Alevilik, İslamdır.
‘Hakk-Muhammed-Ali’
yolunun ‘Kırklar Meclisi’nde
olgunlaştığı ve Oniki
İmamlarla devam eden;
İmam Cafer-i Sadık’ın akıl ölçüsünü rehber olarak
alan, Horasan erenlerinin
himmetleriyle Anadolu’ya
gelen Hazret-i Pîr’le ve ulu
ozanlarımızın nefesleriyle
hayat bulan inancın adıdır.
Alevilik inancı, hayatın
amacını insanın ham
ervahlıktan çıkarak insan-ı
kâmil olup özüne dönmek
olarak tanımlar. Bunun
için de; ‘Mürşid’, ‘Pîr’ ve
‘Rehber’ huzurunda ikrar
verilerek ‘Dört Kapı Kırk
Makam’ aşamasından
geçilir. İnancımızın
uygulandığı mekân cemevidir.
Sultanbeyli Belediyesi ve Kaymakamlığı’nın adını işitmek bile istemediği ‘kaçak’ cemevinin öyküsü, ABD Dışişleri Raporu’na kadar girdi. Ancak cemevi halen tanınmadığı için yöneticilere dava üstüne dava açılıyor
İSMAİL SAYMAZ
Sultanbeyli’nin en yoksul mahallesi olan Yavuz Selim’de tek katlı bir gecekondu... Bu gecekonduyu, bir yıldır ‘İbadet yeridir’ yazılı fatura gönderen İSKİ dışında hiçbir kurum, ibadet yeri olarak kabul etmiyor. Onlar tam beş yıldır varlık yokluk mücadelesi veriyorlar.
Mahallenin adı, 25 bine yakın Alevi’nin yaşadığı bir yer için akla en son gelebilecek seçeneklerden biriydi; o, konuldu: Yavuz Selim. Nüfusunun çoğunu, kente yeni göçmüş Sivas, Tokat, Muş ve Erzurumlu Aleviler oluşturuyor. Yavuz Selim’de 2000 yılına kadar cemler evlerin geniş salonlarında yapılıyordu. O yıl Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) mahallede şube açtı. Dükkândan bozma, tek göz bir yer tutuldu. Dernekte gençler semah çalışmaları yapıyorlardı. O gençlerden biri, o yıllarda 20’li yaşlarda olan ve sonradan mahallenin liderliğine kadar yükselen Sadegül Çavuş’tu.
Çavuş’un verdiği bilgiye göre derneğe yönetici bulunamıyor, kirası ödeneyemiyordu. Yönetim mecburen gençlere kalmıştı. O süreçte Avrupa Birliği (AB) Uyum Yasaları kapsamında Belediyeler Yasası değişmiş, yasadaki ‘Cami’ ifadesi yerine ‘İbadet yeri’ ifadesi konulmuştu.
İslam'ın en önemli dinsel kurallarından biri de zekattır. Zekat sözlükte bereket, artış ve arınma anlamlarına gelen Arapça bir sözcüktür. Dinsel literatürde ise, varsıl Müslümanların her yıl mallarının / kazançlarının / servetlerinin belli bir bölümünü yoksullara vermesi anlamını içermektedir.
Zekat tercihen yapılması gereken bir ibadet olarak değil bir zorunluluk olarak görülmektedir. Kur’an’daki pek çok ayet zekatı yoksulların hakkı olarak nitelemektedir. Yoksula verilen zekat, varsılların bir lütfu değil yoksulların almak durumunda oldukları haklarıdır. Dolayısıyla zekat vermek bir bağışta bulunmak değil hak sahibine hakkını vermektir.
Zekatın, hicretin 2. ila 5. yılları arasında inananlar üzerine yazıldığı / farz kılındığı bilinmektedir.
Zekatın zorunluluğu ve yoksulların hakkı olduğu ile ilgili Kur’an’da yer alan ayetlerden birini sunmakla yetinelim:
“ Onların mallarında isteyenler ve yoksunlar için bir hak vardı.” ( Zariyat Suresi,19 )
Zekatın kimlere verileceğinin bildirildiği ayette ise şöyle denilmektedir:
İsmini belki en çok duyup merak ettiğim köylerden birisi de Sün Köyü’ydü. Elazığ’da, Doğu’da Alevilik’le özdeşleşen, dedelikle özdeşleşen bir isim Sün ismi. Ağuçan Ocağı dediğimiz ve Anadolu Alevileri üzerinde en fazla etkisi olan, en geniş dede ve talip kitlelerinden birisine sahip Ağuçan Ocağı’nın ana kollarından birisi Koca Seyyid’in Türbesi’nin burada olması elbette buranın önemini çok daha fazla arttıyor.
