Ziyaretçi Defteri
Konuk Defterine Yaz 
Selman Zebil
12 Kasım 2008 21:36
Yerel seçimler yaklaşırken 5. İnsanlık tarihiyle eş zamanlı başlayan din, insan duygu ve düşüncesi, toplumların yaşamında en öncelikli yer işgal eden; insanlık kültürünün yaratılmasında büyük rol oynayan faktörlerin başında gelir. Bizde de böyle olmuştur. Türk halkı hür olduğunu; hâkimiyetin cumhuriyet içinde kendisine devredildiğini; iradesi olmadan başkalarının kendilerini yönetemeyeceğine dair yasalarla belirlendiğini tam biliyor mu acaba?
Türk halkı hürdür ve ötekine eşittir. Birinin öteki üzerinde imtiyazı olamaz. İmtiyaz salt ortak paydalar üzerine olur. Kişiler hür fikri iradesini vicdan terazisinde tartarak, samimi kanaatlerine göre oylarını kullanırlar. Bir dine, mezhebe ait olsa bile kişi baskıyla oyunu kullanmaz. Bundan dolayı da kimse inançlarından mahrum edilemez.
Öyle mi? Hayır bizim ülkemizde biat kültürüyle yetişmiş Sünni tarikatlar ve cemaatler müritleri üzerinde baskı kurarak oylarını şeyhin işaret ettiği partiye blok halinde verirler. Sonra meydanlarda adına demokrasi derler.
Türk seçmeninde oy dağılımında din faktörü en belirleyici olgudur... Türkiye de sağ partiler dini oy toplama aracı olarak görmüşlerdir. Dahi dini yardım kurumları adıyla dinin kutsallığına gölge düşürmede geri kalmamışlardır. Sağ partilerde görülen tutarsızlıkların başında seçmeninden istediği soru sorma seç; ben ne dersem onu yap mantığı hâkim. En gariban kesimden oy almaları ama en gariban kesim hesabına çalışmaması, en gariban kesimde bunu anlayamaması şaşılası bir olaydır.
Türk halkında değişmez kaide; elli yıldan beri kendini her alanda aldatan seçtiği siyasi vekillerden ibret almayan; seçtiği iktidarların vatana yıkıcı, yakıcı, dahi sarsıntılı izler bırakanları her seçimde oylarıyla desteklemiştir. Ancak kendi küçük menfaat dünyasına dokunduğunu hissettiği anda oyunu değiştirerek, yine başka hiç bir temel düşünce farkı olmayan, oy vereceğinin sağ parti olmasına itina göstererek DP vizyonunu takip ederek sağa oyunu vermiştir bazı istisnalar dışında.
Bir türlü tutturamadığımız demokrasi düzeni: ya sev, ya terk et düzeyine vardı... 1950 de başlayan eksen kayması 2002 de AKP ile derinleşti. Yirmi birinci yüz yıl Türkiyesinde gelişen düzensiz varoşlar o varoşlar da kendilerine bağlı yığınlar bulabilen şeyhler, dervişler, tarikat cemaatleri kendilerinin anladığı düzensiz din gelişmesini de sağladılar. AKP ve yerel yönetimleri elinde tutan AKPli belediye başkanları bunlara hep göz yumdular...
İnsanı hayvandan ayıran fark, iradesine sahip olmasıdır. Yaptığı işleri özgür iradesine dayandırır. Başkasının zorlamasıyla iradesini satanlar, kendi kendisinin efendisi değildir; başkasının kölesidir. İradesi de vicdanı da başkasının hâkimiyeti altındadır...
Menfaat bekleyerek, bir şeyin yanlış olduğunu bilerek onaylamak ahlaksızlıktır. Hele Alevi-Bektaşi geleneğine hiç yakışmaz. Bu yerel seçimleri iyi değerlendirip, ülkesini seven Alevisiyle-Sünnisiyle, iradeyi halktan alan vicdanlı vekili seçmeleri için çaba harcasınlar.
Zihnimizi yıkayacak yeni bir karar almanın zamanı geldi... Alevi-Bektaşi ve Sünni Anadolu halkının kendine yeni bir yol çizme zamanı geldi. O yeni çizilen yolda Erdoğan ve ekibi olmamalı. Bir milletin yöneticileri, millet adına yükseklerde yaşar. Ancak alçaklarda yaşamak korkakların işidir. Her zaman Evet efendimci yanları hep görülür. Hayır deme cesaretleri yoktur. O yüzden Batılılar onları çok sever.
