalışmalarında bağlamasıyla eşlik etmiştir (BEDİHA AKARTÜRK,ARMAĞAN ELÇİ,NAZLI ÖKSÜZ,HALE GÜR,MUAMME BADEM-Ozan Özlemi). 2007 yılında ilk solo albümü olan HARABAT isimli çalışmasını çıkardı. 2007 yılında KOMPOZİTÖR MUSA GÖÇMEN'in ve kendisinin düzenlediği; bağlamayla batı sazlarının kaynaştığı CD ve konser çalışması yapmaktadır. Farklı olarak bu çalışma NEWAGE tarzındada hazırlanmaktadır.
Geniş Bilgi için : www.ferhatdurmus.com
Organizasyon irtibatlarınız için : Menejer ByTuna 0532 465 99 32
Oktay Çaparoğlu
11 Ekim 2008 03:04
BEN BİR TÜRK'ÜM...
Ben bir Türk'üm.
1000 yıldır Anadolu ve Mezopotamya'da, dünyanın etnik, kültürel, folklorik ve tarihi olarak hemen hemen en zengin coğrafyasında, bu coğrafyanın öteki halklarıyla barış içinde yaşadım.
Bana kapılarını açtılar.,
Ortaasya'da yaşayamaz hale gelmiştim ve zor koşullar beni göç etmeye zorladı.
Horasan a oradan da Anadolu'ya, Kafkaslara ve Balkanlara yayıldım. Gittiğim her yerin dilini öğrendim, yemeklerini oyunlarını danslarını öğrendim. Onlar da benimkileri öğrendiler.
Birlikteliğin ve paylaşımın en güzelini sundular bana.
Kapılarını açtılar.
Ermeniler, Kürtler...
Yardımcı oldular ve Bizansa karşı Malazgirt Savaşı'nda Türklerin yanında yer aldılar.
26 Ağustos 1071 idi.
Malazgirt ovasından (Kürtçesi MİLAZGİR) Anadolu'ya açıldım.
Yörük idim tarlayı sürmesini bilmez idim hayvancılık yapardım ekseri.
Öğretti bana Ermeni öğretti bana Rum öğretti bana Kürt.
Elbiseyi dikmesini, toprağı işlemesini, kümeste hayvan yetiştirmesini, duvar örmesini öğretti bana.
Ne varsa bildiği sundu hiç gücenmeden sıkılmadan.
Dilimi öğrendi, kültürümü öğrendi
Dilini öğrendim, kültürünü öğrendim.
Dinlerini de öğrendim.
hristiyan da oldum müslüman da oldum.
İslam'ı seçtiğimde Aleviliği kendime yakın buldum.
HAK MUHAMMED ALİ dedim.
Enel HAK dedim.
Adalete inandım, doğruluktan yana tavır koydum.
Selçuklu beni ezdi, Osmanlı beni ezdi, sürdü, dışladı.
Yeri geldi isyan ettim Baba İshak, Baba İlyas oldum.
Bektaşi Veli'de, Ahi Evran'da YAHUDİLERLE RUMLARLA ERMENİLERLE KÜRTLERLE SÜRYANİLERLE LAZLARLA verdim elele. Dergahlarımda insan eğittim insan yetiştirdim. Birlikte ürettim, birlikte yarattım birlikte paylaştım. Ve birlikte yedim ekmeği...
Pir Sultanda Hızır Paşaya başkaldırdım.
Zalime direnirken Şeyh Bedreddin de, din dil ırk cinsiyet aryımı olmadan geldim biraraya, BÖRKLÜCE ile oturdum Torlak Kemal'le yürüdüm
ADALET İÇİN, HAK İÇİN, ÖZGÜRLÜK İÇİN, EŞİTLİK İÇİN...
Kadınım da erkeğim de birdi.
Rumum da Ermenim de Kürdüm de birdi.
Hristiyan, Müslüman, Yahudi, ayrımı yoktu bende.
Alevi-Sünni ayrımı da yoktu.
Özüm de sözüm de birdi.
Bir dilim ekmeğim vardı paylaşırdım. Yoksuldum belki biraz da yoksundum ama paylaşacak suyum paylaşacak ekmeğim paylaşacak yüreğim vardı hepsiyle...
Kalender Çelebi de Celali isyanlarında başkaldırdım benim ekmeğimle oynayana.
Zulmedene...
İnsan ayırana.