Dedeyle söyleşi yapmadan önce Türbe’yi ziyaret edip, fotoğraflarla ve kameramla kayıtlar alıyorum. Bu arada türbe yakınlarındaki eski tarihi mezar taşlarının da çekimlerini yapıyorum. Daha sonra kesilen kurbanların halka sunulduğu alana yönelip halkla söyleşiler yapıyorum. Büyük bir inançla bağlı oldukları bu büyük türbeyi ziyaret etmenin, burada kurbanlar kesip lokmalar dağıtmanın inançlarının gereği olduğunu söyleyen insanlar kesimhane önündeki ağaçlar altında sohbet ediyorlar. Bu arada ocakzade olan insanlarla söyleşi yapıyorum. Hollanda’da yaşayan 65 yaşındaki Mir Seyyid evlatlarından olduğunu söyleyen, Çemişgezek Ulukale Köyü doğumlu Hüseyin Ersoy; Elazığ Merkez Dambüyük Köyü doğumlu Koca Seyyid evlatlarından olduğunu söyleyen 66 yaşındaki Almanya’da yaşayan Ali Erdoğan; değişen değerlerden bahsediyorlar. Bu arada Malatya’dan Fuzulilerden Meryem Alpaslan dersen kendisi hatırlar, deyip bol selamını aldığımız anamızın selamını dönüşte Abidin Özgünay’a
Viyana 18 Kasım günü saat 18 : 30 da Viyana Alevi Kültür Birliği (VAKB) Kadınlar Kolu öncülüğünde ‚’’Bin Kadın Bin Mum’’ etkinliği yapıldı.
Kadınlar, Avusturya Ulusal Meclisi Başkanı Bayan Barbara Prammer'i ziyaret ederek kadınların meclisten taleplerini içeren bir mektup verdiler.
"Bin Kadın Bin Işık" adı verilen proje çerçevesinde Viyana’da Avusturya Parlamentosu önünde toplanan binden fazla kadın, mum yakarak şarkılar söylediler. Derneğin Bağlama ekibi de koro halinde deyişler okudular. Etkinlikten parlamento önü adeta karnaval alanına döndü. Gösteriye Avusturya'da faaliyet gösteren başta Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere bazı dernekler de destek verdiler. Kadınların göçmen kadınların sorunları, Alevi olmaları sebebiyle kadınların karşılaştıkları sorunlar, çalışma koşullarına yönelik talepler, erkekler ile eşit haklara sahip olmak arzuları, demokratik ve çağdaş kadınların desteklenmesi gibi talepleri dile getirdiler. Konu ile ilgili kendisine mektup verilen Meclis
Dinim ve mezhebim Hz. Ali'nin dini ve mezhebidir diyenler, Alevi kültürü olmasa Anadolu'da dil birliğini koruyamazdık, belki Türkçe'yi kaybederdik diyenler ne yazık ki Alevi sorunların çözümü için şu güne kadar somut bir adım atmaktan nedense hep çekindiler. Oysa Aleviler; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında büyük emeği geçen kesimdir.Çorum'da, Maraş'ta, katledilen, Madımak'ta yakılan kesimdir.Atatürk devrimlerine en çok bağlı olan kesimdir. İnançları dolayısıyla en çok horlanmış, haksızlığa, iftiraya uğramış kesimdir.
'' incinsen de incitme'' felsefesini kendisine ilke edinen Aleviler, hiçbir zaman sorunlarını şiddetle, devletine başkaldırarak ya da başkaldıranın yanında yer alarak çözmeyi bir an bile aklından geçirmemiştir. Devletin kendisine uyguladığı ayrımcılığa rağmen hep hoşgörülü olmuştur.Ülkesini böylesine seven, Cumhuriyet değerlerine böylesine sahip çıkan ve sayıları yaklaşık 25 Milyonu bulan bir toplumun taleplerini görmemek, onları ötekileştirmek polilitikaları nereye kadar devam edecek?
9 Kasım 2008 tarihinde Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Derneği ve bazı demokratik kitle örgütlerinin desteklediği Ankara mitinginin arkasında yapılan yorumların, eleştirilerin bazılarına katılmamakla beraber önemli olduğunu düşünüyorum.Alevilerin haklı talepleri Sünni aydınlarımız, yazarlarımızın çoğu tarafından da dile getirilmekte ve desteklenmektedir. Basının bu yakın ilgisi beni sevindirdi.
Uzun ömrünüz kültür folklor araştırmalarında;
insanların yarattığı kültürel ürünlerin bilimsel yöntemlerle araştırılması için
geçti. Balkanlar’dan Azerbeycan’a sayısız bölgede incelemelerde bulundunuz.
İnsan dostluğunun, birliğinin, kardeşliğinin gelişmesi için emek verdiniz.