Alevi-Bektaşiliğe, Geçmişten kaynaklanan AKP zihninde de İlk Müslüman Tükler için: ...İslamın yüksek esaslarını hemen kavramışlar, bu sebepten büyük çapta Sünni anlayışı tercih etmişlerdir. Sünnilik dışı cereyanlar ise sonradan bölmek amacıyla Türkler arasına sokulmuş sapık inançlardır diyen resmi ideoloji sürmektedir. 9 Kasım 2008 Ankara buluşması yapan yüz bine yakın insanları görmezden gelip uç fikirlere itibar etmeyiz diyen diyanetten sorumlu Devlet Bakanı Yazıcıoğlu; işte bu zihniyetin ürünüdür. Nerde buluşacağız bunlarla bir bilen var mı? Biri bana söylesin! Alevi-Bektaşiler sefil durumun içine düşmesinler... Artık dur deme zamanı...
Yokluk içinde yaşayanların İslam-i yaşam tarzı kimlik kazanma yolu oldu. Bir torba yiyeceğe, yirmi torba kömüre kişiliklerini satanları acıma zamanı geçmiştir artık. O acıdığımız, ezilenler dediğimiz halkın şamarını yiyip durmaktan usandık... Artık değer ölçülerine sahip çıkanlar ile olma zamanıdır. Selman Zebil 12 Kasım 2008
Selman Zebil
11 Kasım 2008 10:51
Yerel Seçimler Yaklaşırken 4 Önce 9 Kasım günü Ankara da her şeye rağmen Aleviler kendilerini gösterdiler. Ben bunu şöyle okudum: Artık bizde varız; bizi de tanıyın demektir. Ama anında hükümet içinde; diyanetten sorumlu Bakan Sayit yazıcıoğlu uç fikirlere itibar etmeyiz sözünü yadırgadım ve kınıyorum. Katılımcı yüz bin Aleviyi uç fikirler olarak görenleri Aleviler bir kenara yazsınlar; unutmasınlar...
Birde Ankara-Sıhhiye Meydanındaki Alevilerin hak arama mitingine katılmayacaklarını önceden bildiren İzzettin Doğan ve Fermani Altun, bilsinler ki dediklerinin tersi oldu. Asıl kendileri yalınız kaldı. Kendi tabanları bile yüz binlerin içinde oldukça çoktu Sıhhiye Meydanında. Fermani Altunu es geçin, işinin malumu! İzzettin Doğan Hocam, bir solda bir sağda görünür ama meyli hep sağda olduğunu bilmeyen yoktur.
Neyse; Bizleri yönetecek olanları seçerken; seçtiğimizde aranan niteliklere çok önem vermeliyiz. Başta, kendini beğenmiş (narsis) olmayan, oturmuş, benimsenmiş sistemle barışık olan; 1923 ruhuna inanan, kendi kafasına göre sistemi çekip çevirmeye kalkıp plansız-projesiz idesini yaşama sokmaya çalışmayan; ekip çalışmasına inanan ve önem veren birilerini seçmeliyiz.
Dahi, kendinden başka akıllı adamların da bulunduğuna inanan; geldiği mevkie kendi kerametinden kaynaklandığına meyil vermeyen, kafasında geliştirdiği derin hayalleriyle ilgili işleri dayatmaya kalkmayan, yenilikçi yanı hep önde bulunan birilerini seçmek için hazır olunmalıdır. Kendini ciddi biri gibi görmeyen, hep sinirlerine hâkim olan, öfkeyi hitabet sanatı olarak görmeyen, haşin ve sert olmayan, ne söylediğini bilen, hak isteyen vatandaşına küfür ve hakaret etmeyen, onu anlamaya çalışan (empati) Kendini eleştiren yazarları-çizerleri tehdide varan azarlamalara dahi onları ikide bir mahkemeye verme yerine, anlamayı deneyebilecek kabiliyet ve hoşgörü sahibi birini seçmek insani kurallardır.
Ukala olmayan, salt kendine biat edenleri sevmek yerine, iş gören, becerikli kişilere önem veren, halkı ikiye bölüp, bir bölümüne ötekiler diye ayrıştırmayıp, vatandaşların tamamını kucaklayan yöneticileri seçme fırsatını değerlendirmek gerekir.