'Bİ-İDRAK' derdi bana Osmanlı. Saray hizmetine bile almazdı.
Savaşlarda en öne sürer, en ağır vergiyi benden alırdı.
Avşardım, Kozanoğluydum ,Dadaloğluydum.
Karacaoğlandım. Nesimi idim. Hallac-ı Mansur idim.
Yunus un dizelerinde 'YARADILANI HOŞGÖR YARADANDAN ÖTÜRÜ' diyen dil benim dilimdi.
Sevgiyle doğrulukla birlikle yoğurdum özümü.
Hallac-ı Mansurken derimi yüzdüler.
Nesimiyken dirim dirim doğradılar.
HAKKI İNSANDAN ayrı görmedim.
İnsanı insandan ayrı görmedim.
Üstüme üstüme geldi karanlığı egemenlerin, kıyıldım, katledildim, sürüldüm.
Yine sığındığım kapılar, bana Anadolu'yu açanlardı.
Yüzyıllarca aynı mahallede aynı köyde aynı sokakta yaşadım onca milletle.
Dili, dini, rengi farklı da olsa
o benden ben ondandım.
Bir ağaçta yetişen meyveler gibi renk renk, çeşit çeşittik.
Aşılandıkça çeşitliliği, bereketi, verimi, meyvesinin güzel tadı artan bir ağaç gibiydik beraber...
Türkülerimde ne savaşa, ne osmanlıya, ne ayrımcılığa övgü dizmedim.
Ne Kürdü kınadım, ne Ermeni'yi ne de Rum'u.
Sitem ettim bazen kızını vermeyen nineye...
Sitem ettim aşkıma karşılık vermeyen o güzel 'GAVUR' kızına...
Kız aldım, erkek aldım, kız verdim, erkek verdim.
Karıştım kaynaştım.
Egemenler kaynatırken ortalığı ben direndim barışta ısrar ettim.
zaman geldi Çanakkale'de siperimin gerisinde omuz omuza çarpıştım Kürtle, Ermeniyle, Rumla, Arapla, Süryaniyle, Çerkesle, Lazla, Hristiyanla, Müslümanla, Aleviyle, Sünniyle...
Ermeni kardeşimle aramı açtılar.
Savaşın, açlığın ve sefaletin ortasında bana Ermeni'nin malını yağmalattı İTTİHAT VE TERAKKİ cemiyeti.
Sürdüler kardeşlerimi.
Kanlarımızla boğmaya kalktık bir avuç sömürücü için birbirimizi. Hem Anadolu'da hem Balkanlarda. Çok çok sonraları da KIBRIS'ta...
Yeri geldi biraraya geldik işgal edilen yurdumuzu savunmak için.
Elele verdik
iEmperyalizmin ordularına karşı direndik.
Kürt Maraş'ı 'kahraman' yaparken yanındaydım.
Kürt Antep'i 'gazi' yaparken yanındaydım
Kürt Urfayı 'şanlı' yaparken yanındaydım.
Erzincandan kovarken Rusları Dersimli Seyit Rıza, yanındaydım.
Erzurumda savaşırken Kazım Karabekir, askeriydim.
Hep beraberdik. Açlıkta, yoklukta, savaşta, ölümlerde, acılarda, sevinçlerde ve mutluluklarda...
Zor koşullarda direndik.
Ve bir ülke kurduk.
Sonra benim adımı kullanarak TÜRKLÜĞÜMÜ zırh yaprak KÜRT KARDEŞİME ayrımcılık uygulandı.
İlk mecliste KÜRTÇE konuşabiliyordu KÜRDİSTAN MEBUSLARI.
İngilizlerin oyununa gelmediler, azınlık statüsünü kabul etmediler ve benimle beraber Lozanda bu ülkeyi ASLİ UNSUR olarak kurdular.
Ama ırkçı güçler ülke kurulduktan sonra onları yoksaydı, benim de kültürümü, müziğimi, bağlamamı yasakladığı gibi onun da dilini, kültürünü, kimliğini VE VARLIĞINI yoksaydı.
Ceza kesti KÜRTÇE konuşuyor diye.
Ermeni öğretmenleri okullardan attılar, Lazları sürdüler Rumları kovdular.
Beni yalnızlaştırdılar.
Ben onlarla anlamlıydım.
Balkanlarda onlarla beraberdim et ve tırnak gibiydim.
Beni ayırdılar.