Alevi – Bektaşi Kızılbaş İnanç ve
Kültürü’nün günyüzüne çıkarılması için verdiğiniz mücadele genç araştırmacılar
için bir rehberdir. Bu konuda araştırma yapan en önemli bilim insanlarından
birisiniz. Her şeyden önce bizim önümüzü aydınlatan siz değerli hocamı
selamlıyorum.
Biz de sizin o tatlı ağzınızdan tekrar dinlemek isteriz, sizin hayat
hikayenizi?
Ben kışın ortasında, on metre buzun olduğu bir zamanda doğdum. Petesburg’ta,
Rus İhtilali başladığı gün dünyaya geldim. Çok kötü bir tarih çünkü yaşımı
herkes bilir. Bunu saklıyamam. Babam kaçmaya mecburdu, çünkü zengindi. Onu
bırakmazlardı. Onu öldüreceklerdi. Kaçmaya mecbur olduk, kayıkla. Çabuk
kaçtığımız için kurtulabildik. Trenle kaçtık. Bir ay sonra ise trenler
durduruldu. Fransa’ya gitmiştik. Ben Fransa’da tahsil ettim.
Aldığı eğitim yanında, kendisini de yetiştirip, Alevi dedeleri ve yazarları içinde müstesna bir yer edinen Mehmet Yaman, Erzincan Kemaliye Ocak Köyü’nden, Hıdır Abdal Sultan Evlatları’ndandır.
Yine köklü bir ocak ve dede ailesinden gelmesinin yanı sıra, kendi köyünün en önde gelen dedelerinin de cemlerinde bulunmuş, zamanın bilge insanlarının yanında yetişmiş olan Mehmet Yaman, Alevi dedeleri arasında en çok kitabı yayınlanan, yabancı dil bilen, yurt dışında birçok cemler yürütmesinin yanında uzun süre, insanları eğitme konusunda, ders verme konumunda da çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
Hayat öyküsü yazdığı eserlerde mevcut olan ve kendisiyle yaptığım ve Alevilik Bektaşilik Söyleşileri (Pencere Yayınları, 1997)
isimli kitabımın ilk cildindeki daha kapsamlı bir söyleşide kendisiyle ilgili daha detaylı bilgiler bulabileceğiniz Mehmet Yaman’la; Ali Naki Horasani ile Halk Ozanı Ali Ekber Gülbaş (Ekberi)’ın birlikte katıldıkları bir uzun söyleşiyi de, 1999’da Cem Radyo’da yapmıştım.
Bu söyleşide özellikle Muharrem ve Kerbela üzerinde dursak da Mehmet Yaman diğer konulardaki birikimlerini de hem bana, hem de geniş halk kitlelerine ulaştırmıştı.
Bu bağlamda bu kitapta yeniden düzenlediğim bu söyleşiyi değerlendirmeyi uygun buldum.
Aynı zamanda çok önemli bir kütüphanesinin bulunduğu kendi evinde dört saatlik bir kamera çekimiyle, özel sohbetimizde sazı ve sözüyle de, çok uzun yıllar bu yola hizmet etmiş ve etmeye devam eden Mehmet Yaman Dede’nin, Alevi toplumu için bir değer olduğunu tekrar belgeledik.
Son olarak CEM Vakfı’nda da önemli bir hizmet vererek, dar kapsamlı da olsa, yeteri duyuru yapılmadığı için az sayıda katılımcı olsa, daha doğrusu bazı dedelere yönelik kalsa da, “Eski Yazı” dersi vererek yine çok önemli bir görevi yerine getirmiştir. Daha sonra ise İngiltere Londra Cemevi’nin davetlisi olarak oraya gitip gençlerin yetişmesi kosunuda emak sarf etmiştir.
Kitapta kendisiyle yaptığım ikinci söyleşim ise özellikle dedelik konusunu kapsayan, bu arada Aleviliğin çok önemli yazılı kaynaklarından Buyruklarla ilgili önemli şeylerin söylendiği yine tarihi bir söyleşi olmuştur.
Kerbela’nın faciasın söylerken
Şah Hüseyin’e hasretimi yazsınlar
Şimdi sağım herhangi gün ölürken
Şah Hüseyin’e hasretimi yazsınlar
Varamadım o kervana vah bana
Cüda etme sen yarabbi bir yana
Öğütlerim sadık bir dost olana
Şah Hüseyin’e hasretimi yazsınlar
Kederlenir, dertli dertli yazarım
Bir divane oldum yanar gezerim
Efkarlanır hasretimle özlerim
Şah Hüseyin’e hasretimi yazsınlar
Bağrım yara akar gözlerim yaşı
Ah ile geçirdim baharı kışı
Dost canlara vasiyetim bu işi
Şah Hüseyin’e hasretimi yazsınlar
Düş ediben bir hüzünlük çekerim
Kederlenir kanlı yaşlar dökerim
Sadık olan cananlara söylerim
Şah Hüseyin’e hasretimi yazsınlar
Müslüm Seyrani geldim bu yaşıma
Neler geldi geçti garip başıma
Ben ölünce böyle mezar taşına
Şah Hüseyin’e hasretimi yazsınlar
(Müslüm Kumru (Aşık Müslüm Seyrani)
Mehmet Yaman’la Söyleşiler (II)
Yıllarca yurdun bir çok yerinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini okuttunuz, fakat siz Alevî kökenliliğinizi, Alevîliğinizi, Hıdır Abdal Ocağı mensubu olduğunuzu çok güzel gösterdiniz.