Seçtiğimiz kişilerde aranması gereken karakter: her zaman duygularının esiri olmayan, tarafsız çalışan bizler-onlar diye bir sosyal ayrışmaya kalkmayan; kendinden yana olanlarla değil, muhalif gazete ve yazarlara da tahammül edebilen, kendini eleştiren gazetecilere kin ve nefret duyguları beslemeyenleri seçmeliyiz.
Olaylara tek taraflı bakmayan, şakşakçılardan, yağcılardan hoşlanmayan, hep kendini doğru sanmayan, en az hata yapan dahi hatalarından ders çıkaran birilerini seçmek dürüst insanın işidir.
Tek taraflı dinlemeyen, muhalifleri de dinleyen, tek taraflı yönlenmeyen, kendisi gibi konuşanları ve düşünceleri önem verip muhalif görüş ve düşüncelere de önem veren ve o muhalif düşüncelerden yararlanan, kendine öz güveni olan Belediye Başkanları seçilmeli... Tabir yerindeyse, magandaları oylarımızla taşımayalım yerel yönetimlere.
Bir yöneticiyi şakşakçılar, yağcılar hep yanlışa yönlendirirler. Duygularının esiri olan zafiyetten dolayı ülkeyi garabet ortamına sürükler olması umurunda olmaz ta ki, iş işten geçene kadar. Bunun farkında olanları izanımızla anlayalım.
Yüzde bilmem kaç oy aldık diye zafer ilan edebilirler. Sonra, en kısa sürede sinirleri bozuk, ayakta duracak dermanı kalmamış durumda kaldıklarını gördük geçmişte dahi günümüzde. Keramet kendilerinde; hataların kaynağı ise hep başkalarında ararlar...
Her defasında kendilerini milli irade olarak ilan edip durmayan, yasamanın her şey olduğunu sanmayan; Anayasa Mahkemesinin ne iş yaptığını bilincinde olan, milli iradenin tıkandığı yerde; milli iradenin yanılarak yaptığı hataları (bazı hallerde milli irade hata yapabilir, meclis şaşar, görevini kötüye kullana bilir) Anayasa Mahkemesi düzeltir. Bunun farkında olanları seçmeliyiz...
Siyasiler menşur sözleri olan milli irade ile gerçek milli iradenin 1923 de kurduğu Devletiyle, milletiyle bölünmez dahi Anayasa da değiştirilmesi bile teklif edilemez Laik- Demokratik-Sosyal-Hukuk Devleti yapısını arkadan dolaşma kurnazlığı ile değiştirmeye kalkmayan, şaşmayan, yanılmayan hassas liderleri seçmeye ihtiyacımız vardır.
Bilmem anlatabildim mi? Ne demek istediğim anlaşıldı mı? Yukarıdaki sözlerim tersinden okunursa günümüzde kimlere göre uygun olduğu anlaşıldı mı onu bilmem ama iyiyi seçmekle yükümlü olduğumuzun bilincinde olalım! Selman Zebil 11 Kasım 2008
filiz
11 Kasım 2008 08:04
merhaba canlar ben Ankara dan filiz öncelikle sitemiz çok güzel olmuş burdan tüm canlara sevgiler....
Selman Zebil
10 Kasım 2008 07:04
Yerel Seçimler yaklaşırken 3. Türk toplumu, Sünnisiyle-Alevisiyle yanıltılıyor dahi kandırılıyor... Seçtiği zümrelerin kendilerine ne yarar sağlayıp sağlamadığını görüyor ve şaşırıyor, şaşkınlığı tekrar oya; şaşırtanlara dönüyor. Halkın bu tavırları da bizi şaşırtıyor. Böylece hep beraber şaşırtılmaya, yanıltılmaya, aldatılmaya açıkça, edilgin bir toplum haline gelmiş oluyoruz.
Türk halkı kendini kapı önünde siyasilerin ayak silip geçtiği paspas sanıyor. Siyasiler de ayaklarını rahatlıkla silip geçiyor. Anayasa da halkın vatandaş yerine konup sayılması yasalarla belirlenmiştir. Türk Halkın özgürlüğü kısıtlanıyor, zekâsı iğdiş edilerek baskı altına alınıyor. Tek tipleştirme tertibiyle ahlak anlayışında, özgün değerlerinde, toplumsal yapısında gözle görülür değişiklikler fark edilmektedir.