Yunanistanda onlarla beraberdim.
Rumcam çok iyiydi onların da Türkçesi.
Ermenicem vardı doğuda Kürtçem vardı onların da Türkçesi.
Arapça ve farsça da öğrenmiştim.
Yediğim yemek adları kokladığım çiçek adları hep onların dilinden girdi dilime.
Ben de ona öğrettim bendekileri.
Ama parçaladılar beni kopardılar. yalnızlaştırdılar.
Adına TURANCILIK dediler benim etnik kökenim üzerinden olmadık yanlışlar yaptılar.
Kırdılar gururumu.
Oysa ben onların farklılıklarını zenginlik olarak görüyordum.
Ama bana HAYIR ONLAR TEHDİT dediler.
BÖLÜCÜ YIKICI HAİN diye öğrettiler bana onları.
1000 yıllık tarihim boyunca içiçe olduğum insanlarla aram aşılmaz duvarlar ördüler.
Araya kan girdi.
Mübadelelerle zorunlu tehcirlerle sürdüler onları mallarına el koydular ağalara aşiret reislerine pay ettiler mallarını.
1940 larda AŞKALE ye çalışma kamplarında ölümlere gönderdiler GAYRIMÜSLİM komşularımı, mallarını VARLIK VERGİSİ adı altında yağmaladılar.
Süryani kardeşlerime Mardin'i Urfa'yı yaşanmaz hale getirdiler.
Kürt kardeşlerimi kıyımlarla, katliamlarla, yasaklarla, sürgünlerle, inkar politikalarıyla ezdiler.
Beni bir ucubeye çevirmeye kalktılar özümden değerlerimden kültürümden arındırarak.
6-7 eylül olaylarında binlerce rum ve ermeninin evlerini yağmalattılar bana.
Bu ülkenin vatandaşı olan gayrımüslimlere AZINLIK HAKLARINI vermemek için onları ANAYSAL düzenlemelerle binlerce yıllık sahiplerini bu coğrafyanın, YABANCI ilan ettiler..
Mal mülk edinme haklarını kısıtladılar. Kurdukları vakıfları kapattılar. 30 bin e yakın gayrimenkulüne el koydular.
Beni ona karşı düşmanlaştırdılar.
Korkar oldum 1000 yıllık kardeşimden.
Düşmanlık besler ve kin tutar oldum.
Hrant Dink'i öldürttüler bana. Ortak ettiler bu katliama.
Alevi kardeşlerimle aramı açtılar.
Maraş'ta, Sivas'ta, Çorum'da, Malatya'da, Yozgat'ta, Dersim'de, Gazi mahallesinde kah yaktırdılar kah kestirdiler kah baltalarla doğrattılar Alevi diye Kürt diye.
Askere alıp savaşlara götürdüler PKK lı diye Kürt çobanları Kürt muhtarları Kürt çocukları öldürttüler. Masum köylüleri bindikleri dolmuşlara kilitleyip ateşe vererek öldürdüler. Ormanlarını tarlalarını TERÖRİSTE DESTEK VEREMESİN diye yaktırdılar. Köylerini boşalttılar, işkencelerden geçirdiler yeri geldi DIŞKI yedirdiler...
Sürdüler 5 milyonunu zorla batıya.
İşsiz eğitimsiz feodal bir halktılar çoğunlukla ve uyum sağlayamadılar ellerini yurtlarını bırakıp geldiklerinde metropollere.
Birbirimize koydular her fırsatta.
Böldüler, parçaladılar, ayırdılar.
Ve hep de benim adımı kullandılar tüm bu acıları yaşatırken.
TÜRK OL YA DA ÖL dediler çoğu kez.
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE demeyenleri CUMHURİYETİN İLELEBET EZELİ VE EBEDİ DÜŞMANI ilan ettiler.
Halbuki ben de mutlu değildim diğer kardeşlerim gibi.
Evsizdim, yolsuzdum, susuzdum, okulsuzdum, işsizdim...
Yolsuzluklardan, hortumlamalardan, vergi kaçırmalardan sefil düşürülmüş bir halktım.
Onları, farklılıklarından ötürü ayrıca zulme uğrattılar ve benim gözümü köretmek için, yoksulluğuma geleceksizliğime karşı başkaldırmayayım diye BÖLÜCÜLÜK veya ŞERİAT teraneleriyle uyuttular...