Gittiğiniz her yörede Alevî’si, Sünni’si; Alevîliği-Bektaşiliği sizin dilinizden anladı, sizin dilinizden dinledi, sizin ağzınızdan çıkanlar onlar için birer rehber oldu.
O yüzden çok kısaca sizin yaşamınızı kendi ağzınızdan alalım diyorum, bize kendinizden kısaca bahseder misiniz?
Bir arkadaşım, artık eskisi gibi mutlu değil insanlar. İnsanların yüzüne baktığın zaman çoğunun mutsuz olduğunu fark edersin demişti. Bu arkadaşımın haklı tespiti üzerine nasıl bir yazı yazabilirim diye düşündüm. Bu düşünceden yola çıkarak yazabildiğim kadarıyla yazayım bir kaç şey...
Marx'ın çok güzel bir sözü vardır.. '' Bireyin mutluluğu toplumun mutluluğundan geçer'' Eğer bir toplum mutlu değilse bireyin mutlu olması beklenemez. Marx'ın vurgulamak istediği, insan toplumsal bir varlıktır. Birey, toplum mutlu olduğu zaman mutlululuğu yakalayacağını söylemek istiyor.
Mutluluk nedir? Bugün küçük şeylerle gerçekten mutlu olabiliyor muyuz?
Mutluğun tarifi kişiden kişiye değişir elbet.Göreceli bir kavram olan mutluluk; Kimine göre sevmek, sevilmek, kimine göre bağlanmak, kimine göre özgürlük, kimine göre huzurlu bir aile ortamı, kimine göre yaşadığı her anın değerini bilmektir mutluluk, bir hayvanı okşamak, bir düşkünü kaldırmaktır mutluluk, bir çocuğa gülümsemektir mutluluk, mesala ben yazı yazdıkça mutlu olurum, ülkemin sorunlarına duyarlı olanları gördükçe mutlu olurum. Kimi insan arabası olunca mutlu olur, kimisi evi olunca, villası olunca mutlu olur. Kimi insan şöhreti artıkça mutlu olur. Bu gibi örnekleri çoğaltmamız mumkün. Mutsuzluk da bunların tersi olsa gerek.
Alevi İslam inancının gelecek nesillere daha güçlü aktarılması için eğitime ağırlık verilmesi gerektiğini belirten Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı N. Doğan Bermek, “Daha çok yazılı eser üretmeli, cemevlerinde daha çok eğitsel çalışmalar yapmalıyız” dedi.
AVF’nin geçtiğimiz Cumartesi günü yapılan ‘Dayanışma Yemeği’nde konuşan AVF Genel Başkanı Doğan Bermek, Alevi inancının 1.400 yıldır sözlü ve yazılı edebiyatla günümüze ulaştığını belirterek, artık gelişen çağın gereksinimlerine göre bu yazılı eserleri daha da çeşitlendirmek gerektiğini vurguladı. AVF olarak 2009’da bir çok proje tasarladıklarını kaydeden Bermek, “Öncelikli hedefimiz eğitim çalışmaları. Bu kapsamda da geçtiğimiz dönem Kartal Cemevi Vakfı, Gazi Cemevi Vakfı ve Ankara Akkav’da ‘Alevilik Eğitim Çalışmaları’ adıyla 7 ayı aşkın süren bir eğitim programımız vardı. Bu program bu dönem de daha da gelişerek devam ediyor. Bunun yanında en temel ürünlerden biri de Alevi Vakıfları Federasyonu’nca basılan Alevi Birlik Takvimi oldu. Bu takvim de bir Alevinin bilmesi gereken sosyal, siyasal, tarihi, dinsel, felsefik birçok bilgiye elimizden geldiğince yer vermeye çalıştık. Kurumlarımızın birbirini daha iyi tanıması için yapraklarda bilgilerine yer verdik. Takvimlerimiz ne kadar çok eve ulaşırsa o kadar çok insana yeni
Günümüzde alevilerin yükselen sesine kulak verin! Ankara'ya doğru ayak seslerine de..