Demek istediğim gerçekse, Alevi açılımı adıyla Alevilik tarifi yapmaya kalkmak, Alevi inancına ve Aleviliğe en büyük hakarettir. Alevilik, yüz yıllar öncesi düzenli tarifi tamamlanması, erenler, evliyalar tarafından yapılmıştır. Başkalarına halt etmek düşer ancak...
Çağlar boyu süre gelen Aleviliğimle hep övünmüşümdür... Çağlar boyu birey özgürlüğüne önem vermiştir Alevi anlayışı. Alevileri birey olmaktan, ümmet toplumuna kayma yolunu açmak isteyenler Ilımlı İslam projesinin Amerikan kanadı ve ona bağlı Okyanus ötesinden (Amerikan kucağında sığıntı yaşayan salyalı adam) Anadoluyu kuşatmaya çalışan ahtapot kolun yerli işlevcileri mecliste bulunan bazı siyasiler kanalıyla Alevi olduğunu söyleyen işbirlikçi, çıkarcı malum adamları kullanarak Alevi-Bektaşiliğin doğal dokusuna Sünnilik aşısı yapılmak istenilmektedir!..
Araştırmacı yazar İsmail Elçioğlu: Aleviliğin iki düşmanı var, biri Sünni devlet, diğeri Alevi adına hareket ettiğini iddia eden, ancak daha çok çıkar amaçlı hareket eden dernek ve vakıf örgütlenmeleridir der.
Güleriz ağlayan halimize bazen... Sünni devletin din kadroları tarih boyunca Alevilerden rahatsız olmuştur. Aleviliği ortadan kaldırmak için, Alevilik içinde, damarlarında Alevilik kanları kurumuş ya da kurumaya yüz tutmuş kişileri bulup mevki, şan, şöhret basamaklarından (tepelerde olmasalar da) biraz aşağılarda önlerine yalama çanaklar verilerek, Aleviliği eritmekle görevlendirilmiş kişiler her geçen gün alana çıkmaktadır. Mücadele onlarla olmalıdır başta.
Alevi olduklarını söyleyen işbirlikçiler, yarın karşımıza çıkarak Alevilerin oylarını çantada keklik gibi görmelerine meyil vermeyelim. Geçmişte Hanefi Mezhebi Sünni İslam anlayışı adına Alevileri kıyım fetvalarıyla tarih sahnesinden silemeyen devşirme şeyhülislamların beceremediklerini, Aleviler arasına nifak tohumları ekerek, Aleviliği-Bektaşiliği birkaç parçaya ayrıştırarak birliğine leke kondurma yolunda, işbirlikçi Alevilerin rolüne dikkat edilmeli. Yarın seçimlerde bu tip zümreler çıkacaktır karşımıza.
Bazı siyasiler ve işbirlikçi Alevi-Bektaşiler, Diyanet İşleri Başkanlığıyla dirsek temasında görüntüler sergilemekteler. Alevi-Bektaşiliği, Diyanet İşleri Başkanlığının insafına bırakılmak istenilmesi acizlik değilse, ne olduğu belli olmayan bazı kişilerin mertçe olmayan Alevi-Bektaşilik çatısının çökertilmesi olduğu belli...
Devletten maaş alan dede-baba olur mu?.. Olur; niye olmasın! Özden gelen Alevi-Bektaşileri bir kenara ayırırsan, devşirme-dönme Aleviler oldukça, devletten maaş almak isteyen Alevi-Bektaşiler de olacaktır.
Alevilik Sünni görüşün tamamen dışıdır... Bu günkü şartlarda Diyanete bağlı bir kurumdan maaş alan Alevi-Bektaşi dede-babası Alevilerin yaptığı özgün ibadet biçimini Diyanet İşleri Başkanlığının istediği gibimidir? Binlerce doğru-yanlış hadisten ve yorumdan oluşan şeriatçı softaların söylemleri, Alevi dede ve babaların akıl ve izanlarına kilit vurarak dahi Sünnilik telkinleriyle Sünni mezhep anlayışlarına hizmet eder hale getirmeyecekleri garantisini kim verebilir?
Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu şöyle: Cami cem evine, Ramazan orucu Muharrem orucuna, Kâbe Kerbelaya alternatif olamamalıdır demekte. Siz nerde buluşacaksınız? Sünni Hanefi mezhebine bağlı en yetkili din uleması böyle demekte!..
Alevi-Bektaşi dedesi-babası, Diyanetin ön kapısından girer, içeride beyni bulandırılarak arka kapıdan şeriatçı bir kafayla cem evine gelir ve kendine bağlı Alevi-Bektaşileri de cihatçı-şeriatçı zihniyetin ahtapot kollarına devreder.
Aleviliği Sünnilik kalıpları içine çekme çabaları var... Her dalda sistemin kurumlarını tahribat yaparak, kendine göre biçimlendirme çabaları olduğu gibi AKP, kendine göre bir Alevilik Kurumu oluşturma çabası içinde. Oluşturmak istediği Alevilik Kurumunun dede-babalarını da kendi zihniyetlerinden birilerinin olmasını istemekteler. Bu düşüncelerinin altında yatan namert niyet, Aleviliğin tavsiye sürecinin böyle olacağına inanarak AKP, Alevi olduğunu söyleyen AKP den Milletvekili Reha Çamuroğlu ile hayata geçirmeyi denediler. Alevilerin tepkileri üzerine rafa kaldırılmış olan proje tekrar masaya yatırıla bilir...
Bazı Aleviler sıcak baktılar AKPnin bu Alevi Açılımı proje işine. Lakin Alevi-Bektaşiler samimi kanaatleri bu şer oyununa kanmadan saldırılara aldırmadan, yol, erkân sürerek yürüyüp gidiyorlar yollarında her şeye rağmen.
Kısacası; Alevi-Bektaşilik Diyanet İşleri Başkanlığına bağlanmasında sakıncalı olarak görüyorum. Diyanet, Aleviliği kendi bünyesine alarak şeriata bağlamayı sağlar, Aleviliğin en temel unsurlarını hiçleştirilmesine zemin hazırlar önce, sonra yok eder. Zaten laik bir devlette Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurum dahi olmamalıydı.
Çok komik bir ülkede yaşıyoruz. Mahalle baskısı kültürü gelişiyor. Türk halkı yüzünü dine doğru çevirmiş gözükür gibi görünse de AKPye doğru çevirdiği izlenimi veriliyor. Alevi-Bektaşiler bu belli olmayan gidişatın oyun sahnesinde olmamalarıdır.
Hamuresi ve fikir dokusu kusursuz olan Alevi-Bektaşilik, Hacı Bektaş Veli ile en iyi biçimde belirginleşmiş, açığa çıkmış, Hacıbektaş ilçesi de Alevi-Bektaşilerin fidanlığı olmuştur.
Alevi-Bektaşiliği sulandırıp, Sünni inanca göre değerlendiren, Sünni gözüyle bakanlara yardımcı olamaya çalışanlara dikkat edip seçimlerde gereken dersi onurlu Alevi-Bektaşi olanlar vermelidir.
İnsan özgün değerler taşıyan bir varlıktır. İnsanı bir nesne gibi kullanma, öteki insanın işi olmuştur. Dinin gücü şeyhlerin, cemaat liderlerinin, tarikat zırvaların etkinliklerine göre ölçülüyor bizim ülkemizde. Böylece İslam dinin kendini ayakta tutabilecek dermanı yok ediliyor. Kendilerini din ve Kur-an koruyucuları gibi gösterip halka, mala, mülke asla doymayan, servetlerinin üzerine servet katan sahtekârlar sağımızda-solumuzda, bizimle yan yana; utanmadan bakıp suratımıza oy istemekte olduklarını gördük dahi göreceğiz. Alevi-Bektaşiler oylarının kıymetini bilsinler... Selman Zebil 8 Kasım 2008
KENAN TURGUT
07 Kasım 2008 07:31
MERABA CAN DOSTLARIM : didim canlar emlaktan kenan turgut tuncelıyım burda sizlerle olmak buyuk bir onur satmak veya almak istediyiniz gayrı menkullerınız olursa yardımcı olmakmaktan onu duyarım saygılarımı sunarım sevgili can dostlarım cep.:05436817208 tel..02568136099 272 guestbook entries
|