Halbuki ben de KÜRTTÜM ben de LAZDIM ben de ARAPTIM ben de RUMDUM ben de ERMENİYDİM ben de ÇERKESDİM.
Onlarla beslenmiş onları beslemiş öyle varolmuştum. Kendimi onlarla anlamlandırmıştım.
Dilimle kimliğimle kültürümle herşeyimle...
TÜRK OLACAKSIN dediler onlara YA SEV YA TERKET dediler.
Utandırdılar beni TÜRKLÜĞÜMDEN.
Utandırdılar beni...
Ve şimdi.
Kan savaş kin intikam ölüm çığlıkları attırıyorlar bana.
Terör bahanesiyle hepsine karşı.
Malatya'da Hristiyanları öldürtüyorlar bana.
Trabzonda rahipleri. İnsanlarımı linç ettirmeye uğraşıyorlar bana.
'Kana kan... intikam' sesleri yükseliyor dumanlar arasında.
Barışı UNUTTURARAK ESİR ALIYORLAR benliğimi.
Ben TÜRK'ÜM...
Tarihim KÜRTLERSİZ RUMLARSIZ ERMENİLERSİZ ARAPLARSIZ LAZLARSIZ ÇERKESLERSİZ GÜRCÜLERSİZ SÜRYANİLERSİZ ALEVİLERSİZ SÜNNİLERSİZ HRİSTİYANLARSIZ YAHUDİLERSİZ silik bir defter gibidir.
içinde hiçbirşey yazmayan içi boş bir kitap gibidir.
Benim tarihim onlardır onların tarihi ben.
BENİ ONLARA ONLARI BANA DÜŞMAN ETMEYİN...
GELİN BARIŞI ARAYALIM...
SEVGİYİ KARDEŞLİĞİ BİRLİKTELİĞİ...
FARKLILIKLARIMIZLA BİR BÜTÜN OLALIM AHENK İÇİNDE YAŞAYALIM.
VAR MI BUNDAN DAHA GÜZELİ?
TÜRK'üm...
Daha fazla utanmak istemiyorum...
Ve TÜRKLÜĞÜMÜNÜN zalim sömürücülerin ellerinde daha fazla bir oyuncak gibi kullanılmasını ve 1000 yıllık komşularıma karşı kullanılmasını artık KALDIRAMIYORUM...
BARIŞ istiyorum...
Eski günlerdeki gibi.
Bir Bektaşi dergahında, aynı sofrada oturmuş ortaklaşa ürettikleri ve hazırladıkları yemeği yiyen, sohbet eden her inançtan, her düşünceden, her etnik kökenden, her renkten, her cinsten, her dilden ve her dinden insanlar GÖRMEK istiyorum...
Çok mu şey istiyorum.
Belki evet.
Ama hakkım...
Çünkü bir TÜRK'ten önce onlar ve herkes gibi,
ben de bir İNSANım...
Sevgiler....
Oktay Çaparoğlu
11.10.2008 __________________ http://
www.yenitoplum.org/ytp/
mehmet
01 Ekim 2008 17:42
sözumuz var murat kayaya diyorsunki aleviler sinmis ya dag basina ya corak topraklara.ben sana ne yazip ne soyleyeyim.ya sen bu cografyadan habersizsin veya alevilerin kizilbas larin isyanlarindan haberin yok.sene 37-39 70-75 80-95bu yillar veya daha ilerisi fi tarihi degil isyanlar tarihi baba isaklar b¨gurtcrli mustafa bedrettinler.sah ismail kerbela kocgiri ve bilinebilen 16 alevi koylu isyanlari en son 80 senin bilebilecegin tarih.650 binkisi tezgahtan gecmis 350 kisi kaybedilmis 50 idam edilmis 128000 kisi tutuklanmis v.s ve bugune gelinmis.temel itifak guc aleviler olmus hemen hemen hic bir alevi aile yokturki erleri tezgahtan gecmemis. tum bunlari ya bilmiyorsun yada yarim yamalak bu gecmisle prokatif anlayisinla laf gezdiriyorsun adama sormazlarmi sen ne yaptin bu insanlara ne verdin daha alevileri bile tanimiyorsun sonra alevi yim demeyilen alevi olunmaz buyolun sahibi var ikrari talibi var onun icin biz her aleviye alevi her siyasete siyaset demeyiz.bence bu isyan tarihleri okuyacagin dergi vardu mucadele dergisinin eski sayilarinda bence kapsamli bir arastirma vardi bulabilirsen okumani veya ilgili yayinlari tavsiye edebilirim mustafa kemal de alevi kokenli bir aileden geliyor seceresini internetten bulabilirsin.cokuzun konusmanin yaninda aleviler artik oyunun fuguranlari olma yerine iktidar olmayida bilirler cunku allahin sabri ve yolu onlarindir