Aleviler iyi vatandaştırlar..Ülkeye, devlete bağlı ve sorun çıkarmayan yurttaşlardır. Kendi kendilerine
yetmeye çalışırlar. Kendi yağlarıyla kavrulurlar. Devlet dahil kimseden birşey istemezler..
Devlete saygılıdırlar. Sorun çıkarmazlar. Kendi sorunlarını sesizce kendi aralarında çözerler.
İncitilme endişesiyle yaşarlar. Kimliklerini çoğunca saklı tutarlar. Ayırım yapılmasından ürkerler.
Sizin gibi, benim gibi insanlar. Tasada, kıvançta, sevinçte ortaktırlar. Kimliklerine, kişiliklerine ve
inançlarına herkes gibi saygı duyulmalıdır...
Demokrasi içinde, hak ettiklerini istemeleri onların hakkıdır. Bunları seslendirmeleri, seslerini saygılıca yükseltmeleri, bir o kadar saygıyla karşılanmalıdır...
Cemevlerinin, ibadethane olarak nitelenmesini istiyorlar! Diğer ibadethaneler nelerden yararlanıyorsa, cemevi de yararlansın istiyorlar. Buna evet demek çok mu zordur?!
Alman Yeşiller Partisi Milletvekili, kendisine yöneltilen eleştirileri yanıtladı:
Cem Özdemir; benim felsefemi anlamak isteyen Yunus Emre’ye, Mevlana’ya, Hacı Bektaş’a baksın....
Türklerin varlığını Batı’da iyice hissettiren unsurlardan birisi de özellikle Batı Avrupa'da gerek siyasi partiler içerisinde, gerek derneklerde, birçok kurum ve kuruluşla artık Türklerin de var olması.
Şu anda Almanya’da parlamentoda Türkleri temsil eden isimlerden birisi olan Cem Özdemir, İstanbul Barosu tarafından 8-9 Haziran tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen Azınlık Hakları Sempozyumuna katıldı.
Alman Yeşiller Partisi milletvekili Cem Özdemir Türkiye’yle ilgili açıklama ve değerlendirmeleriyle sık sık gündeme gelen bir isim. Türkiye’nin demokratikleşmesi yönündeki engelleri nedeniyle Türk hükümetini de eleştiren Özdemir, bu haliyle de Türkiye bazı çevrelerce eleştirilere maruz kalan bir siyasetçi. Kendisine açık açık sorduk, acaba kendisi gerçekten de; “Sevrsever” birisi mi?
Azınlık Hakları Sempozyumu’nda, Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu dağıttığı bir bildiride; “Ülkemizde Sevr planlarının dayatıcısı vakıflarla işbirliği yapılarak gerçekleştirilen bu sempozyuma özellikle Karen Fogg, Viladimir Goati, Slobadan Milacic, Cem Özdemir vb... İnsan Hakları adı altında Yeni Sevr dayatıcılarına platform hazırlanmaktadır...” deniliyor. Siz bir Sevr dayatmacısı mısınız? Azınlıklar, demokrasi, insan hakları konularına duyarlı olmak, sempozyumlar düzenlemek, her zaman ulusal birliğe zarar vermek manasına mı geliyor, sizin böyle bir kastınız mı var?
Hayır, hiç de öyle değil, benim felsefemi anlamak isteyen bu toprakların geçmişine baksın; Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş felsefesini anlayan herkes aslında bu tutumu aşmadan korkmamalı, kaçmamalı. Ben o felsefeyi yaşatmaya çalışıyorum.
Oral Çalışlar'ın Aleviler ne istiyor yazı dizisi umarız yakında sona erer. Çünkü aleviler, alevi olmayanların arkasında ırkçılık kokuları gelen yazılarindan rahatsız. Ceme girmeyen ikrar vermeyen ama 30 yıldır alevilik araştıran mazarlara bir cümlemiz var Gölge etmeyin başka ihsan istemez. Aleviyol
Aleviler ne istiyor? Oral Çalışlar
Alevilik eski bir Anadolu dinidir
Araştırmacı Mehmet Bayrak, Oral Çalışlar'ın Alevilik'le ilgili sorularını yanıtladı.
Bektaşi tekkeleri, Kızılbaş isyanlarında hep Saray’ın yanında yer almış ve Kızılbaş topluluklarla ters düşmüşlerdir. Ancak gerileme döneminde Bektaşi tekkelerinin ellerindeki malların alınmasından sonra, Bektaşi babalarıyla Saray’ın ilişkileri bozulmuştur
Alevilik nedir? Bir yaşam biçimi mi, ya da bir felsefe mi sadece? Semavi dinlerden farkı nedir?
Hazırladığım Aleviliğe ilişkin dört eserde İttihad ve Terakki kaynaklı Resmi ideoloji, Aleviliği ‘Türk Müslümanlığı’ olarak sunmaya çalışırken, bunun tarihsel ve toplumsal gerçeklikle ilişkisi bulunmadığını belgeleriyle ortaya koydum...
Yaklaşık 30 yıldır Alevilik konusunda çalışma yapıyorum geldiğim nokta şudur: Alevilik, geçmişi binlerce yıla dayanan bir evrensel- doğal dindir. Araştırmacılar, kısmen sol resmi ideolojinin, kısmen Kemalist resmi ideolojinin kısmen de İslam dininden gördükleri zararın etkisiyle, Aleviliğin bir ‘din’ olduğunu söylemekten kaçınıyorlar... Oysa, dinler ve inançlar insanlık tarihi boyunca vardı ve bugün de devam ediyor.
Sendikacı, yazar, siyasetçi Yaşar Seyman: ‘Alevi örgütleri erkek görünümünde’
Birtakım eksikler var hâlâ. Alevilik’te çağa göre birtakım yanlışlar gözden geçiriliyor. Onlar da şunu söylemeye başladılar: Yeniden Aleviliği de yapılandırmak lazım. Örneğin eşinden boşanan kadın düşkün oluyor ve ceme alınmıyor. Oysa boşanma hayata dair bir şey. Bu karar yeniden gözden geçiriliyor
Yaşar Seyman
Sendikacısın, siyasetçisin, yazarsın ve Alevisin. Kadın olarak, Alevi olarak gündelik hayatta hangi kolaylıkları ve zorlukları yaşıyorsun?
Alevi kadın olmanın bir zorluğunu yaşamadım. Aleviler çocuklarını, kız ve erkek çocuğu diye ayırarak yetiştirmiyorlar. Benim öğretmenim babamdır. Büyüdüğüm 45 bin nüfuslu mahallenin muhtarı olarak babam beni okula göndermiş ve örnek olmuştur.
Siyasi hareketler içinde yer aldığımız yıllarda Aleviliği önemsemezdik ve dedelere kızardık. Yurtdışında bir panel sonrasında yemek yiyorduk, dedenin birisine dedim ki, “Dede artık panel bitti. Biz çok yorulduk, biraz dinlenelim. Siz saz çalmıyor musunuz, deyiş söylemiyor musunuz?” “Vallahi kızım, solculuğunuzda bizi kovdunuz, ben o günden beri tövbe ettim, saz çalmıyorum” dedi. Bizim devrimciler olarak, saz çalma, cem, bunların hepsine karşıydık. Etnisiteyle, inançla pek ilgili değildik.
Yıllar sonra birçok şey ortaya çıktı; insanların Kürtlüğü, Çerkezliği, Lazlığı... Bunlarla birlikte inançlar da ortaya çıktı. Alevilik de yeni bir dinamik olarak ortaya çıktı. O zaman “Bu Alevilik nedir?” diye kavramaya çalıştık.
İzmir Güzelbahçe'de 5 cami imamı din ve ahlak kültürü derslerine girmek için görevlendirildi. Kaymakam Büyükata: Herşey yönetmeliklere uygun
İZMİR - Öğretmen ihtiyacının formasyon aranmaksızın ‘ilgili branşta yüksekokul mezunu’ olma şartıyla geçici görevlendirmelerle karşılanma yoluna gidilmesi, sonunda Milli Eğitim'de ‘imam- öğretmen” uygulamasını da başlattı. İzmir'in metropol ilçelerinden Güzelbahçe'de kadrolu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni bulunmadığı gerekçesiyle 5 okula cami imamları görevlendirildi. İzmir'de din dersi öğretmeni norm kadrosu 1208 olmasına karşın, sadece 587 öğretmen görevlendirildi. Okulların din dersi açığını kapatmak cami imamlarına kalırken, Güzelbahçe Kaymakamı Ekrem Büyükata, “Herşey yönetmelikleri uygun” dedi.
Sivas Olaylarında ki hakka yürüyen canlarımızla onları yakan canilerin bir arada 37 AYDIN diye sayılmasına ve hatta Alevilerin önderliğini yapma iddiasında bulunanlarında yapmış oldukları bu yanlışı defalarca dile getirdik. Ama nafile balık hafızalı halkımız da yazarımız da gazetecimiz de bu yanlışı yapmaya devam ediyor.