K. caglar./kara ogla
30 Eylül 2008 07:33
BAYRAM ....................................... Bayramd
ir yakinlasmak . Fakir ile zengini bulusturmak . Darginligi atip insanlari baristirmak. Bu gunde olani , olmayanla paylasmak. .......... Zenginin malindan vermesi . Fakirin Allah razi olsun demesi . Dostun, dusmanin hemen sevinmesi. Sevaptir Allah katinda insanlarin af dilemesi . ......... Bir sofra kurdum afiyetli. Tatlilar koydum name servetli . Cagirin alemi hepsi bugun davetli . Buyrun ,buyrun hizirdan binbir bereketli. ........ Hos geldiniz misafirler . Afiyetle birer ,ikiser yediler . Sohbete tatliyla devam ettiler . Bayram sofraniz bereketli olsun dediler . ......... Mekan kurdular sohbete . Mutluluk doldu cumle comate . Umutlari dolmus gulen gozle hurmete. Bugun bayram deger mala ,mulke ,servete . ......... Sevdalar dogar bayramda . Sever oglan kizi olur hayranda . Kardeslik vardir yanan bu bagrimda . Bayramdir sarilir analar ,babalar bir anda. ........ Yurekler umutlu ,umutlu . Sevdaniz guluslerle kalbe sunuldu . Aglamasin gozleriniz olmasin bulutlu . Bayramdir herkes baristi bir birinin elini tuttu. .......... Bahtiniz acik olsun hepinizin . Seker gibi agizlarinizda dillerinizin . Sagliginiza faydasi coktur gulmenizin . Bayramimiz mubarek olsun candan cumlemizin . .......................................................
.......... K.caglar ./kara oglan./17.12.2007./maandag./saat .22 .43./Caglar ailesi olarak tum insanlik aleminin bayramini kutlar bizleri yaratan yuce mevlamdan daha nice mutlu bayramlar nasip etmesini dilerim .HOLLANDA''dan selamlar ve saygilar cumlenize .
Oktay Çaparoğlu
28 Eylül 2008 23:50
Ülkemizde, siyasal alanın, toplumun geniş kesimlerinin dışında durmakta özel çaba harcadığı bir alan olduğu gerçeği üzerinden birkaç şey paylaşmak istiyorum.
Siyasal yaşamın aktörü olan siyasi partilerin, DEVLETİN RESMİ POLİTİKALARINI örerken, merkeze HALKIMIZI almadığı, farklı ÇIKAR VE GÜÇ HESAPLARI üzerinden İKTİDARIN olanaklarından faydalanmak doğrultusunda bir rol oynadığı açıktır. Ve şimdi ülkemizdeki siyasal aktörlerin, neden toplumsal çelişki ve sorunlara ve halkın istemlerine karşı bu denli uzak olduklarını ve kitlelerin hangi mantıkla mevcut çelişkili duruma onay verdiklerini yada sessiz kaldıklarını tartışalım.
Bir siyasi parti değildir burada kastedilen yalnızca. Yaşamımıza, bilincimize ruhumuza kadar nüfuz etmiş bir KABULLENİŞ VE İTAAT kültürü ve bunu sürekli kılan KORKU TOPLUMU VE POLİS DEVLETİ''dir.
Korkularımız üzerinden, sürekli bir biçimde kendimize ÖTEKİLER yaratıyor ve o ÖTEKİLER üzerinden kendi korumacı-statükocu tavrımızı ve bağnaz tutumumuzu derinleştiriyoruz.
Diyalog kapılarını kapatıyor, meselelerin özünü tartışma şansını kaçırıyoruz.
Öyle ya, meselelerin özünü tartışabilecek bir olgunluk ve rahatlama düzeyine asla gelemiyoruz.
İç ve dış düşmansız yaşayaman bir devlet örgütlenmesi ve onun resmi ideolojisinin paralelinde bizler de benzer çıkmazlar yaşıyor ve sürekli olarak üretilen çelişkilerde boğulup gidiyoruz.
Yaşamın belli bir sistem içerisinde ilerlediği Avrupa ülkelerinde, en sağından en soluna tüm siyasi partilerin ortaklaştığı birşey vardır;
HALKA HİZMET GÖTÜRMEK... DAHA YAŞANILIR BİR ÇEVRE VE SOSYAL ORTAM YARATMAK... YAŞAMI DAHA GÜZEL KILMAK...
Politik tercihler değişse de Avrupalılar oy verirken, KİM GELECEĞİ MEVKİYİ HAKEDECEK DÜZEYE SAHİP diye düşünür ve oyunu ona göre kullanır. Ve Oturmuş bir kitlesi vardır her partinin ve her partiyi oluşturan güç TABANIN KENDİSİDİR.
tÜRKİYE''DE HERŞEYİN tavandan dikte edildiği GERÇEĞİNİ HESABA KATARAK DÜŞÜNÜRSEK, BİZE DÜŞEN VATANDAŞLIK GÖREVİ, YUKARIDAN DAYATILAN VE BELİRLENEN KİŞİLERE, SIRF SAVUNDUĞUMUZ PARTİ YÖNETİMİ VE HATTA BAŞKANI ÖYLE İSTİYOR diye OY ATMAK, ONU SEÇMEK...
Halbuki mevcut seçim sistemine baktığımızda zaten o parti barajı geçiyorsa biz oy kullanmasak da ilk iki veya üçüncü sıraya kadar milletvekili çıkarabiliyor.
Yerel seçimler için ise, yörenin belirlediği aday genel başkan tarafından lağvedilip devre dışı bırakılıp, merkez yanlısı adaylar gösterilebiliyor.
Tamamen anti-demokratik bir kurum haline gelen ve sözümona DEMOKRASİNİN GARANTİSİ-GÜVENCESİ olan siyasi partiler, seçimlere, DEVLETİN İMKANLARINI BİR RANT ARACI GÖREREK VE ONDAN MAKSİMUM DÜZEYDE FAYDALANMA AMACIYLA giriyorlar.
Hizmet üretiminin arkasında bile HALKA HİZMET değil esas.
Daha fazla mal kaçırmak, daha fazla parsa toplamak...
Hal böyle olunca KİRLİ DÜZENİN KİRLİ SİYASETİNİN KİRLİ ÇARKLARINA uzak kalmayı isteyen halkımız, alışılagelmiş bir biçimde babadan kalma alışkanlıklara devam ediyor ve 5 YILDA BİR gidip oyunu kullanıyor ötesine de karışmıyor.
Bir hesap sorma mekanizması olmadığı için de SEÇTİĞİ KİŞİNİN YANLIŞLIKLARINA TABANDAN BİR MÜDAHALEDE DE bulunamıyor. Hiçbirşeyi değiştiremeyeceğini düşünerek, kendini çaresiz hissediyor ve TEK BAŞINA NE YAPABİLİRİM Kİ diyerek kurulu düzenin dönen çarkına müdahele etmeden başına gelen tüm olumsuzluklara katlanmak pahasına susup oturuyor.
Dönem dönem ortalık kızışınca da, öteki parti ve taraftarlarına ateş püskürüyor, tepki gösteriyor ama pratik anlamda rahatsızlığını ifade edeceği bir alan yaratmıyor.
Gidip savunduğu siyasi partide politika yapmıyor, aktif rol almıyor.
Birileri de uyanık davranarak halkımızın bu İCAZETİNDEN ACİZLİĞİNDEN faydalanıyor...
Demokrasi, SEN BANA OYUNU VER BEN DE SENİN ADINA BİRŞEYLER YAPAYIM demek değildir. Ama maalesef ülkemizde aksak ağır ve aciz bir demokrasi olduğu için demokrasi kurumları da bu şekilde işlemektedir.
Ve bizler, zaten yolsuzluklara, namussuzluklara, zamlara, vergi kaçaklarına, hortumlamalara,adam kayırmalara, torpile, insan hakları ihlallerine alışkın bir toplum olduğumuz için artık bu kavramları NORMAL sayıyoruz ve bunun üzerinden OYUM BOŞA GİTMESİN diyerek, ülkesine ve halkına verecek hiçbirşeyi olmayan siyasi partilere OY veriyoruz.