Sıvas 1993 de Madımak otelinde Yobazların oteli ateşe vermesi sebebiyle 33 tane etkinlik için Sıvas a gelen etkinliklerde yer alan , semah dönen, deyiş söyleyen düşünen yazan 33 Canımız iki tane otel emekçisi kardeşimiz ve onları din uğruna cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak diye bağıranlardan 2 Cani olmak üzere toplam 37 kişi canını kaybetmiştir. Aleviyol
Sanık Çakmak’ın dosyasından, 14 yıllık ‘koruma şemsiyesi’ çıktı: Çakmak ‘aranırken’ askere gitti, evlendi, ehliyet aldı, sigortalı işe girdi ama 2007’ye kadar bir türlü yakalanamadıANKARA - 37 aydının yanarak can verdiği Sivas katliamı davasında, yakalanamayan yedi sanık hakkında açılan ‘ek dava’ dosyası, devletin sanıklara gösterdiği ‘müsamahayı’ ortaya koydu. Sanık İhsan Çakmak’ın 2007 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde metroda gişe memuru olarak çalışırken yakalandığı güne kadar, çeşitli dönemlerde, kamu kurumlarında görev yaptığı ortaya çıktı. Çakmak, ‘aranırken’ askere gitmiş, evlenmiş, ehliyet almış, sigortalı işe girmiş
Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, cemevleri ve zorunlu din dersleri konusunda Alevi temsilcileriyle diyaloğa gireceklerini söyledi. Yazıcıoğlu’nun bu çağrısına programda bulunan Alevi temsilcileri de destek verdi.
İSTANBUL - Can Dündar’ın sunduğu Neden programında Alevi sorunu tartışıldı. Programa katılan Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, Alevi temsilcilerinin görüş ve önerilerinin değerlendirileceğini belirterek, “Muhatap arkadaşlarımızla oturup konuşacağız. Ne olabilir, nasıl olacak, zaman içerisinde ben somutlaşacağına inanıyorum. Kesinlikle daha rahatlatıcı bir ortama geleceğiz” diye konuştu.Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan sorumlu bakanın Alevi kesimiyle diyalog önerisini programın bir diğer katılımcısı Alevi kökenli AKP milletvekili Reha Çamuroğlu da tekrar etti.
NTV’ye konuşan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Alevilik konusunda atılabilecek sosyal ekonomik siyasi adımları fevkalade olumlu olarak nitelendirdi. Ali Bardakoğlu, “Teolojik tartışmadan ve çözümden önce olayı bir Türkiye gerçeği olarak algılayıp, bu çözümler için yoğunlaşmalıyız” dedi.
“Alevilik ve Bektaşilik İslam içi bir zenginliktir” diyen Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bir Alevi bölümü kurulması önerisine ise sıcak bakmıyor.
Türkiye'deki Kürtleri kışkırtmak, ayrıştırmak için Avrupalılar her yolu deniyorlar. Şimdi de 'Dersim Soykırımı' iddiasına sahip çıktılar.
Haberlerden öğreniyoruz ki Avrupa Parlamentosu'nda 'Dersim Soykırımı' isimli bir konferans düzenlenmiş. Bu konferansa elbette ki DTP'liler önderlik etmişler. Toplantı sonrası kabul edilen sonuç bildirgesinde Dersim olayları 'soykırım' olarak nitelendirilmiş.
Avrupalılar, doğu ülkelerini etnik (kavimsel) yapılarına göre ayrıştırarak buraları kolayca sömürmüşler ve şu anki zenginliklerini böyle yaratmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu işte bu politika ile (azınlıkları/etnik grupları ayrıştırarak ) çökertildi. Aynı oyun, Kürtler üzerinden şimdi de sürdürülüyor ki Türkiye çökertilsin.
Bu oyunda Kürt grubuna Tunceli'yi de eklemek çok önemli görülüyor. Böylece bazı Aleviler de bölücü hareketin içine çekilebileceklerdir. Bunun için de Tunceli (Dersim) halkının Kürt olduğu iddia ediliyor. Ne yazık ki kendi kimliğini ve tarihini bilmeyen bazı Tuncelililer de bu propagandaya kanmış bulunuyorlar.
AKP’ye oy verirken oluyor da, CHP’ye oy verirken neden olmuyor?’ CHP lideri Deniz Baykal’ın 16 Kasım pazar günü İstanbul Sultangazi’de türbanlı ve çarşaflı hanımlara ‘Altı Oklu’ parti rozeti takmasıyla başlayan tartışmayı en iyi dün Meclis grubuna hitap ederken sarf ettiği bu cümle anlatıyor.
Yerel seçimler vesilesiyle Baykal’ın bu keskin siyasi manevrası ile AK Parti’nin ezberini ve oy tabanını dağıtmayı amaçladığı dün kurduğu başka cümlelerden de belliydi. Örneğin, “Senin çaren yok, daima bana oy vereceksin, bunlara vereceksin. Ben her şeyi yaparım, vatandaşın fitresini, zekatını toplar, onunla siyaset yapmak için televizyon kurarım. Yağma yok” diye Deniz Feneri yolsuzluğuna gönderme yaptığı cümle bunlardan.
Hayrünisa hanım türbanlı diye Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını artık Meclis’teki Cumhuriyet törenleri dahil boykot eden Baykal’ın “Lütfen siyaseti artık yukarı çekelim, siyaseti kılık kıyafetin bir parçası, uzantısı görmeyelim” demesi elbette ezber bozucu ve şaşırtıcıdır. Sadece AK Parti’liler değil, CHP’liler için de öyle.
CHP’den itirazlar gelmeye başladı. Geçen yılki cumhuriyet mitinglerine önderlik eden isimlerden olduğu için Baykal’ın kontenjanından CHP milletvekili seçilen Profesör Necla Arat bu isimlerden birisi. Arat dün NTV’de bu hanımların örtüleriyle CHP’ye katılarak zincirlerinden
Gazetelerde-televizyonlarda kara çarşaflı-türbanlı kadınları CHP’ye iltihak ederken görünce bunu anladım demek ki...
CHP iktidara yürüyor...
Nitekim Deniz Baykal dahi türbanlı-çarşaflı hanımları görünce anladı ki başbakan olmakta.
İşte buuuuu...
*
Bir başka toplantıya da dergáh cemaatinden cüppeli-sarıklı birkaç kara sakallı mürit katıldı mı... Ve Genel Sekreter Önder Sav, kenarı dantelli külah edinip, toplantıların ortasında kafasına geçirdiği gibi, arada bir "Tekbiiirrrr..." diye bağırdı mı?...
Kim tutar CHP’yi...
Geriye kalıyor, Baykal’ın gidip Başbakanlık’taki koltuğa huzur içinde oturması...
Müthişşş...
*
AKP’liler son zamanlarda "laik cumhuriyet", "Atatürk" sözcüklerine sarılırken, dinin siyasete alet edilmesini istemeyen CHP’nin medyanın karşısına türbanla-çarşafla çıkması, "Acaba yer mi değiştiriyorlar?" sorusunu akla getirse de, bu doğru değil...
AKP iktidarı ve yaptıkları ortada iken, "Konuşmayayım, yazmayayım" diyorum.
Olmuyor.
Olmayan ne?. Şu.
"CHP'yi eleştirmenin zamanı değil, iyi niyetli eleştiri bile zarar verebilir" deniyor. Doğru.
Peki ama biz, hata ve yanlışları halının altına mı süpürmeliyiz?
Yoksa, halının altına hata yapanları mı süpürmek doğru?..
KARA ÇARŞAFLA HALK AVCILIĞI!..
22 Temmuz (2007) genel seçimleri öncesinde de aynı çıkmaz içine girdi, pek çok Atatürkçü.
Küçük de olsa, AKP'ye karşı birleşilmesi gereken adres CHP'dir diye
düşünülüyordu. O yüzden, Baykal'ın hatalarını ve iktidar istememesini
görmezden gelme eğilimi öne çıktı.
Sonuç ortada.
S- Saygıdeğer Yaman, Alevi kökenli bir ilahiyat fakültesi (eski ismiyle İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü) mezunu olan ender araştırmacı ve yazarlarımızdan birisiniz. Yıllarca yurdun birçok yerinde Din Kültür ve Ahlak Bilgisi Dersleri okuttunuz Birçok kişi tarafından istismar konusu yapılan bir kimliğe sahipsiniz. Bize öğrenciliğinizden, öğretmenliğinize uzanan çizgide, "dinsel eğitim" geçmişinizden, size yöneltilen "diyanetçi, devletçi, Sünni dede" eleştirilerinden ve bunların sizdeki etkisinden bahseder misiniz?
C- ÖĞRENCİLİĞİMDEN ÖĞRETMENLİĞİME UZANAN ÇİZGİ
Erzincan'ın, Kemaliye İlçesi'nin, Ocak Köyü'nde 1940 yılında doğdum. İlkokulu köyümde bitirdim. Dört yaşımda iken babam Hayri Dede vefat edince yetim kaldığımdan, köydeki cem törenlerinde post dedesi (mürşid) olan büyük babam Ahmed Dede, beni daima dizinin dibine alır ve ben de görgü cemlerini burada izler, Alevi yol ve erkânımızı öğrenirdim. On yaşlarımda iken taliblerimiz (Efeler Köyü, Akçiçek Köyü, Kaledibi Köyü, Yalnızsöğüt Köyü vb. ) benden saz çalıp deyiş, düvazimam söylememi, cem yapmamı isterlerdi. Bu gül yüzlü, temiz inançlı, edebli, uygar HAK-MUHAMMED-ALİ yolunun yolcuları canlarımızın isteklerini yerine getirir, cem yapardım. Daha o yıllarda (1950'li yıllar) dedelik görevine başlamış bulunuyordum. (Zaten bu yıllardan sonra köyden kente göçen Alevi Halkı, 1995'e geldiğimiz şu sırada, tam 50 yıla yakın zamandan beri gerçek cem törenlerinden mahrum kalmışlardır. Şu günlerde