Biliyoruz hiçbirşey değişmeyecek. Ama birimiz AMAN TÜRBANIMA ELLEMESİNLER, DİNİMİ YERE SERMESİNLER, DİN DÜŞMANLARI KAZANMASIN diyerek koşuyor partisine oy veriyor, diğeri de AMAN ŞERİATÇILAR, BÖLÜCÜLER, İRTİCACILAR, CUMHURİYET VE LAİKLİK DÜŞMANLARI BENİ NAMAZA ORUCA KAPANMAYA ZORLAMASIN İÇKİME KARIŞMASIN ÜLKEMİ BÖLMEYE KALKMASIN diye gidiyor oy veriyor partisine.
Zaten başkaca da bir beklenti içine girme duygusunu ve inancını yitirmiş.
Ekmeğin günden güne küçüldüğü ve ülkenin büyük bir ekonomik çöküntü ve sosyal yıkım yaşadığı, siyasal alanın militarist-darbeci etki altına girdiği, gericileştiği, bağnazlaştığı ve yozlaştığı bir süreçte, temel haklar ve özgürlükler noktasında tamamen teslimiyetçi bir tavır ortaya koyuyor Türkiye insanı. Ve kaderci davranıyor.
Bu anlamda, bazı sonuçlar üzerinden tartışmaya devam edelim....
Siyaset neden bu hale geldi?
İnsanlarımız geleceğinden umutsuz ve hiçbirşeyin daha iyiye gideceğine inanmıyor fakat neden halen kendisini karanlığa ve açlığa kurban eden bir düzeni sorgulamaktan onun dışında düşünmekten ve kendi alternatifini yaratmaktan bu denli uzak duruyor?
Önüne konulanlar üzerinden algıladığı ülke sorunlarına karşı bile yeterli duyarlılığı ve eylemsel tepkiyi veremiyor...
Neden?
Ve neden, düzenin yarattığı kamplaşmalarda zihinsel anlamda bu denli gönüllü ve aktif bir refleks gösteriyor?
Kendisinden farklı düşünen, farklı görünen, farklı inanan ve farklı politik tercihlerde bulunan insanlara karşı neden çok sert ve düşmanca tepkiler veriyor?
Mevcut sistemin işleyişini ve kendini örgütleme biçimini çözmek bu soruların yanıtını bulmamızı da sağlayacaktır.
Düşünmeye ve sorgulamaya davet ediyorum sizleri...
Umutsuzluğun ve inançsızlığın kök saldığı, adalete olan güven duygusunun köreldiği ve insanların gelecek kaygısı taşıdığı bir ülkede, ezilen tüm kesimlerin, birbirine düşman olmasını açıklamak ve mevcut statükoya boyun eğmelerinin nedenini ortaya koymak oldukça önemli.
İşsiz Türk, topraksız Kürdü sevmez, Vergi borcuna batan Sünni Esnaf, asgari ücrete mahkum yaşayan Aleviyi sevmez, biri birine DİNSİZ, öteki diğerine YEZİT der. Biri birine BÖLÜCÜ diğeri ötekine DUYARSIZ ZALİM KATİL der. Biri birine NAMAZ sorar öteki berikinin TÜRBANINA takar bu böyle sürer gider.
Halbuki emekçilerin ve yoksul ezilen halkların çıkarlarının ortak olduğu açık bir gerçektir ve HAK MÜCADELESİ verildiği ve yuttaşlık bilinciyle biraraya gelindiği takdirde EKMEĞİMİZ VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZ de çoğalacaktır.
Birlik ve dayanışma duygusu bu anlamda oldukça önemlidir.
Ama empati kurma ve birbirimizi anlama noktasında SİYASAL-KÜLTÜREL-DİNİ-ETNİK-DÜŞÜNSEL ayrışmalar yüzünden ciddi açmalar yaşamaktayız.
Evet, işte bu çelişkiler üzerinden sizleri düşünmeye sorgulama ve anlama çabasına girmeye davet ediyorum.
Düşünmek, ve doğru halkayı yakalayarak, meselelerin özüne inmek, ÇARPITILAN ÜSTÜ ÖRTÜLEN BASKILANAN VE GİZLENEN GERÇEKLERİN ortaya çıkması ÖZGÜR EŞİT ADİL VE MÜREFFEH BİR DÜNYA YARATILMASI için elzemdir...
Sevgiyle ve dostça kalınız...
Oktay Çaparoğlu
28.09.2008 272 guestbook entries
|